DOLAR 5,7801
EURO 6,4307
ALTIN 277,2
BIST 98.799
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

37 yıla bakış: Bu bir halkın sorunudur

12.07.2019
A+
A-

DİYARBAKIR – Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde Kürt mücadelesini tasfiye etmeye dönük insanlık dışı uygulamalara karşı ölüm orucuna başlayan PKK’nin öncü kadroları Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz’ın tarihi direnişinin üzerinden 37 yıl geçti. Diyarbakır Cezaevi’nin beton duvarlarına ekilen uyanış tohumları, filizlenip 37 yıl sonra İmralı tecridine karşı başlatılan açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine kadar uzandı.

 
Tarih 14 Temmuz 1982… Kenan Evren’in başında bulunduğu askeri cuntanın 12 Eylül 1980’de yaptığı darbe ardından yönetimi devralmasıyla başlayan Kürt özgürlük mücadelesini tasfiye etmeye yönelik baskı, şiddet ve işkence uygulamalarına karşı tarihi direnişin yıldönümü. Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi İç Güvenlik Amiri olan Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın yönetiminde uygulanan akıl almaz işkence yöntemleri nedeniyle adı, dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi arasında anılan Diyarbakır Cezaevi’nde uygulanan insanlık dışı işkencelere karşı savundukları düşünceler ve değerler adına bedenlerini ölüme yatıran PKK’nin öncü kadroları, ortaya koydukları irade ile “adanmış yaşamlar”ın simgesi oldu.
 
ÜÇ KİBRİT ÇÖPÜ…
 
Bu tarihi direnişe ilk adımı atan PKK’nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan, 1982 Newrozu’nda üç kibrit çöpüyle bedenini ateş topuna dönüştürerek, işkenceler karşısında teslim olmayacağını gösterdi. Onun tutuşturduğu alevi, 58 gün sonra teslimiyet yerine yine onurluca ölümü seçip, kaldıkları koğuşta kol kola girerek bedenlerini ateşe veren “Dörtler”; Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner gürleştirdi.
 
‘BU BİR HALKIN SORUNUDUR’
 
Takvim yaprakları 14 Temmuz 1982’yi gösterdiğinde, vahşi işkencelere maruz kalan PKK’nin öncü kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş’un, “12 Eylül darbesinde geliştirilen askerileştirme politikası, tamamen kişiliksizleştirme ve ihanet ettirme politikasıdır. Biz burada düşüncelerimizi savunalım diye bugüne kadar bekledik. Ama ne yazık ki, artık bu da elimizden alınıyor. İhanet önümüze konuluyor. Zaten Mazlum ile Ferhatlar bunu protesto etmek için yaşamlarına son verdiler. Bizim de artık yaşamamızın ve yargılanmamızın hiçbir anlamı yoktur. Bunun için ölüm orucuna giriyorum. Bu mahkeme salonunda bizim şahsımızda bir halk yargılanıyor. Her türlü saldırıyla bir halk yok edilmek isteniyor. Bize yönelik uygulanan bu politikayı değiştiremeyeceğinize inanıyorum. Çünkü sizi aşan bir politikadır. Bu sorun yalnız benim sorunum değildir. Bir halkın sorunudur. Bu mahkemeye son gelişimdir. Bundan sonra gelmeyeceğim” sözleri, Kürt özgürlük mücadelesi açısından tarihin akışını değiştirdi.
 
MEHMET HAYRİ DURMUŞ
 
Mehmet Hayri Durmuş, mahkeme heyetinin “Gel vazgeç bu işten Hayri. Sorunlarınızla ilgileniriz” sözlerine karşı “Hayır! Artık ok yaydan fırlamıştır. Nasıl ki, oku geri getirmek mümkün değilse, benim de geriye dönüş yapmam mümkün değildir” diyerek, dünyada yankı bulacak eylemin kararlılığını ortaya koydu. 
37 yıl önce tarihe damgasının vuran bu direniş, Kürt halkı açısından “Adanmış yaşamlar” şeklinde tanımlanır ve var oluş gerekçesi olarak kabul ediliyor. Durmuş’un ardından Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz da ölüm orucu eylemine katılarak, cezaevinde üstlendikleri öncülük ile tarihi not düştü. 
 
