DOLAR 6,0768
EURO 6,7951
ALTIN 250,3
BIST 86.237
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Gök Gürültülü

12Eylül cuntasına direnen kadınlar anlattı

12.09.2018
A+
A-

12 Eylül darbesinin üzerinden 38 yıl geçti. “Sağ-sol çatışması”, “İstikrar” ve “Güvenliğin tesisi” bahanesiyle dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in başkanlığındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 12 Eylül 1980 günü darbe kararı aldı. Ve darbe sonucu binlerce insan cezaevine girdi, yüzlercesi ise yaşamını yitirdi.  Aradan geçen 38 yılda 12 Eylül uygulamaları katmerlenerek  artarken, faşizm ve savaş politikaları ise devam ediyor.
 

Fotoğraf: JİNNEWS
(Ayten Saçık ve Sema Güven)

1980 darbesinde Diyarbakır’dan sonra en fazla işkencenin uygulandığı Mamak Cezaevi’nde kalan ve 12 Eylül’ün en ağır işkencelerine maruz bırakılan Ayten Saçık ve Sema Güven cezaevinde yaşadıklarını Jinnews‘ten Habibe Eren ve Dilan Babat‘a anlattı. Aynı zamanda aynı koğuşta kalan kadınlar, işkence uygulamalarına karşı da aynı anda direniş gösterdiklerini ifade etti. 

 

‘Ölüm hücreleri’ ve ‘tabutluk’ odalar! 

 

12 Eylül darbesinin getirdiği ve işkence merkezi olan Derin Araştırma Laboratuvarı’nda (DAL) 2 ay boyunca tecritte tutulan Ayten, orada birçok “sınavdan” geçtiğini söyledi. Ayten, “Bu sınavlar işkencenin her türlüsünün uygulanmasıydı. Önce Mamak’a götürdüler. Sonra A Blok,  C blok ve diğer tüm blokları gezdik. Daha sonra kadınları da A blok’a koydular. Burayı da 2 koğuşa ayırdılar. Mamak Cezaevi Müdürü Albay Raci Tetik ve şürekasının kendilerince ‘azılı, 2 diye niteledikleri bazı kadın arkadaşları A blok 1’e aldılar” diye konuştu. 

 

Darbe sürecinde cezaevinde “Biz asker değiliz kadınız ve siyasi tutukluyuz” diyerek dayatılan insanlık dışı birçok uygulamaya karşı çıktıklarını dile getiren Ayten, o süreci şöyle anlattı: “Defalarca işkenceye maruz kaldık. Her şey yasaklıydı. İnsanın gerekli duyduğu bütün ihtiyaçlar yasaklandı. Bir kısmımız A Blok’ta ‘ölüm hücreleri’ ve ‘tabutluk’ denilen yerlerde karanlık odalarda tecrit altında tutulduk. Dayatılan tüm yaptırımlara karşı çıkıyorduk. İşkenceler öyle hızlı yapılıyordu ki bir uygulama karşısında kadınlar olarak toplanıp ‘buna nasıl bir şey yapalım’ diyemeden saldırıya uğruyorduk. Birçok uygulamaya ‘hayır yapmıyoruz’ diye direndik.”

 

‘Uygulamalara karşı tek yürek tek yumruk olmuştuk’

 

Mamak Cezaevi’nde sistematikleşen işkenceyi “Oradan sağ çıkmak olası gibi değildi” sözleriyle anlatan Ayten, “Biz Türkiye’deki bütün siyasi düşüncedeki kadınlarla birlikte kalıyorduk. Yönetimin uygulamalarına karşı tek yürek tek yumruk olmuştuk. Bu dayanışmadan ötürü doğru tavırlar aldık. Doğru pratikler sergiledik. Bu tavır cezaevi yönetimi kudurtuyordu.  Raci Tetik  gelip ‘Siz niye bu kadar güçlüsünüz’ bu kadar özgüvenlisiniz. Nefret ediyorum sizden’  diye tepiniyordu. Cezaevi’nde her meslekten ve yaştan kadınlar vardı. Doktor, akademisyen, mahallede örgütlenen kadınlar, ortaokul ve lise öğrencileri vardı. Hepimiz bir bütünlük içindeydik” ifadelerini kullandı. 

