DOLAR 6,0910
EURO 6,8260
ALTIN 251,8
BIST 84.596
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Çok Bulutlu

Ayna: Engelli kadınların ‘istismara açık’ olduğu algısı yaratılıyor

02.12.2018
A+
A-

Uluslararası Engelliler Günü 3 Aralık 1992 yılından bu yana Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. Dünyanın pek çok ülkesinde engellilerin önündeki engeller katlanarak sürdüğü için 3 Aralık bir kutlama günü olmaktan çok sorunlara dikkat çekme ve eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik etkinliklerin yapıldığı bir tarih olarak kaldı. Türkiye’de kesin olmayan resmi rakamlara göre nüfusun yaklaşık yüzde 13’ünü engelliler oluştururken, bu sayının önemli bir oranını oluşturan engelli kadınlar ise, iki kat daha fazla sorun yaşıyor. Hem engellilik nedeniyle farklı gözle dışlanma olumsuzluklar ve engellerle, hem de kadın olmanın, kadınlara bakışın getirdiği olumsuzluklarla karşı karşıya kalan engelli kadınlar toplumsal cinsiyet ile toplumsal engellilik yargısıyla mücadele ediyor.

İzmir’de yaşayan ve 17 yaşında retina yırtıklığından bağlı hastalıktan dolayı görme duyusunu kaybeden Şebnem Ayna, engelli kadınlara yaşadıklarını Mezopotamya Ajansı’ndan Ayşe Sürme‘ye anlattı.

‘KADINLAR İÇİN BEYAZ BASTON ÖNEMLİ’

Görme engelli olduktan sonra okula gitmeye devam ettiğini anlatan Ayna, küçük bir şehirde yaşadığı için okumanın kolay olmadığını söyledi. İlk olarak noktalı sistem olan brely yazıyı öğrendiğini dile getiren Ayna, bu şekilde okuyup, yazmanın daha kolay olduğunu dile getirdi. Bu anlamda özellikle teknolojinin daha çok yararlanılması gerektiğini vurgulayan Ayna, şöyle devam etti: “Gördüğümüz zamanlardaki gibi yaşayamıyorsunuz. Okula gitmek, ders çalışmak, hareket etmek her şey değişiyor. Ekran okuyan bilgisayar ve telefonlar işimizi daha da kolaylaştırıyor. Baston kullanımı çok önemlidir. Daha önce tek başıma gidip gelirken şimdi birileri yanınızda geliyor. Bu sonsuza kadar böyle süremez. Bireyselleşmekten bahsediyorsak beyaz baston kullanmak gerekiyordu. Tabi kadınlar için daha önemlidir. Bilindiği üzere toplumda kadınların her alanda kısıtlanıyor. Bunun önünü açmak ve bir şeyleri ortadan kaldırmak için bastonu tek başına kullanıp her yere gitmek gerekiyor. Memleketim Kırşehir olduğu için önceden orada yaşıyorduk ve biraz yolumu kendim açtım diyebilirim.”

‘SÜREKLİ AÇIKLAMA YAPMAK ZORUNDASIN’

Engelli olan bir bireyin toplum içinde bir aktivite yaptığı zaman sürekli kendini insanlara anlatmak durumunda kaldığını da hatırlatan Ayna, kendinden örnek vererek şunları söyledi: “Bu durumu aşmak kolay olmadı. Bir şeyleri sürekli açıklamak zorunda kalıyorsunuz. Ben görmüyorum ama okuyabiliyorum, yürüyebiliyorum, bilgisayar, telefon kullanabiliyorum gibi açıklamalar yapmak zorunda kalıyorsunuz. Sürekli ‘ben görmüyorum ama’ ile başlayan açıklama cümleleri kullanmak zorunda kalıyorum. Senin Şebnem olduğunu, becerilerin, zevklerin ya da yetenek kapasiten olduğundan ziyade insanların gördüğü tek şey bastonun, kör veya yürüyemediğindir. Ben buyum diyerek insanlara kendini kabul ettirmek uzun bir çaba gerektiriyor. Bunu üniversite sınavını kazandığımda aştım. Okul arkadaşlarımla aldığım puan aynıydı. ‘Görmüyor ama çok başarılı’ laflarını duymak istemiyorsun. Toplum algısı ya engelli olduğun için hiçbir şey yapmıyor, ya da alıp göklere çıkartılıyoruz. ‘özel insan, engelli olan insan’ gibi kelimelere gerek yok. Kötü olan kelimler değil, koyduğumuz kılıflardır. Benim tanımım kör. Bir bakıyorsunuz başarı öyküleri önümüze sunuluyor. ‘Azmin zaferi’ diye baktığınız haber engelli bir çocuğun haberi çıkıyor. Olması gereken bir şeyleri göklere çıkarmak veya yerin dibine koymak değil. Koşulları en uygun şekilde sağlamak başarılı veya başarısızlığı kişisel çabaya bırakmak gerekiyor. Maalesef böyle bir lüksümüz yok. Yaşam bu temelde gelişiyor.”

