DOLAR 8,4025
EURO 10,1975
ALTIN 504,27
BIST 1.458
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Gök Gürültülü
İstanbul
23°C
Gök Gürültülü
Sal 22°C
Çar 24°C
Per 24°C
Cum 24°C

Açlık grevindeki Eren kardeşler: Asıl öldüren sessizliktir

13.04.2019
A+
A-
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlayan açlık grevleri cezaevlerinde ve dışarda devam ediyor. 1 Mart’tan bu yana çocukları Maşallah Eren (24) ile İzzettin Eren (32) süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olan Eren ailesi, çocuklarıyla yaptıkları telefon görüşmesine tanıklık etti. Sabahın erken saatlerinde telefon başında bekleyen aileyle, bu süre içerisinde sohbet ettik. İlk telefonun Maşallah’tan geldiğini belirten aile bireyleri, 2003 yılında yaşadıkları devlet baskısı sonucu Bitlis’in Norşin ilçesinden İstanbul’a göç ettiklerini dile getirdi. Maşallah’ın 1 Nisan 2013 yılında tutuklandığını ve 10 yıl 3 ay hapis cezası olduğunu belirten aile, farklı cezaevlerinden sonra en son Bandırma 2 No’lu Cezaevi’ne sevk edildiğini ve 1 Mart’tan bu yana da açlık grevine girdiğini ifade etti. 
 
KARDEŞLERDEN BİRİ GEVER’DE YAŞAMINI YİTİRDİ 
 
İzzettin Eren’in ise 2008 yılında Bitlis’te tutuklandığını ve çeşitli cezaevlerine sevk edildiğinin bilgisini paylaşan aile, oğullarının en son Rize Kalkandere Cezaevi’ne sevk edildiğini kaydetti. İzzettin 12 yıldır cezaevinde olduğunu ve 36 yıl hapis cezası veriliğinin de bilgisini veren aile, onun da 1 Mart itibariyle açlık grevinde olduğunu belirtti. Maşallah ve İzzetin’in hayat hikayesini özetleyen teyze Berinas Eren, üniversiteye hazırlanan kardeşleri Tülay Eren’in ise 2015’te Gever’e sokağa çıkma yasakları döneminde yaşamını yitirdiğini söyledi. Anne Perinas’ın 1999 yılında yaşamını yitirdiğini ve kardeşlere kendisinin baktığını anlatan teyze Eren, yaşadıkları sıkıntıları dile getirdi. 
 
‘HEP SAATİNDE ARARDI’
 
Uzayan sohbet arasında gözü sürekli telefonda olan aile bireyleri, çalacak telefonun sesine kitlenmiş halde beklediler. Maşallah’ın 09.00 olan arama saatti geciktikçe endişelenen teyze Eren, “Hiç gecikmez, her zaman saatinde arardı” diyerek konuşmasını sürdürdü.  Saat 09.30’da Maşallah’tan gelen telefona sırasıyla ev halinin tamamı konuşarak hasret gidermeye başladı. Telefon süresi bitmeye yaklaştıkça bu kez vedalaşma sırasına geçildi. 
 
GECİKEN TELEFON SONUNDA GELDİ
 
Maşallah’ın gecikmiş aramasının ardından alınan derin nefes bu kez İzzettin için tutulmaya başlandı. Çalan telefonu ilk baba Abdullah Eren açtı. 10 dakikalık süre içinde doyasıya oğluyla hasret gideremeyen baba, telefonu bekleyen diğer aile bireylerine uzatıyor. Aileye taleplerinde kararlı olduğunu aktaran kardeşler, tecrit kalkmadan grevi sonlandırmayacaklarını dile getirdi. 
 
‘FAŞİZM SES VE IŞIKTAN KORKAR’
 
Bulunduğu cezaevinde yaşadıkları baskıları anlatan Maşallah Eren, “Eylemimizi kırmak istiyorlar. Bu şekilde teslim almak istiyorlar. Bu çerçevede kimi zamanlarda hücreler atılıyor, işkence ediliyor. Kimi zaman telefon kimi zaman mahkeme kimi zaman da hastane yoluyla bunu yapıyorlar. Bir işkence sistemi uygulanıyor. Bunun karşısında büyük bir direniş var” diye belirtti. 
 
