DOLAR 8,1526
EURO 9,7052
ALTIN 452,69
BIST 1.360
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Çok Bulutlu
İstanbul
16°C
Çok Bulutlu
Çar 19°C
Per 13°C
Cum 14°C
Cts 15°C

‘Açlık grevleri yokmuş gibi davranmak toplumsal çürümeye yol açar’

30.03.2021
A+
A-
İZMİR- Özgürlüğünden mahrum olanların her türlü tutumunun toplumda derin izler bırakacağını vurgulayan Dr. Zeki Gül, “Tecrit içerisindeyken, yeni bir tecride uğrayan kişilerin açlık grevlerini hissetmemek, duyumsamamak ya da yokmuş gibi davranmak toplumsal bir çürümeye yol açar” dedi.
 
İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 22 yıldır tutuklu PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılması ve cezaevlerinde artan hak ihlallerini protesto etmek amacıyla başlayan süresiz dönüşümlü açlık grevi 124’üncü gününde. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) bünyesinde 1995 yılından bu yana insan hakları mücadelesi veren ve son 20 yıldır cezaevleri bağımsız izleme süreçlerinde yer alan Doktor Zeki Gül, pandemi koşullarında cezaevlerinde devam eden açlık grevi eylemini Mezopotamya Ajansı’na değerlendirdi.
 
TECRİT İÇİNDE TECRİT
 
Cezaevlerinde kendilerini ifade edebilmek için açlık grevi eylemine başlayanları anlamak ve saygı duymak gerektiğini ifade eden Gül, pandemiyle birlikte cezaevlerinde tecrit içinde tecrit yaşandığını belirtti. Özellikle F Tipi Kapalı Cezaevleri’nde uygulanan katı tecridin pandemiyle daha da derinleştiğine dikkati çeken Gül, “Bu yüzden hayatları daha da zorlaştı, cezaevleri yeni bir tecrit anlayışıyla şekillendi. Birbirleriyle, aileleriyle, avukatlarıyla görüşme hakları başta olmak üzere pek çok hakları sınırlanmış oldu. Hukuken ikinci ceza yoktur fakat bu haklarının gerilemesiyle ikinci kez cezalandırıldılar. Bu koşullarda açlık grevini yapmalarını anlamak gerekiyor” dedi.
 
VERİLER PAYLAŞILMIYOR
 
Özellikle Kovid-19 vakalarıyla ilgili toplumda güven sorunu yaratacak eksik bilgiler verildiğini, cezaevlerinde ise bunun daha da vahim olduğunu vurgulayan Gül, “Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) gibi kurumların web sayfasına baktım, cezaevlerinde Kovid-19 vakalarıyla ilgili neredeyse hiçbir veri yok. Türkiye’de üç yüzü aşkın cezaevi var ama neredeyse hiç Kovid-19 vakası yokmuş gibi bir durum var. Çünkü bu verilere ulaşamadığımızda onlara dair farkındalığımız tıbbi olarak da çok zayıflamış durumda” diye belirtti.  
 
RİSK ALTINDALAR
 
Pandemi koşullarında açlık grevi yapmanın, yaşamsal riski arttırdığını dile getiren Gül, şöyle devam etti: “Pandemide insanlar doktora danışmadan da vücut direncini güçlendirmek için çeşitli vitamin takviyeleri aldı. Diğer taraftan da talepleri hayata geçirilmediği, sesi duyulmadığı için başka bir yöntem bulamadığı için açlık grevi sürecine giren insanlar var. Bu koşullarda vücut dirençleri son derece zayıflamış durumda. Özellikle de altmış günün ardından bağışıklık sistemleri son derece sıkıntılı bir hal alıyor. Onların Kovid-19 salgınına yakalanma ihtimali daha yüksek. Bu yüzden taleplerini çok ciddiye almak gerekir. Bedenleriyle topluma bir şeyler söylüyorlar, aslında bizim yapamadıklarımızı, eksiğimizi, çaresizliğimizi bir şey üreterek tamamlamaya çalışıyorlar. Bu durum toplumdaki herkes için sıkıntılı bir şey olsa gerek.”
 