Kürt özgürlük mücadelesinde tarihi bir direniş simgesi olarak yer alan Mehmet Hayri Durmuş, 1955 yılında Bingöl’e yakın Kumik Köyü’nde dünyaya geldi. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Durmuş, liseye kadar burada okudu. Daha ortaokul sıralarında ilerici-devrimci düşünceleri benimseyip, lise döneminde bu düşüncelerini daha da geliştiren Durmuş, daha sonra Hacettepe Tıp Fakültesi’ni kazanması üzerine Ankara’ya gitti. Kentin dokusuna işlemiş yoğun siyasi ortam içerisinde Marksizm-Leninizm ile birlikte ulusal sorunu da inceleyen ve bunu geçmişten kalan Kürdistan konusundaki bilgileriyle bütünleştirmeye çalışan Durmuş, 1975’lerin sonuna doğru tanıştığı PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yaptığı konuşma ve tartışmalar sonucu Kürdistan Devrimcileri grubunun kuruluşuna katıldı.
 
‘HALKINA BORÇLU OLARAK ÖLDÜ’
 
Üniversiteyi ise 4. sınıfta iken terk ederek, Urfa, Mardin ve Diyarbakır bölgelerinde PKK’nin kuruluş çalışmaları yürüttü. 30 Temmuz 1978’de, Kırbaşı köyünde bırakılan bir bildiri ile kurulma aşamasında olan Partiya Karkerên Kurdistan’ın (PKK’) Merkez Komite üyeliğine seçildi. 12 Eylül 1980 darbesinden önce PKK’nin Mardin eyalet sorumlusu Ferhat Kurtay ile birlikte gözaltına alındı. Tutuklandıktan sonra da yaşamını yitirdiği 12 Eylül 1982 gününe kadar Diyarbakır Cezaevi’ndeki bütün tutsaklara önderlik yaptı. Mezarı yine memleketi Bingöl’ün Düzağaç mevkiine gömülen Durmuş’un mezar taşına, istediği üzerine “Halkına borçlu olarak öldü” diye yazıldı.
 
HALKLARIN KARDEŞLİĞİ SEMBOLÜ: KEMAL PİR
 
Mehmet Hayri Durmuş gibi adanmış hayatlardan bir diğeri ise, PKK lideri Öcalan’ın PKK kadrolarına sürekli olarak “Onun gibi olun” diyerek değer verdiği isim olan Kemal Pir. 
Yoksul bir köylü ailenin çocuğu olarak Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Güzeloluk köyünde 1952 yılında dünyaya gelen Kemal Pir, halkların kardeşliğinin bir sembolü. Bir Türk olarak Kürt özgürlük mücadelesinin kurucuları arasında yer alan Pir, mahkeme salonunda bunu da, “Bu sistemi yıkabilmek için sistem karşıtı hareketleri aradım. Türkiye’de devrimci, komünist hareketlerdi; Kürdistan’da da ulusal kurtuluş hareketiydi. Türkiye’deki devrimci hareketler 1974 yıllarında parçalanmışlardı. Cezaevlerinden çıkan unsurlar önderlik yapamıyorlardı. Birleşme eğilimlerini değil, parçalanma eğilimlerini temsil ediyorlardı. Ama bu hareket, devrimci çevrelerde toparlayıcılık vazifesi gösteriyordu. 1972’lerde ortaya çıkan ve bugün PKK hareketi olarak bilinen bu hareket, bir örgüt değil, ideolojik-siyasal bir akımdı. Geleceğinde zafer vardı, hala da var, buna inanıyorum. Bunun için bu harekete katıldım. Basit tartışmalarla katılmadım. Ankara’da ADYÖD (Ankara Yüksek Öğrenim Kültür Demeği) vardı. Ben de bu derneğin üyesiydim. Abdullah Öcalan’ı orada tanıdım. Bu hareketin ideolojik şekillenmesinde bulunmadım. Benden önce bu hareket zaten şekillenmişti. Bu devleti, burjuva sınıflarının devleti olduğu için yıkmak istiyorduk. Bu hareket basit bir milliyetçi hareket olsaydı asla katılmazdım. Milliyetçi değilim, milliyetçi düşünce hangi ulustan olursa olsun karşısındayım. 1976 yıllarında bu harekete kesin olarak katılmaya karar verdim. Bu hareket, iddianamede iddia edildiği gibi bir örgüt değildi; bir ideolojik-siyasal eğilimdi, örgütlenmesi gerekiyordu” sözleriyle dile getirmekten çekinmedi. 
 
