DOLAR 5,7429
EURO 6,3209
ALTIN 280,0
BIST 100.237
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Az Bulutlu

AKP’nin savaş tercihi

18.12.2018
A+
A-

Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.”
Jean paul Sartre
İrfan Arslan

Türkiye’de son beş yılda devam eden ekonomik ve siyasi kriz, tavan yapmış durumdadır. Özelikle siyasi alandaki tıkanma, sosyal ve ekonomik alanda kendini hızlı bir şekil de gösterdi.
Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sonrası, tekçi vesayetin tescillendiği günden itibaren, yıllardır gizlenen ekonomik kriz, artık gizlenmeyecek boyuta ulaştı. Türkiye ekonomisinde şu anda yaprak kıpırdanmıyor ve büyük-küçük işletmeler bir bir iflas kararlarını açıklıyorlar. Kuşkusuz bu durumun en büyük nedeni, siyasi alandaki otoriterleşme ve keyfi uygulamalardır.

Türkiye’yi 18 yıldır yöneten RTE rejiminin geldiği aşama, toplumsal kriz ve kaostur. İç savaş artık insanların en büyük korkusu olmuş durumda. Ancak AKP iktidarının toplumda yarattığı baskı ve şiddeten dolayı neredeyse bunu dile getirecek bir yapı ve merci yoktur.

Uluslararası politik başarısızlığını bir araca dönüştürmeyi çalışmaktadır. Ayrıca toplumda gelişebilecek muhalefeti bastırmak için savaş ve gerilim taktiğini devreye koymaya çalışıyor. Ki gerek elinde bulundurduğu tek manşetli basın, gerekse kendine memur kıldığı devlet bürokrasisi aracılığıyla psikolojik alt yapısını çoktan hazırlamıştır. Toplumun yüzde ellilik kesimini “mankurtlaştırarak” adeta robota dönüştürmüştür. Bu kitleyi tatmin edecek tek şey, daha fazla kan dökmek olacaktır. RTE- Bahçeli -Perinçek koalisyonu kendilerine biçtikleri yeni kurucu güç misyonu, ittihat ve terakki zihniyetidir. Bu koalisyon 20.yüzyıldaki köhne milliyetçi anlayışa dayanmaktadır. Yeni bir söylem olarak da toplumu avutma amaçlı, “Yeni Osmanlıcılık” söylemi kullanmaktadır. Ayrıca kendince zayıf görmüş olduğu Kürtleri baş düşman belirleyerek hem ülke içinde hem de ülke dışında Kürtlere topyekün bir savaş açmıştır.

Özelikle Rojava Kürdistanı’na yönelikle özel bir politika sözkonusu; daha önce 2014’te İŞİD
eliyle yapamadığını bu sefer kendileri deneyecekler. RTE’nin, Rojava’ya yönelik tehditlerine hergün yenileri eklemektedir. Suriye iç savaşında şiddetsiz kalan tek bölgeyide kana bulamak istemektedir. Böylece adım adım bütün Kürdistan topraklarını işgal ederek denetim altına almak istemektedirler. Türk devleti Kürtleri “ebedi düşman” olarak belirlemiş bulunmaktadır. Kendi geleceklerini Kürtlerin imhası üzerine tahayyül etmekteler. Türkiye toplumunun büyük çoğunluğunu buna razı etmiş durumdalar. Bu bir halk için en aşağılıkça durumu ifade etmektedir. Kürt toplumuna büyük bir ihanettir. Bu ihanete ortak olan, bunun karşısında sus pus olanlar, görmezlikten gelenler, tarihi bir suça ortak olmaktalar. Hitler veya Mussolini’nin yaratmış olduğu bir kitleden farkı yoktur.