Devletin gücünü sessizlikten aldığını sözlerine ekleyen Maşallah Eren, “Bu sessizliğin kırılması gerekir. Özellikle halk tarafından bu var olan sessizlik dağıtılmalı ve kırılmalıdır. Kemal Pir arkadaşın dediği gibi ‘faşizm iki şeyden korkar. Biri sestir diğerine aydınlıktır.’ Sesimizi ve aydınlığımızı büyütmeliyiz ki bu tüm cezaevlerinde yürütülen faşizm geriletebilelim. Bu vesileyle bütün ailelerimize, bütün halkımıza sesleniyoruz; bu var olan sessizliği ortadan kaldırsınlar. Bütün tutsakların çağrısı bu esas üzerinedir” dedi. 
 
Sağlık noktasında birinci, ikinci ve üçüncü grupta yer alan tutukluların durumlarının kötü olduğunu kaydeden Eren, “Biz bunu kendimiz söylemiyoruz. Odalara gelen ve arkadaşları kontrol eden sağlıkçılar bunu açık bir şekilde bizlere söylüyorlar. Onları tedavi etmek için şantaj yöntemini kullanıyor. Herhangi bir şehadet yaşanmaması için halkımız ve bütün demokratik kurum ve kuruluşlar ayağa kalkmalıdır” diye seslendi.
 
67 TUTUKLU CEZAEVİNDE
 
Özellikle sevk sırasında tutuklulara işkence yapıldığını vurgulayan Eren, “Onları bağımsızların arasına göndermek istiyorlar. Bu esas üzerine büyük bir işkence yapılıyor. Biz kendimizde bunla karşılaştık. Saldırdıkları zaman 20’şer kişi şekilde saldırıyorlar. Bunla irademizi kırmak istiyorlar” diye belirti. Eren, kaldığı cezaevinde toplam 67 kişinin açlık grevinde olduğunun bilgisini verdi.
 
‘VAR OLAN SESSİZLİK ÖLÜM SEBEBİDİR’
 
Eren, “Başta da söylediğimiz gibi faşizm iki şeyden korkuyor. Biri ses biri aydınlıktır. Aydınlık bizim açımızdan yoldur. O yolda direniş yoludur. Zülküf Gezen arkadaşın belirlediği yol, bizim için çizgidir. Sonuna kadar bu nokta üzerinden gideceğiz ama artık ses olması gerekir. Var olan sessizlik ölüm sebebi oluyor. Bunun için var olan sessizlik tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Türkiye ve Kürdistan’da halklar ses olmak için sokağa çıkabilir. Gençler tecrübeleriyle öncülük etmelidir ve zindanlarla bir olmalılar. Öyle olursa inanıyoruz ki kısa bir süre de tecrit kaldırılır” diye konuştu.
 
‘PSİKOLOJİK BASKI UYGULANIYOR’
 
İzzettin Eren ise, kaldığı cezaevinde 78 kişinin açlık grevinde olduğu paylaşarak, şunları dile getirdi: “İlk grupta yer alan arkadaşların durumu kötü. Yatma, su içmesinde zorluklar yaşıyorlar. B1 vitamini vermiyorlar. B12 veriyorlar. Bunun da olumlu yönde bir etkisi yoktur.” Üzerlerindeki baskılara dikkat çeken Eren, “Cahit Erol arkadaşımızı hücreye götürmüşler, mahkeme kararı gerekçesiyle. O arkadaş bir süredir hücrede. Aynı zamanda açlık grevindedir. Ağırlaştırılmış müebbet cezası olan arkadaşlarımız var onlar da hücredeler. Onlarda açlık grevindeler. Fiziki değil ama psikolojik yönden çok yoğun baskılar var” dedi.
 
‘KİM NE YAPACAKSA BUGÜN YAPMALI’
 
Birinci ve ikinci grupta yer alanların durumlarının kötüye doğru gittiğini yenileyen Eren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kim ne yapacaksa bugün yapmalı bu andan sonra kötü bir durum oluştuğunda da bir şeyler yapmak çok olumlu olmayacaktır. Basın, demokratik kurumlar, aydınlar bu süreçte her yönüyle bu direnişin etrafında toplanmalılar. Bunun dışında yapacakları bir şey yok. Çağrımız herkesedir. Halk kendi üzerine düşen rol ve misyonu yerine getirmelidir. Bu kadar sessizlik olmaz. Leyla Güven arkadaşın bir sözü vardı; Kişiyi öldüren açlık değil, sessizliktir. Bu sessizlik eğer bir şahadet olsa, durum daha farklı bir noktaya gelirse bunun sebebi sessizliktir. Ölüm olursa insanı acıtacak olan bu sessizliktir. Zindandakilerin sesine ses verilmelidir.” 
 