BAĞIMSIZ HEYET İZLEMELİ
 
Türk Tabipler Birliği’nin Cezaevi İzleme Komisyonlarında zaman zaman da Adalet Bakanlığı’na bağlı komisyonlarda 1996’dan bu yana yer alan ve gözlemci olan Gül, deneyimlerinden yola çıkarak, şu uyarılarda bulundu: “Geçmiş deneyimler de gösteriyor ki toplumsal kesimlerin ve kitle örgütlerinin sessiz kaldığı dönemlerde, cezaevlerindekilerin yaşamları zorlaşıyor, ölüm oranı çok fazla artıyor. Bu nedenle Adalet Bakanlığı’nın geç kalmadan bağımsız, toplumun güven duyduğu, Türk Tabipler Birliği’nin de içinde olduğu kurumlardan oluşan bir heyeti izlemesi için davet etmesi gerekiyor. Daha önceki açlık grevi ve benzer süreçlerde bakanlık bunu yaptı, çözümleyici bir süreç olacaktır.”
 
Cezaevlerine dair sağlıklı bilgi almanın imkansız hale geldiğini, paylaşılan verilerin ya yetersiz ya da gerçeği örten açıklamalar olduğunu sözlerine ekleyen Gül, açlık grevinde olanların, hasta mahpusların bilgilerinin de toplumdan saklandığını ifade etti. Sağlıklı bilgi alabilmek için toplumun güven duyduğu kitle örgütlerinin sürecin içinde olması gerektiğini hatırlatan Gül, bunun sağlanması için toplumsal talebin olmasının da önemine işaret etti.  
 
KISITLAMALAR İŞKENCEDİR
 
Cezaevlerinde tecrit ve izolasyonda olanlara pandemi nedeniyle ek kısıtlamaların uygulanmasının, psikolojik bir işkence olarak değerlendiren Gül, “Tedbirler gerekçe gösterilerek, kısıtlamaların arttırılması masum bir şey değildir, işkencedir ve işkencede zaman aşımı olmaz. Pandemi döneminde açlık grevinde ve hasta mahpusların yaşadığı bu işkencenin, mutlaka araştırılması gerekiyor” diye konuştu.
 
TETKİKLER YAPILMALI
 
Açlık grevinde olanların muhakkak B12 vitamini alması gerektiğini, pandemi nedeniyle D vitamini eksikliğinin çok arttığını ve bu yüzden en az 2 ay D vitamini almalarının hayati önem taşıdığını kaydeden Gül, şunları dile getirdi: “Kalıcı hasarları önlemek adına tuz, şeker, çay ve benzeri sıvı tüketimi çok önemli. Ek hastalıkları olanlar (diyabet, aşırı kilo, insülün, hiper tansiyon) açlık grevi süreçlerinde çok daha riskli gruptalar. Tedavilerinin aksamamasına dikkat etmeleri gerekiyor. Genel tetkiklerini mutlaka yaptırmalılar.”
 
‘DUYMAMAK ÇÜRÜTÜR’
 
Özgürlüğünden mahrum olanların her türlü tutumunun, toplumda derin izler bırakacağına anımsatan Gül, devamla şunları ifade etti: “Onların yanında olamama duygusu, yetersiz kalma hissini doğurur. Bu toplumsal bir travmadır ve her beden için bir yansıması olur. En önemlisi de bir çürümeye yol açar. Tecrit içerisindeyken, yeni bir tecride uğrayan kişilerin açlık grevlerini hissetmemek, duyumsamamak ya da yokmuş gibi davranmak toplumsal bir çürümeye yol açar. Çürüme toplumun her alanına sirayet eder. İşimize, ülkeye, dünyaya bakışımıza, aile içindeki yaşamımıza kadar sirayet eder. O yüzden sadece açlık grevi yapanların ve onlara duyarlı olan kesimlerle sınırlı kalmaz, birinin eksilmesi herkesi eksiltir. Çünkü bizim yapamadığımızı, onlar ifade etmeye çalışıyorlar.”  
 
TOPLUMA YANSIMASI 
 
Çocukları açlık grevinde olanların kaygılı olduğunu ve bunun tüm yaşam alanlarına sirayet ettiğini aktaran Gül, şunları söyledi: “Çaresizlik, her bir yakınında, bu meseleyi dert edenlerde, yokmuş gibi davrananlarda bedensel ve ruhsal sıkıntılar doğurur. Açlık grevi süreçleri bir nar modeli gibidir. Bir nar vardır ama topluma yansıması da bin olur. Ülkeyi yönetenlere söylemek gerekir ki çözüm üretilmediğinde çok daha büyük toplumsal tepkilerle karşılaşabilirler. İnsani olan temel yaklaşım, problemin varlı değil, problemin çözüm yollarını aramak olmalı. Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı geç olmadan bu sese kulak vermeli.” 
 
MA/ Sevda Aydın – Naci Kaya

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.