DOLAR 5,8272
EURO 6,5615
ALTIN 238,8
BIST 95.953
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Parçalı Bulutlu

3. havalimanı işçileri davasında tahliye

06.12.2018
A+
A-

3. havalimanı şantiyesindeki kötü çalışma koşullarına ve iş cinayetlerine karşı eylem yaptıkları için 31’i tutuklu 62 işçi ve sendikacının yargılandığı davada karar açıklandı. Gaziosmanpaşa 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, 78 gündür tutuklu olan 31 kişiden Serhat Bilici hariç diğer işçilerin tahliyesine karar verildi. Bilici’nin ise SEGBİS ile davaya bağlanmadığı ve ifadesinin alınmadığı için hakkında tutukluluğunun devamına karar verildiği belirtildi.

İşçilerin davası duruşma salonu küçük olduğu gerekçesiyle Gaziosmanpaşa Adliyesi’nin personel yemekhanesinde yapıldı. Polis, adliye girişinde yoğun güvenlik önlemi aldı.Tutuklu işçilerin ailesinden birer kişinin davayı izlemesine izin verildi.

Salona alınmayan gazeteciler de daha sonra avukatların itirazları sonucu duruşmayı izleyebildi. Duruşma sırasında fenalaşan bir tutuklu işçiye CHP Milletvekili doktor Ali Şeker müdahale etti. Jandarmanın silahını göstererek bir işçiyi tehdit etmesi, avukatların tepkisine neden oldu. Mahkeme avukatların derhal beraat talebini reddetti. Davayı, İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel ile Ankara, İstanbul ve Adana Barolarının yönetim kurul üyeleriyle birlikte 51 avukat izledi.

Duruşma, kimlik tespitiyle başladı. Daha sonra avukatlar söz alarak derhal beraat talebinde bulundu. Avukat Kazım Bayraktar, işçiler hakkında hazırlanan iddianameyi eleştirerek, iddianamede eylemlerin nedenine ilişkin hiçbir tespitin yer almadığına dikkat çekti.

İGA’nın İcra Kurulu Başkanı Kadri Samsunlu’nun ”işçiler haklıydı, özür dilerim” demesine rağmen işçilerin hala tutuklu olduğunu söyleyen Bayraktar, “Dünyanın duyduğu, iddianamede yer alan el yazısıyla yazılan talepler var. Orada işçilerin koşulları var ve o koşulların düzeltilmesi isteniyor” dedi. İşçilerin iş cinayetlerine ve kötü çalışma koşullarına karşı grev yapma hakkının olduğunu ama bunun iddianamede suç olarak tanıtıldığını belirten Bayraktar, “Bu iddianame patron devlet ittifakının ifadesidir. Gözaltına alınan işçilere ‘Avukat istemeyin, yoksa başınıza bir şey gelebilir’ tehdidi de yapılmıştır” dedi.

Avukat Songül Beydilli de hak kullanımının suç oluşturmayacağını vurgulayarak, işçilerin WhatsApp kayıtlarının da hukuka aykırı delil olarak iddianameye konulduğunu belirtti. Beydilli, ”Bu davanın iddianamesi işçilerin hak talebini bulunmasını suç olarak göstermektedir”diye konuştu.
Avukat Yıldız İmrek , Anayasadaki işçi haklarını hatırlatarak iddianamenin bunların hiçbirini kapsamadığını söyledi. İmrek, “31 işçinin tutuklu yargılandığı mahkeme darbe döneminde ancak görülmüştür” dedi.

Avukat Mürsel Önder, “Kolluk ifadeleri avukatlar huzurunda yapılsaydı bugün burada bunları konuşmazdık” diyerek sorgu sürecindeki çarpıklıkları ve gözaltı sürecindeki hukuk dışılıkları sıraladı: “Zorla alınan kamera kayıtlarında kendi kendilerini tespit etmeleri istenmiş ve delil bulunamayınca üretmişler. Jandarmanın kırdığı kapıları, işçiler kırmış gibi gösterdiler. Bu işçilerin yemekhanede yargılanması makus talihleri olsa gerek. Müvekkillerimizin bu kabustan uyanmasını umuyoruz. İddianame evlere şenlik. Mantık içler acısı. Savcı adeta sözcüklerle kavga etmiş. Neymiş çalışma şartı bahaneymiş, neymiş sözde sendikacıymış. Merak ediyorum niye yoksullardan işçilerden bu kadar nefret ediyorsunuz? Savcının empati yapması için sadece bir gün de olsa tahtakurularıyla yaşamasını isterim. ”