 

‘Şu an 12 Eylül’den daha kötü’

 

“12 Eylül’de kısmı de olsa bir hukuk vardı. Oradan buraya baktığımızda 12 Eylül katlanarak devam ediyor” diyen Ayten,  12 Eylül Anayasası’nın şeklen devam ettiğini ancak ortada Anayasa olmadığını söyledi.  Ayten, şöyle devam etti: “’Hani rafa kaldırılmış’ deniyor ya aslında yasa nerede bilmiyoruz? Bugün tek adam diktatörlüğü ile o dönem katlanarak devam ediyor. Neyin ne zaman nereden geleceği belli değil. O zamanda çok fazla insan cezaevindeydi ama bugün ki kadar değildi. Bugün ben kendimi o günkünden daha kötü hissediyorum. Çünkü o zaman içeride müthiş bir dayanışma varken dışarı da müthiş bir refleks vardı.”

 

‘En geniş cepheyi oluşturarak parçalanmışlıkları bırakmak gerekiyor’

 

Türkiye’de ekonominin sıfırlandığını,  hukuk ve adaletin ise yok edildiğini vurgulayan Ayten, “İnsan haklarından asla söz edilemiyor. Ülke parça parça satılmış durumda. Devlet tek bir adamın elinde.  Her şey tek adamın iki dudağı arasında. Bu zamanı 12 Eylül’den daha kötü görüyorum” diye konuştu. Mücadele ile bir araya gelerek bu sorunların bertaraf edilebileceğini söyleyen Ayten, “En geniş cepheyi oluşturarak parçalanmışlıkları bırakmak gerekiyor. 80’den önce de parçalıydık ancak bu kadar değildi. O zaman faşizme karşı çok daha fazla ortak eylem yapıyorduk” ifadelerini kullandı.

 

‘Bir araya gelip buna dur demek zorundayız’

 

“Türkiye’nin çöküşü de ekonomiktir. Bu gidişatı kamufle etmek için savaşlar ilan ediliyor. Zaten bir savaşın içindeyiz. Savaşta zaten bir nemamla durumudur. Bu durumun Türkiye’ye yansıması da ortadır” diyen Ayten, son olarak şunları ekledi: “Bir yerde ekonomi batıyorsa, insan haklarından, adaletten bahsetmek mümkün değildir. Halk mutlu değil. Zaten yüzde 50 hiç onaylamıyordu. Diğer yüzde 50’lik kesimde durumun farkında değil. Gelecek günler kesinlikle onları isyan ettirecektir. Bu diyalektik olarak bizleri bir araya getirmeye bir zemindir. Birlikte mücadele etmek zorundayız. Ve asla umutsuz değilim. Birikimlerimizle, yaşama bakış açımızla bir araya gelip buna dur demek zorundayız. Bu bizim tarihi sorumluluğumuz.”

 

‘Özgürlük’ün ‘ö’ sünü bile duyamazdınız’

 

Mamak’ta çok sayıda kadınla birlikte işkencelerden geçen Sema Güven ise, Mamak Cezaevi’nin baskının, işkencenin ve anti demokratik tüm uygulamaların en yüksek düzeyde yaşandığı cezaevlerinden biri olduğunu söyledi. Sema, kaldığı süreçte yaşanılanları şöyle özetledi: “Mamak Cezaevi’nde çok sistemli baskı, ceza yöntemleri uygulanıyordu. Biz Mamak Cezaevi’ne gelmeden önce o dönemde çok yoğun baskı gözaltı ve tutuklanmalar olduğu için öncellikle kadınları, cezaevine dönüştürülen 2 yılık eğitim enstitüsüne götürüyorlardı. Önce orada kalıyorduk. Belirli bir süre orada da kaldıktan sonra idarenin işine gelmeyen eylemliklerimizden kaynaklı bizi cezalandırma adına Mamak Cezaevi’ne taşıdılar.  Mamak Cezaevi’nde  önce D Blok’a yerleştirdiler.  Baskı ve direnişlerimiz orada da devam etti.  Belirli bir süre sonra onların deyimleriyle bizi ‘ıslah’ etmek için A Blok’a  götürdüler.  A Blok özgürlüğün ‘ö’sünü bile duyamayacağınız bütün kısıtlamaların olduğu bir bloktu” dedi. 

 

‘İşkenceden kaynaklı birçok arkadaşımız yaşamını yitirdi’

12 Eylül döneminde her kesimden insanın direndiğini vurgulayan Sema, “Orada insanlar ağırlıklı olarak gençler herkesin özgür ve eşit yaşayabileceği eşitliğin olduğu, baskının olmadığı  demokrasinin, kardeşliğin, barışın ön planda olduğu bir dünya yaratma mücadelesi veriyordu. Her türlü baskıya maruz bırakıldı bu mücadeleyi veren insanlar.  Mamak’ta işkence çok sistemli bir şekilde uygulandı. Kendi istekleri doğrultusunda, kendi ifade vermeleri için zorlandı insanlar. Yüzde 90 bunun karşılığını alamadıkları için işkencenin boyutlarını artarak devam ettiriyorlardı.  İşkencelerden kaynaklı hayatını kaybeden birçok arkadaşımız oldu” diye belirtti. 