‘ZULMÜN SONU ERKEN GELİR’
 
Telefonların ardından sözlerini sürdüren teyze Berinas Eren, şunları ifade etti: “Biz savaş, kavga istemiyoruz. İki çocuğumuz açlık grevinde. Açlık grevinde olanların hepsi bizim çocuklarımız. Gerillada, askerde bizim çocuklarımızdır. Barış insanlık, hak hukuk istiyoruz. Bütün dünyada hak ve hukuk var, bizim içimizde de olsun. Bizler de insanız. Bizde bu Türkiye’nin vatandaşlarıyız. Bugün barış, kardeşlik istiyoruz.” 
 
Teyze Eren devamla şunları söyledi: “Siz devlet olduğunuzu hak ve hukukun olduğunu söylüyorsun. Hani nerde hak hukuk. Hani nerede insanlık ve Müslümanlık. Eğer oğlu bir gün aç yatarsa ve uykusu gelirse (Emine Erdoğan’ı kastederek) benim de uykum gelir. Elini vicdanına koysun. Müslümanım diyor Allahtan korksun. Eşinin yanında otursun Allah ver desin. Bu açlık bitsin desin. Desin ki insanlık var, insan bu zulmü yapmaz.” 
 
“Artık yeter yüreğimiz yanıyor, gözlerimize uyku girmiyor” diye devam eden teyze Eren, sözlerini şöyle tamamladı: “Zulmün sonu erken gelir. İnşallah yakın bir zamanda kazanacağız. Binlerce gittik binlerce gitsek de Kürtlüğümüzden vazgeçmeyeceğiz. Kürt’üz Kürt’üz ölünceye kadar da Kürt’üz. Çocuklarımızın kanını bırakmayacağız. Kendisine aydın, yazar, insan diyen herkes barışın sesine ses versin, barış getirsinler buraya.” 
 
‘LOKMALAR BOĞAZIMIZDAN GEÇMİYOR’
 
Baba Abdullah Eren ise, “İki oğlum tutuklu ve açlık grevinde ama tutukluların hepsi benim çocuklarımdır. Hepsi ciğerimiz ruhumuzdur. Ne için tutuklanmışlar. Kürt’üz dedikleri için tutuklanmışlardır. Hiç birinin bir suçu yok. Neden polisleri yakalamıyorlar, kendi çocuğunu tutuklamıyor. Neden başkasının çocuğunu tutukluyor. O Başkaları insan değil mi? Onlarında ciğeri yanıyor. İnsanın ciğeri yanmasa çocukları aç, susuz olduğunda gözlerine uyku girmez mi. Önümüze yemek getirdiğimizde de biliyoruz çocuklarımız açtır o nedenle o lokmalar boğazımızdan geçmiyor” diye konuştu. 
 
‘TALEPLERİ TALEPLERİMİZDİR’
 
Çocuklarının taleplerinin kendi talepleri olduğunu vurgulayan baba Eren, uluslararası kurumlara seslenerek, “Bizler hepsinin taleplerinin kabul edilmesini ve açlık grevlerinin bitmesini istiyoruz. Tecrit bitmese onlarda açlık grevlerinden çıkmayacaklardır. CPT önünde o kadar direniyor insanlar ama CPT demiyor ki bu insanlık hakkıdır. Ağzını kapatmış, gözlerini kör etmiş, kulaklarını sağır etmiş dönüp bakmıyor bile. Kaç kişi hapiste yaşamına son verdi. Her tarafta bir sessizlik durumu söz konusudur. Türkiye Avrupa dahil olmak üzere sağır, kör ve dilsizler oynanıyor. Bunlar aç mı susuz mu demiyorlar. İslam bunu kabul etmez” diye belirtti. 
 
MA / Sadiye Eser

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.