‘TACİZE UĞRADIĞIMIZDA POLİS EŞKAL İSTİYOR’

Özellikle görme ve bedensel engeli olan kadınların daha çok taciz ve istismara maruz kaldığını vurgulayan Ayna, insanların beden dokunulmazlığını çok rahat ihlal edildiğini ifade etti. Kadın olmaktan ziyade yardıma muhtaç bir birey profili çizildiğini belirten Ayna, “Sana rahatlıkla dokunabiliyor ve sen dokunmasını istemediğin zamanda nankör algısı oluşuyor. İnsanlar bunun taciz olmadığını düşünebiliyorlar. Niyetleri bu olmayabilir ama kişi bundan rahatsız oluyorsa bu tacize giriyor. Taciz problemi yaşandığı zaman kolluk kuvvetlerini ‘görme engellisin, eşkal veremiyorsun ne yapabiliriz’ sözleriyle karşılaşıyorsunuz. Çok kolay bir şekilde geçiştiriliyor. Tekerlekli sandalyedeki insana yönelik hırsızlık olayı olduğunda kendini savunamıyor. Nasıl peşinden gidecek? Zaten engelli olmayan bir kadın ihlal yaşarken değeri olmuyor. Biz ihmaller yaşadığımızda görünmüyoruz. İhlaller yaşandığında bir şey yapamayacağı düşüncesiyle sineye çekiyoruz. Kime ne diyebilirim? Eşkal sorsalar ne diyeceğim? Düşüncesiyle eve kapanıyor. Toplum bakış açısı ‘bir gör veya sakat kadının orada ne işi var’ düşüncesiyle hareket ediyorlar. Engelliysen duygusal bir şey yaşamıyorsun, sevdiğin veya sevgilin yoktur. İnsanların bu düşüncesi istismara daha açıkmış gibi algı yaratıyor. ‘Bunu kullanabiliriz’ diyerek yakınlık kurmaya çalışıp maddi, manevi ve bedensel çıkarlar gözeten insanların odak noktası oluyoruz. Filmlerde de bu şekildedir. Engelliyse başına bir şey gelmiştir, yardıma muhtaç rollerine bürünüyorlar. Ne yazık ki istismara, ihmale ve şiddete daha açık olduğumuz toplum tarafından hissettiriliyor.”

‘ENGELLERİ AŞMA KOŞULLARI YAPILMASIN’

Türkiye’de sosyal aktivite alanlarının engelli olan insanlar için kısıtlı olduğunu da sözlerine ekleyen Ayla, “Sinemada sesli betimleme uygulaması var. Ama tiyatrolara gittiğimde orada bu imkan yok. Bazı durumları doğru temelde ön plana çıkarmak gerekiyor. Mesela 15 Ekim Beyaz Baston günüdür. Bu günü körler için topluma göstermek çok önemlidir. Tabi bu günde körlerin gözünü bağlayıp hadi şu engelleri aşalım dendiği zaman bu bir eziyet oluyor. Geçen yıl böyle bir şey yapılmıştı ve kadın 15 dakika ağlamıştı. Bu hal korkunç oluyor. Önümüzde 3 Aralık Dünya Engelliler Günü var. Böyle günlerde işitme, yürüme, görme veya daha başka engeli olan insanlar için eşit, özgürce yaşayabileceği alanlar için çözüm olunması gerekiyor. Hastane, yollar veya kendini anlatmaya ne kadar erişebiliyorlar. Maruz kaldıkları uygulamalar nelerdir. Bunlara bir çözüm getirilmesi gerekiyor. Engelli günü diye otistik çocukları alıp başını okşamanın bir anlamı yoktur” diye konuştu.

‘DAHA FAZLA DİK DURMAMIZ GEREKİYOR’

Devletin engelli olan insanlara ve bakıcı ebeveynlerine maaş verdiğini belirten Ayna, sözlerini şöyle tamamladı: “Özel kuruluşların birçoğu engelli çalıştırma zorunluluğu ve kotası olduğu için engelli maaşı veriliyor. