DOLAR 8,0580
EURO 9,6752
ALTIN 460,38
BIST 1.408
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
13°C
Sağanak Yağışlı
Paz 19°C
Pts 17°C
Sal 16°C
Çar 18°C

8 kişinin ailesi tek bir mezar etrafında bir araya geliyor

28.05.2019
A+
A-
 
Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde Çağlayan (Zara) köyüne bağlı Dereboyu (Adrok) mezrası tarih yaprakları 1994 yılını gösterdiğinde savaşın yakıcılığını derinden hissetmeye başladı. Bolu Komando Tugayı’nın bölgede başlattığı operasyonlarda mezradaki evler yakıldı. Mezrada yaşayan Örhan ailesi de evlerinin yakılmasıyla birlikte bağlı oldukları köye göç etti. Askeri taburun kendilerini görebilmeleri ve sivil olduklarını seçebilmesi için de tam karşı hizasına çadır kurdu. Bir müddet burada kalan aile, daha sonra mezrada evlerinin harabesi üzerine çadırlar kurdu ve yaşamlarını sürdürmeye başladı. Tarih 24 Mayıs 1994’ü gösterdiğinde Bolu Komando Tugayı bölgede operasyon başlattı. Mezraya gelen askerler Mehmet Selim Örhan, Hasan Örhan kardeşler ile yeğenleri Cezayir Örhan’ı gözaltına alarak götürdü. Ailenin diğer bireyleri bölgede yaşanan gözaltıların bir kaybetme hikâyesine dönüştüğünü bildikleri için duruma karşı çıktı ancak bir sonuç alamadı. 3 kişi gözaltına alınarak götürüldü.
 
Lice ilçesinde bulunan Yatılı Bölge İlkokulu’na götürülen Örhan ailesi bireyleri burada 17 gün boyunca tutuldu. Bolu Komando Tugayı’nın kaldığı yer olan okulda gözaltında büyük işkenceler yapıldığı belirtildi. 
 
‘GÖZALTINA ALINAN KİMSENİN GELMEDİĞİNİ BİLİYORDUK’
 
Mezraya operasyon yapıldığında henüz 10 yaşında olan Mehmet Selim Örhan’ın oğlu Adnan Örhan, o günle birlikte yaşamı değişen isimlerden biri. Gözaltı yaşandığı sırada askerleri engellemeye çalıştıklarını dile getiren Örhan o günü ve şöyle anlattı: “Babamı, amcamı ve amcaoğlumu gözaltına almak istediler. Biz aile fertleri olarak buna karşı çıktık. O dönem gözaltına alınan kimsenin geri gelmediğini biliyorduk. Tam anlamıyla direndik. Buna karşı askerler de bize kaba güç kullandılar. Bir ablamın kulağına asker G3 dipçiğiyle vurmuştu o sağır oldu. Alıp götürdüler babamı.Tüm aramalarımıza rağmen gözaltına alındıkları kabul edilmedi.” 
 
OKUDUĞU OKULDA BABASI İŞKENCE GÖRDÜ
 
O dönem babası ile birlikte gözaltında olan bir tanığın anlatımları üzerinden nerde tutulduğuna dair bilgi edindiklerini aktaran Örhan, “Ben o dönem Lice Yatılı Bölge İlköğretim Okulu’nda okuyordum ama bu köy yakılma nedenlerinden dolayı gitmedim ve bir dönem ara verdim. Bizim kaldığımız okulda Bolu’dan gelen askerler yerleşmişti. Sürekli askeri araçlarla sivil kişileri getiriyorlardı. Akşamları çığlık sesleri duyuyorduk. Hatta kaldığımız yerde arkadaşlara da soruyordum onlar da; ‘İnsanlara işkence yapılıyor’ demişlerdi. Babamlar da orada 17 gün gözaltında kalıyorlar. O dönem orada gözaltında olan bir tanık babamı koridorda gördüğünü ve durumlarını sorduğunu anlattı. ‘İyi değiliz bize işkence yapılıyor’ dediğini söyledi. Daha sonra o tanık kuzenim Cezayir’i görmüş. O da;’Bize çok kötü işkenceler yaptılar. Ve biri gelip bize dedi ki sizi serbest bırakacağız. Ama sizi götürüp gerilla elbisesi giydirerek kameraya çekeceğiz ve sonrasında bırakacağız’ diyor. Daha sonra da görmemiş onları. Tanık Bulut ailesinden bazı isimleri de gözaltında gördüğünü anlattı” diye belirtti. 
 