Konuştuğu her insan üzerinde silinmez bir etki bırakan, en devrimci düşünceyi temsil etmenin coşkunluğunu ve güçlülüğünü kendi kişiliğinde yansıtan, arkasından kitleleri sürükleyen bir kişiliğe sahip olan Kemal Pir’in, halkların kardeşliğinin tarihi mirası oldu. 
 
AKİF YILMAZ
 
1956 yılında Ardahan’ın Beşiktaş köyünde dünyaya gelen Akif Yılmaz, daha küçük yaşlardayken babası ile birlikte ailesinin geçim sorumluluğunu üstlenerek, ortaokul çağlarında her yaz metropollere gidip en zor işlerde çalışarak, okul masraflarını çıkarmak için uğraştı. Ancak bu da yeterli gelmeyince lise öğrenimini yarıda bırakıp çalışmak zorunda kaldı. Metropollerde çalıştığı sürede sınıf mücadelesini yakından tanıdı ve devrimci atılım içerisinde yer alıp, çeşitli seminerler ve tartışmalara katıldı. Arkadaşlarının onu atik, fedakâr ve gözü pek bir devrimci olarak tanımladığı Yılmaz, 1976’da memleketi Kars’a döndükten ve burada da devrimci mücadelesini sürdürmekten vazgeçmedi. Saflarında yer aldığı Kürt mücadelesi içerisinde etkin bir faaliyet yürütmeye başladı. Devrimci faaliyetler kapsamında görevlendirilerek gönderildiği Diyarbakır’da, Mazlum Doğan’ın cezaevinden kaçırılmasına dönük çeşitli girişimlerde bulunsa da sonuç alamadı ve 1980 yılında tutuklandı. Diğer arkadaşları gibi ağır işkencelere maruz kalsa da, inandığı değerleri, ortaya çıkan itirafçı kişiliklere rağmen savunmaktan bir adım bile geri atmadı.
 
DEVRİMCİ KİŞİLİK
 
14 Temmuz 1982 günü gidilen mahkemede M. Hayri Durmuş’un öncülüğünde ölüm orucu eylemi başlatıldığında duruşmada değil, cezaevinde hücresinde olan Yılmaz, mahkemeye giden arkadaşları cezaevine döndüklerinde ona ölüm orucu eylemine başlandığını aktardıklarında, kendisiyle birlikte hücresindeki bir arkadaşıyla birlikte ölüm orucu eylemine girmekte hiçbir tereddüt göstermedi. Yılmaz’ın, taşıdığı devrimci kişiliği, ölüm orucu eyleminde bulunduğu sıradaki günlük duruşunda da kendisini göstermeye devam etti. Ölüm orucunun yaşamını yitirmesinden birkaç gün önce kaldırıldığı hastanede, o da arkadaşları gibi tıbbi müdahaleyi kabul etmemesi dolayısıyla Kemal Pir gibi gözlerini yitirecekti. Ölüm orucu eyleminin 63. gününde hayatını kaybeden Yılmaz’ın cenazesi doğduğu köye defnedildi.
 
‘KIZILYILDIZ’: ALİ ÇİÇEK
 
Ölüm orucu eylemine giren M. Hayri Durmuş, Kemal Pir ve Akif Yılmaz gibi yılların devrimcileri ve PKK’nin öncü kadroları ile birlikte hayatını kaybeden bir diğer isim ise Ali Çiçek’ti. 
Urfa’nın Hilvan ilçesinin Kabahaydar köyünde 1961 yılında doğan Çiçek, tanıştığı PKK’ye henüz çocuk yaşlarında katılmaya kararı verir. Çiçek’in devrimciliğinin bir heves değil, inanç olduğu belirtilir. O, bu davanın sahiplerinin yaşamına, ilişkilerine bakar ve bunda büyük bir ciddiyet, saygınlık, olgunluk, sorumluluk görür ve bundan etkilenir. Bu etkilenmeyle de ülkesine, halkına karşı görevlerinin neler olduğunu ve elinden nelerin gelebileceğini netleştirmeye çalışır. Duruşuyla, ilişki ve yaşamıyla, yoldaşlarına ve örgüte yaklaşımıyla da herkese güven verir. PKK’deki ilk görevini ise, ailesinin göçüp geldiği Urfa’da alır. Aldığı görevlerinden en önemlilerinden bir tanesi de, Kemal Pir’i tutulduğu Urfa E Tipi Cezaevi’nden kaçırmaktı. Aldığı bu görevi de diğerleri gibi başarıyla yerine getirir. Hilvan-Siverek mücadelesinin yükselişe geçtiği 1979-80 yılları arasında savaşın kızıştığı bu sahaya yönelir ve Hilvan-Siverek silahlı mücadelesine bir savaşçı olarak katılır.
 