 

‘Bizi yok etmelerine izin vermedik’

 

Kadınlar olarak idarenin yok etme ve asimilasyona uğratma politikalarına karşı  direndiklerini ve teslim olmadıklarını belirten Sema, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bütün baskılara rağmen biz insan olmanın onurunu hiçbir zaman yok etmelerine izin vermedik. Direnişimizden taviz vermedik. Örneğin;  ben ve bir kadın arkadaşım ‘kurallara uymadığımız’ gerekçesiyle tahliye olduğumuz gece tekrar geri alındık.” 

 

‘O dönem açık faşist diktatörlük bu dönem de tek adam diktatörlüğü’

 

12 Eylül’de yaşanan insanlık dışı uygulamaların bugün de devam ettiğinin altını çizen Sema, “12 Eylül bitmiş değil.  12 Eylül’ü değerlendirirsek aslında 12 Eylül’ü hala yaşıyoruz.   Bazı durumlarda hatta 12 Eylül’ü aratacak uygulamaları yaşıyoruz.  O dönem açık faşist diktatörlük vardı.  Bu dönemde de tek adam diktatörlüğü var. Hukuk derseniz rafa kaldırılmış,  o dönemde hukuk bu döneme göre daha iyi işleniyordu.  Baskı, işkence demokratik hakların bitirilmesi günümüzde de devam ediyor.  Ancak örgütlü bir mücadele ile bir şeyler değişecektir.  12 Eylül yıl dönemlerinde hep aynı şeyleri yaşıyoruz” ifadelerini kullandı. 

 

‘O dönem ülkenin yönetilmesi gerektiği model olarak 12 Eylül geldi’

 

12 Eylül döneminde hükümetin “Ülkede sağ ve sol çatışması var, insanlar ölüyor. Buna dur demek için yönetime ve iktidara el koyduk. Biz bunu durduracağız barışı getireceğiz.” dediğini anımsatan Sema, “Oysa ki 12 Eylül’ü kesinlikle sağ sol çatışması olarak düşünmemek gerek.  O dönemde ülkenin yönetilmesi gerektiği  ‘model’ olarak 12 Eylül geldi. 24 Ocak kararları ile başlayan bir süreçti.  12 Eylül döneminde bunu katmerli bir şekilde uygulayabilmek için böyle bir darbe planlandı.  Yoksa ülkede sağ sol çatışması ifade ettikleri gibi bir durum söz konusu bile değildi.   Halkların daha rahat yaşayabilmesi için mücadele eden sol kesimi sindirebilmek amacıyla devletin  baskısıyla oluşturduğu bir sağ baskısı vardı.   Faşist katliamlar vardı” diye belirtti.

 

‘Ülke bugün kriz içerisinde’

 

12 Eylül’ün hem baskı hem de yönetim açısından hala devam ettiğini vurgulayan Sema,  liberal politikalar sonucu ülkenin bugün krizin içinde olduğuna dikkat çekti. Sema, “Bugün bu krizin çözümü olarak her şeyi ‘Allah’a havale ediyoruz.’ Önümüzde bizi daha kötü günler bekliyor. Bu da tamamen 12 Eylül politikalarının bir sonucudur. Aynı politika bugün ekonomi alanında devam ediyor” dedi.

 

‘O dönem ekmeğe bile zam yapılsa insanlar sokağa dökülürdü’

 

12 Eylül dönemi öncesinde ülkede olumlu bir halk muhalefeti olduğunu ve ekmeğe bile bir zam yapıldığı zaman insanların sokaklara dökülerek tepkisini dile getirdiğini ifade eden Sema, şu an sokaktaki herhangi bir insanın aynı tepkiyi ifade ettiğini ama bunu sokağa dökemediğini dile getirdi. Sema, son olarak şunları dile getirdi: “Halk bunun içinde yaşıyor.  O dönemde örgütlü bir yapımız vardı. İnsanlar ile daha örgütlü bir iletişim kurup, o insanların tepkisini dile getirmeyi sağlayabiliyorduk. Bugün baktığımız zaman insanlar dağınık. Bütün oluşumlarda iyi niyetli bir çaba var. Ama halen o örgütlü yapıda değiliz.  Hiç kimse gidişattan mutlu değil.  Ama Türk halkının her zaman güçlünün yanında olma gibi bir durumu var.  İnsanlar mutsuz ve yarı aç geziyor. Güçlü bir muhalefet olursa umut yeniden doğar. Haklılar kazanacaktır. Halk haklıdır ve bir gün mutlaka bizler kazanacağız.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.