Türk Devletinin savaş seçeneğini devreye sokmasını iki temel nedeni vardır;

Birincisi; İç etkenler: Türk devleti 90 yıllık Kemalist rejiminden, yeni bir rejime geçmeyi planlanmaktadır. Bu yeni rejimin temelleri 12 eylül 1980 askeri darbesinden itibaren atılmıştır. Kenan Evren’in başlattığı yeni rejim, RTE ile sonuçlandırılmak istenmektedir. Bu süre zarfındaki toplumsal ve siyasi gelişmelerin bu amaç doğrultusunda dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Bu yeni rejim Türk-İslam sentezine dayanan milliyetçi ve dinçi bir muhtevaya sahiptir. Ancak hem çağın koşulları hem de toplumdaki dinamikler bu işin kolay bir şekilde hayata geçirilmesi konusunda engel teşkil etmekteydi. Bu yüzden RTE rejimi, Türkiye’yi 17 yıllık yönetimi boyunca sürekli gerilim ve kriz yöntemiyle yol almaya çalıştı. Ayrıca yüz yıldır devam eden Kürt halkının özgürlük mücadelesi artık idare edilmeyecek boyutlara ulaşmasıdır. Bu etmenlerle birlikte rejimin keyfi ve rantçı politikaları, toplumsal alanda yozlaşma ve krize yol açmıştır. Özelikle keyfi ve rantçı yaklaşım toplumsal kesimleri kutuplaştırdığı gibi neredeyse iç savaşa evrilecek noktaya gelmiştir. Bütün bu etmenlerden dolayı toplumu oyalacak bir nedene ihtiyaç vardı. O da savaş seçeneğidir.

İkincisi ise; Dış etkenler: Özelikle 1.Körfez savaşıyla başlayan 3.Dünya savaşının Ortadoğu’da yaratmış olduğu siyasi karışıklık ve otorite boşluğundan faydalanma planları yapılmaktadır. Bunun siyasi hedefleri, cumhuriyetin ilk yıllarına dayansa da, güncel fetihçi perspektifini Ahmet Davutoğlu’nun “Yeni Osmancılık” politikasına dayanmaktadır. Ortadoğu kartları yeniden karılırken kozlarını sağlam tutmayı hedeflemekteler. 3. Dünya Savaşının ikinci aşamasını ifade eden “Arap baharı” ile birlikte halkların özgürlük başkaldırıları yeni gelişmelere yol açtı. Özelikle sorun Suriye de “Gordion düğümü’ne” döndü. Uluslararası anlaşmazlık ve tartışmaların en fazla yaşandığı yer olmaya devam etmektedir. Özelikle Kürt halkının yaratmış oldukları yapı ve siyasi organizasyon önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Ve baştan beri ilk karşı çıkan Türkiye, olayların bu kadar çığırından çıkmasına neden oldu. Çünkü Türkiye kendi emperyal hedefleri önünde en büyük engel olarak Kürt halkının varlığını görlmektedir. Özellikle Suriye’de başlayan iç savaş sonucu Rojavan’ın konumu adeta korkulu rüyaları olmuş durumdadır. Bu yüzden bugüne kadar gizli olarak yürütmüş oldukları Kürt düşmanlığını, artık aleni bir şekilde hayata geçirmeye çalışıyorlar. RTE açıklamalarından da anlaşıldığı gibi önümüzde ciddiye alınması gereken bir savaş ihtimali söz konusudur.

Kısacası bu iki etken üzerine gelişen Türkiye politikası, karanlık bir portre sunmaktadır. Mevcut yönetimin bu koşullarda sağlıklı bir çıkış yaratması zor görünüyor. Ayrıca sorunu barışçıl ve sükunet ile çözme gibi bir dertleri de yoktur. Türkiye siyasi arenası böyle politik bir seyir izlemektedir. Bütün dünya aktörleri tarihte olduğu gibi tekrar Kürtleri kurban edilmesinden yana bir tavır içindeler. ABD’nin belirsiz tutum ve pragmatist yaklaşımı ile Rusya’nın çıkarcı ve fırsatçı anlayışı arasında çok fark yok. Her biri kendi hesabına göre Türk Devletinin şımarık, hoyrat ve saldırgan tutumunu görmezlikten geliyor. Türk Devleti ise tarihi bir tercih yapıyor. Tarihte ilk defa Kürtlere karşı denk bir güçmüş gibi savaş açmaktadır. Ama her ne kadar asimetrik bir güç dengesi söz konusu olsa da, Kürtlerin büyük direneceği anlaşılıyor. Kürtler bütün bu süreci takip ediyor. Reflekslerini buna göre ayarlıyorlar. Gerisi bir zaman meselesidir…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.