Henüz 16 yaşında iken yakalanan Çiçek, iki ayı aşkın süre içerisinde kaldığı işkenceli sorguda belinde yakalanan silah dahil her şeyi reddeder. Tutuklandıktan sonra PKK’li tutukluların bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’ne getirilen Çiçek, burada da öncü kadroların tutulduğu hücre sistemi olan 35’inci koğuşa alındı ve arkadaşları ile birlikte akıl almaz işkencelere uğradı. Ancak küçük yaşına rağmen gösterdiği direngenliği nedeniyle cezaevindeki arkadaşları ona “Kızıl Yıldız” ismini layık gördü. 
 
‘PKK TESLİMİYETİ DEĞİL DİRENİŞİ ÖĞRETTİ’
 
Çiçek, Urfa Cezaevi’nden kaçırılmasında önemli rol oynadığı Kemal Pir ile de bir yıl sonra yeniden yakalanması üzerine cezaevinin bir hücresinde tekrar buluşur. Birlikteyken sohbetlerinin konusunu ise sık sık o firar günleri oluşturur. 14 Temmuz günü ölüm orucu eylemini mahkemede ilan eden Hayri Durmuş’un arkasından eyleme katılmak üzere kalkan ilk ellerden biri de Kızıl Yıldız Ali’nin eliydi. 
Ölüm orucuna katılma kararını hemen duruşma salonunda, saniyeler içerisinde alacak kadar hazır bir devrimciydi. Mahkeme Başkanı Emrullah Kaya’dan söz hakkı alabilmek için ısrar etti ve sonunda da bunu başardı. Söz hakkını koparan Kızıl Yıldız Ali, daha önce poliste ve savcılıkta reddettiği bütün eylemlerini bir bir sayarak, bunların kendisine ait eylemler olduğunu, kendisinin gerçekleştirdiği bu eylemlerden yargılanan insanların suçsuz olduğunu, tarihe böylesi yanlış kayıtların düşülmesinin önüne geçmek ve kendisinin yaptığı eylemlerden başkalarının ceza almasını engellemek isteğini belirttikten sonra ölüm orucu eylemine başladığını ilan etti. 
Mahkeme salonundaki son sözü de, “PKK bize teslimiyeti değil, direnişi öğretti. Biz de direnmeye devam edeceğiz” şeklinde oldu. 
 Başlatılan ölüm orucu ardından Kemal Pir eylemin 53. gününde kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Eylemin 61. günü olan 13 Eylül’de Mehmet Hayri Durmuş’un ve 15 Eylül’de ise Akif Yılmaz’ın şahadete ulaşmalarının ardından son olarak Ali Çiçek, 17 Eylül günü yaşamını yitirdi. Cenazesi, yaşamını yitirdikten 28 yıl sonra 2010 yılında kendi vasiyeti üzerine Osmaniye’den getirildiği Diyarbakır’da toprağa verildi. Taşıdığı devrimci inanç ve işkencecileri karşısındaki sarsılmaz duruşuyla, PKK Lideri Öcalan’ın bu günün gençlerine her fırsatta örnek gösterdiği Ali Çiçek’ten içerisinde bulunduğu mücadele içerisinde onurluca yer almış olmanın dışında ailesine hatıra olarak geriye kalan tek şey bir fotoğrafı ile gömlek ve kazağı.
 
14 Temmuz’da başlatılan ve insanlık dışı uygulamalara son veren bu tarihi direnişle beton duvarlara ekilen direniş tohumları, filizlenip 37 yıl sonra aynı Diyarbakır Cezaevi’nde cezaevinde bu kez PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlayan ve tecridin kaldırılmasıyla sonlandırılan açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerine kadar uzandı.
 
YARIN: 37 YIL SONRA AYNI CEZAEVİNDE BAŞLAYAN VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINA YAYILAN DİRENİŞ…
 
 
 

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.