ÇENAZELER YAKILDI VE PARÇALANDI
 
Babası, amcası ve amcaoğlunun gözaltından sonra Kulp’un Bağcılar köyünde bulunan bir bölgeye götürüldüğünü dile getiren Örhan köylülerin anlatımı üzerinden olayları öğrendiklerini söyleyerek,  “Köylüler bölgede çok fazla asker olduğunu ve daha sonra helikopter geldiğini ve askerlerin evlere gelerek, ‘Çatışma çıkacak, buralarda teröristler var siz içeri girin bir daha dışarı çıkmayın’ dediğini anlattılar. Helikopterin iniş yaptığını sonra Kulp’a gidip geri aynı noktaya iniş yaptığını ifade etti. Köylüler, ‘Silah sesleri ardından da insanların çığlıklarını duyduk. Daha sonra çok ağır bir koku geldi. Karanlık çökünce biz dışarı çıkmadık. Sabah olunca çocuklar hayvanları otlatmaya götürdüler. Ancak çocukların gidişiyle gelişi bir oldu. Çocuklar ‘orada öldürülmüş insanlar var’ dedi. Bizde köy sakinleri olarak gidip baktık ki ne görelim. Kurşunlanmış 8 insanın cenazesi var’. Cenazeler yakıldığı için tanınmayacak halde ve üzerlerinde gerilla elbiseleri var. Muhtarda hemen gidip ilçe merkezinde savcılığa durumu bildiriyor.Kulptan helikopterle gelen yetkili cenazelerin başında inceleme yaptıktan köylülere kazma kürekle bir çukur kazdırılıyor. 8 insanın kemiklerini, hayvanlara yem olmuş, yakılmış o cenazeleri bu çukura gömüyorlar” diye aktardı. 
 
AİLE TEŞHİS EDEMEDİ
 
Henüz cenazeler gömülmeden köylerine de haber geldiğini ve ailesinin cenazelere bakmaya gittiğini belirten Örhan, ancak cenazeler yanmış ve parçalanmış olduğu için teşhis edilemediğini sadece köylülerden birinin döndükten sonra orada gördüğü tabaka için “Bu Mehmet Selim’in sigara tabakasıdır. Ben de bu tabakadan sigara sardım” dediğini ifade etti. 
 
10 YIL SONRA MEZAR AÇILDI
 
Yıllarca arayışlarından vazgeçmediklerini kendilerine verilen tüm olumsuz yanıtlara “Siz götürdünüz biliyoruz ki gözümüzün önünde aldınız” dediklerini söyleyen Örhan, 2004 yılında Kuddusi Adıgüzel’in eşinin başvurusuyla söz konusu toplu mezarın açıldığını aktardı. 
 
BABASININ KEMİKLERİNİ BULDU
 
Örhan o dönemde yaşananları şöyle anlattı: “Başvuru sonucu mezar açılıyor. Ama nasıl açılıyor; ellerine aldıkları kazma kürekle kazı yapıyorlar. Ellerine geçen kemikleri İstanbul’a gönderiyorlar. Aileden de örnek alıp karşılaştırma yapılıyor. Ona ait olmadığı yönünde bir sonuç çıkıyor. Ben bu haberi duyunca aklımda kalan o sigara tabakası vurgusundan kaynaklı ‘Bizimkiler mi?’ diye düşündüm. Gidip başvurduk, kan örneğimizi aldılar. 2007’de sonuçlandı. Birinin babam diğerinin amcam olduğu ve amca oğlumun orada olmadığı yönünde bir sonuç çıktı. Tabi böyle olunca  yeniden tanıkla görüştük. Gözaltında beraber kaldığı kişilerin de Bulut ailesi olduğunu söyledi. Gidip aileye ulaştım ve durumu aktardım. Onlar da başvuru yaptılar. Gerçekten diğer kemiklerin de onlara ait olduğu ortaya çıktı. 2007’de bu olay sonuçlandı ve rapor geldi.”
 
KEMİKLER KAYBEDİLDİ
 
Raporla birlikte kemikleri almak istediklerini ancak kaybedildiğini dile getiren Örhan, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun yaptığı tüm işlemlerin usulüne uygun olmadığını söyleyerek, “Hiç usulüne uygun olmayan biraz kazma kürekle açılan o mezardan ele geçen o kemikleri alıp ATK’ye göndermeleri, daha sonra orada da DNA örnekleri alındıktan sonra gönderilen kemiklerin kaybolması başlı başına bir faciaydı. 2009’a kadar yani 2 yıl kemik arama derdine düştük. Daha önce kaybımızı sonra da kaybımızı aramaya başladık. 2009’da savcılık hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı söyledik. Savcılık da yazı yazdı ve ‘sizin kemikleriniz Kimsesizler Mezarlığı Ada parsel 76’da’ diye bir yazı gönderdi. Gidip başvuru yaptık ve kemiklerimizi almak istedik. Aldığımız yanıt; ‘mezarı açıp torbayı size verebiliriz’ oldu. Bulut ailesinden 5 bizim aileden 3 yani orada 8 kişiye ait cenaze var. Bize torba şekilde vermek istediler. Konuya ilişkin dilekçe yazdım ve böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi söyledim. Dilekçede, ‘Zaten bize yeterince zulüm edildi. Maneviyatımızla oynamayın’ dedim. Kemiklerin ayrıştırılarak bize verilmesini istiyordum. Kulp savcılığı dilekçedeki ‘maneviyatımızla oynamayın’ sözü üzerinden o mezarın açılmaması kararı verildi” dedi. 
 