İGA CEO’su Kadri Samsunlu’nunişçilerden özür dilediğini söyleyen Önder, “Gelip bu mahkemede 3 aydır mağdur ettiği işçilerin yüzüne karşı özür dilesin” dedi.
Mahkeme yargıcı, avukatların derhal beraat taleplerini reddederek işçilerin savunmasına geçti. İlk olarak konuşan Siverekli Teyip Kırğın “Suçlamaları kabul etmiyorum. Sadece eyleme katıldım. Polisle karşı karşıya bile gelmedim. Gözaltında komutan ensemi tutuyor kulaklarımla oynuyor. Şantiyeye gelen milletvekillerine sorunlarımızı anlatırken fotoğrafımı çekmişler. Jandarma komutanı o fotoğrafı göstererek ‘bu o.. kim, k… kim?’ diyerek şu an söyleyemeceğim çok çirkin sözler sarf etti. Bunu da dikkatinize sunuyorum. Ben şatafat içinde yaşamadım. Yemek azmış, çokmuş bakmam. Bir tabakla karnımı doyururum ama yemekhanede bize son kullanma tarihi geçmiş yemekleri veriyorlardı. Tahta kurusu kolumu yedi. Kaç defa şikayet ettik, ilaçlanmadı. Pis, küflü yataklarda yattık” dedi.

Yanında arkadaşına elektrik çarptığını ama olayla ilgili tutanak bile tutulmadığını söyleyen Kırğın kendisinin de kaza geçirdiğini belirterek fazla mesai ve ağır çalışma koşullarınından dolayı eyleme katıldığını ifade etti.

iş güvenliği alınmamasından dolayı kuzeninin ve kendisinin yaşadığı iş kazasına öfke duyduğu için eyleme katıldığını söyleyen işçi Ramazan Gözel, ‘susma sustukça sıra sana gelecek’ sloganı attığını ancak şiddet içeren bir eylemi olmadığını belirtti. Eylemden görüntülerinin gösterilmesi üzerine de “Niye haberim olmadan fotoğraflarımı çekiyorlar ki. Millekvekilleri konuşurken dinliyormuşum… Bu suç mu, asıl ben şikayetçiyim. İşçileri durdurduğumuz anların fotoları ise çekilmemiş. Hayret ettim. İyi yanlarımızı göstermemişler” dedi. Kendisine terörist muamelesi yapıldığını söyleyen tutuklu Servet Gözel ise ” Olaydan iki ay önce işe başladım. Ailemi geçindirmek için geldim. Ben ne yapmışım? İddianameyi kabul etmiyorum sadece yürüyüşe katıldım” dedi.

Tutuklu işçi İlker Kurt, “İşçilerin çoğu tahta kurusu ve maaş alamamaktan şikayetçiydi. Tahtakurularından dolayı işçilerin dışarda sabahladığına gördüm. Aslında o gün işe çıkmama kararı alınmıştı. 30 bini aşkın insan vardı. Plastik mermi sıkıldı üstümüze. Gazdan kaçmamız eylem olarak dosyaya konuldu” diye konuştu. Tanımadığı sivil kişilerce alındığını söyleyen Kurt, ”Elimize klips takıp bizi dövdüler. İGA’nın yetkilileri jandarmadan izin alıp bizi dövdüler” açıklamasında bulundu.
Tutuklu Murat Altıntaş ise Jandarmanın baskısıyla verdiği ifadeyi kabul etmediğini söyleyerek, ”Tahtakurusu çok değişik ve hızla yayılan bir hayvan türü olduğu için tüm koğuşlara yayılmış durumdaydı. Işığı açık bırakıp uyuyorduk. İşçiler kamp alanı dışına çıktığı için başka insanlarada bulaştırabiliyordu. Taşeron firmalar devletin imkanlarını kötüye kullanıyordu. İşçi memnun olmasa da iki ay çalışmak zorundaydı. Yoksa firma temiz kağıdı vermiyordu ve başka bir firmaya geçemiyordunuz” dedi.