‘YILLAR YILI O ARAYIŞTAN VAZGEÇMEDİM’
 
“Kahramanım” dediği babası kaybedildiğinde 10 yaşında olduğunu ve böyle bir şey yaşamanın hayatını allak bullak ettiğini dile getiren Örhan kendisini yaşadığı travmaya rağmen mücadeleye iten nedenleri şu şekilde anlattı: “Olay, bütün yaşamımızı ciddi anlamda etkiledi, psikolojik travmalar yarattı. 10 yaşında iken kaybedilmişti babam ve bende ‘onu bulacağım’ diye bir hırs da vardı. Yıllar yılı ben o arayıştan vazgeçmedim. Düşünün 2004’te mezar açıldı, 2007’de kemiklerin bize ait olduğu ortaya çıktı. ‘Kemikler, çıktı mücadele bitti’ diye hiç hissetmedim. Bu bölgede bizim gibi binlerce aileye bu zulüm yaşatıldı, çok fazla insan kaybedildi devletin karanlık güçleri tarafından. Sistematik olarak insanlar öldürüldü, asit kuyularına atıldı, işkenceler gördü. O dönemin JİTEM’i çok sayıda masum insanı kaybetti. Bu aynı zamanda bir toplum sorunu olduğu için başkalarının canı yanmasın diye bu mücadele içine girdik. Aslında uzun yıllardır İnsan Hakları Derneği’ne gidip gelen biriyim. Son 4 yıldır burada yöneticilik yapıyorum. Kayıplarla ilgili komisyonda yer alıyorum. Babama yapılan bu zulme hesap sorma hırsıyla buradayım.”
 
“Gerçekten de bu yaşadığımız acıların hesabını devlet istese de veremez” diyen Örhan, yaşananların hayatını, geleceğini alt-üst ettiğini vurgulayarak, “Çünkü bütün yaşamınızı, geleceğinizi mahvediyor. Ben okul okuyordum ve bırakmak zorunda kaldım yıllar sonra dışarıdan okuma şansım oldu. Ya da aynı şekilde bütün geleceğinizi yok eden bir sistem ve sonrasında da bu acı gerçekle karşılaşıyorsunuz babanız katledilmiş, toplu bir mezara konulmuş. O toplu mezardan çıkartılıp bir mezarınızın olmasını istiyorsunuz. Tüm aile fertleri bunu ister. Özellikle kayıp yakınları bunu çok ister. Bizim de diğer ailenin de böyle bir talebi olmuştu. Onların bize böyle bir yanıt vermesi acımıza gerçekten büyük bir acı kattı” diye anlattı. 
 
8 KİŞİNİN AİLELERİ BİR MEZARDA BULUŞUYOR
 
8 kişinin ailelerinin bayramlarda tek mezar başında toplandığını söyleyen Örhan yaşadığı acıyı şu sözlerle dile getirdi; “Her Perşembe olmasa dahi bayramlarda gidiyoruz mezarı ziyarete. Bazen diğer aile ile bir mezarda buluşuyoruz. Bu bile korkunç bir şey. Bu devirde bu çağda bize yaptıkları muamele insani değil. Ne biz ne de diğer aile hakkından vazgeçmiyor. Her defasında o acıyı yüreğimizde yaşıyoruz.” 
 
‘HİKÂYELERİMİZ AYRI OLSA DA ACILARIMIZ ORTAK’
 
Verdiği mücadelede ailelere ses olmaya çalıştığını sözlerine ekleyen Örhan, “Olabildiğince ailelere ses olmaya çalışıyorum. Sonuçta hikâyelerimiz ayrı olsa da acılarımız ortak. Buraya gelen annelerle benim annem ve nenemin acılarının farkı yok. Her biri farklı bir şekilde öldürülmüş olabilir ama her biriyle artık bir aile olma durumumuz var. Sonuçta bu ailelerinde çocuklarının akıbetini yıllardır sormaya devam ettikleri ortada. Kimsenin vazgeçeceği yok. Aslında kuşak kuşak geliyoruz. Neredeyse 3’üncü kuşak büyüdü ve kayıplarının akıbetini soruyor. Bunca zamana rağmen devlet yetkililerinden hiçbir ses çıkmadı. Her gelen yetkili bir anlamda bu işi kabul etmediklerini, kendi dönemlerinde yaşanmadığını söylüyor. Bazı dönemlerde siyasi partilerle görüştük mecliste her biri ‘Haklısınız, talepleriniz yerinde’ diye söylediler ama net bir adım atmadılar” diye ifade etti. 
 
MA / Dicle Müftüoğlu
 

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.