Tutuklu işçilerden biri olan üniversite öğrencisi Mustafa Atay, yıllarca harçlığını çıkarmak için inşaatlarda çalıştığını, o gün yatakhanedeyken polisin gazla müdahale etmesiyle kaçtığını, kamp alanı içerisinde bulunan telleri keserek dışarı çıktığını söyledi.

Firmadan alacağının olduğunu söyleyen bir başka işçi Rıdvan Günül ise hala ücretini alamadığını söyleyerek,”Gözaltına alındığımda benden önce savunma yapan Deniz Aslan’ın tekme tokat dövüldüğünü gördüm” dedi.

Ailesine destek olmak için şantiyede çalıştığını belirten işçi Cihan Sarıbulak, “Havalimanından çıkıp Arnavutköy’de ayakkabı boyacılığı yapıyordum. Rüzgardan eskiyen sinekliklerin parasını bizden kesiyorlardı. Tutuklandığım gün beni götürdüler jandarmaya, bana tanımadığım insanların fotoğraflarını gösterdiler. ‘Tanımıyorum’ deyince vuruyorlardı” dedi.

İşçilerden Ferhat Uyar, “Slogan atmadım ama beni sorgulayan görevli memur ‘Atmışsındır ama hatırlamıyorsundur’ dedi, gece koçbaşlarıyla kapılar kırıldıktan sonra bizi İGA Amirliği’ne götürüp sorguladılar” dedi. Hacı Volkan Oflaz ise çalışma koşulları nedeniyle sağlığının bozulduğunu, gözaltına alındıktan sonra hastanede gözlerini açtığını ve başına darbe aldığını söyledi.
İşçilerden Akif Altınışık savcılık ifadelerini kabul etmediğini ve o ifadenin baskı altında alındığını söyleyerek, “Gözaltı aracında saldırıya uğradım. Bunu dışında anneme küfür ettiler” dedi.

Tahtakurusu şikayetlerinin doktorlar tarafından ciddiye alınmadığını ve patrona isyan ettiklerini söyleyen Diyar Bozkurt, , “Tahtakuruların izi hala ayaklarımda var. İsterseniz göstereyim” deyince hakim “Doktor değilim” yanıtını verdi.
19 yaşındaki Fatih Mukan ise gözaltı sürecinde darp edildiğini, doktorların görevini yerine getirmeyerek darp izlerini kayıt altına almadığını bununla birlikte ifadesinin de baskı ile alındığını söyledi. Benzer açıklamada bulunan Bilal Topçu da gözaltında darp edilerek, zorla ifadesinin alındığını söyledi.

Dört üyesi tutuklu bulunan İnşaat İş’ten savunma yapan İnşaat-İş Sendikası Basın Sözcüsü Uğur Karataş ise resmi olarak 52 işçinin öldüğü havalimanındaki cinayetlerden İGA’nın suçlu olduğunu söyledi. İGA’nın bir günde, işçilerin tüm taleplerini giderebilecek güçte olduğunu belirten Karataş, iddianamede, kampa kaçak girdiğine dair yer alan ifadeleri de kabul etmeyerek, “Sendikacıyım ve basın sözcülüğü yapıyorum. Havalimanındaki konuşmam suç görüldü. Ne benim nede işçi arkadaşlarım, iddianamenin aksine tek bir silahı kullanmadı. İşçinin tek bir silahı grevdir. Ve işçi cinayetlerine karşı iş durdurma talebi de sendikanın görevidir. Bu benim için onurdur” dedi.

İnşaat İş Genel Sekreteri Yunus Özgür ise ”Katil IGA’ diye bağırdım. Sebepsiz yere birinin kafasına silah dayayıp tetiğe basan katilse, iş güvenliği önlemi almayan da katildir. Ben bir sendikacıyım. Çalışma Bakanlığın resmi sayfasında yer alan inşaat işçileri Sendikası’nın sekreteriyim. 52 işçi ölüyor tek bir soruşturma yok” açıklamasında bulundu.

İnşaat İş üyesi Anıl Deniz Gider de iddialar üzerine başladığı savunmasında,”Tam fiyasko.’ İnşaat işçileri köle değildir’ diye slogan attım. Bu suçsa suçu kabul ediyorum” açıklamasında bulundu.

3. havalimanı işçilerine yaptığı konuşma gerekçesiyle 5 Ekim’de tutuklanan Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, ifadesine Gebze’deki otoyol inşaatında ve havalimanı inşaatında ölenleri anarak başladı. Önlemlerin alınması takdirde hiçbir işçinin ölmeyeceğini belirten Karabulut, ”Arkadaşlarımın iş bırakma eylemi, son derece yasal bir haktır. Kölece çalışma koşullarında işçi arkadaşlarımın haklarını savunmak benim görevim. Sendikal örgütlenmek suç mu? ” diye konuştu.

Karabulut savunmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Maaş alamadıkları için patronun yanına gidip dayak yiyen işçiler var. Toplantı salonuna gittiğimde konuşma yapan kaymakam ‘Ben buranın mülki amiriyim ama havalimanının mülki amiri İGA CEO’su Kadri Samsunlu’dur’ dedi.’

Samsunlu’dan sendikacılara tehdit
İnşaat İş Sendikası Yönetim Kurulu üyesi Özkan Özkanlı, havalimanında daha önce yapılan eylemlerin bastırıldığını, son eylemin nedeninin de öfke birikimi olduğunu söyledi. Özkanlı’nın İGA yetkilileriyle yaptıkları görüşmede Kadir Samsunlu’nun ‘Bunun sonuçları ağır olur katlanırsınız’ dediğini söyleyerek,” Bilinmeyen numaralardan İGA yöneticilerinden tehdit içerikli telefonlar almaya başladık. Ve koğuşlar basıldı” ifadelerini kullandı.

Dava öncesi adliye önünde bir araya gelen işçi aileleri ve sendikacılar, “Tutuklu işçiler serbest bırakılsın” pankartı açarak açıklama yaptı. “İşçiler değil patronlar yargılansın”, “İş kazası değil iş cinayeti” sloganlarının atıldığı açıklamaya, Dev Yapı İş, İnşaat İş ve DİSK sendikasından üyelerle birlikte CHP milletvekilleri Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekilleri Filiz Keresticioğlu, Oya Ersoy, TİP milletvekilleri Erkan Baş ve Barış Atay ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu katıldı.

İnşaat İş üyesi Tezcan Acu, ”Bu kadar iş cinayetlerinde ismi geçen şirketler, ihaleler almaya devam ediyorken, arkadaşlarımız insanca çalışma koşullarına inandığı için tutuklanamaz. Kötü koşullar hala devam ediyor. Yargılanacak olan varsa bu şirketlerdir” dedi.

Dev Yapı İş üyesi Cemal Özer, daha önce 3. havalimanı şantiyesinde çalıştığını ve iş cinayetlerinin açıklanan sayılardan çok daha fazla olduğunu vurgulayarak, “İnşaat işçisi ya topluca öldüğünde ya da direndiğinde gündem olur, biz ölmek istemiyoruz” diye konuştu.
Tutuklu işçilerden Deniz Aslan’ın kardeşi 15 yaşındaki Muhammed Aslan, “Çok sevdiğim abimin serbest bırakılmasını istiyorum, arkasındayız” dedi.

3. Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu adına basın açıklamasını okuyan Haluk Ağabeyoğlu ise “14 Eylül’de kamuoyu yaratan eylemde işçi arkadaşlarımız 17 maddelik bir talep listesi oluşturdular. O talepler çalışma koşullarını düzeltmeyen patronlar ve resmi kurumlar hakkında yapılmış bir suç duyurusudur. Bu eylemle işçilerin direnme ve örgütlenme hakkını kullanma yönelimidir. Burada bugün hem bu hak hemde tüm işçiler yargılanıyor” diye konuştu. (Cumhuriyet)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.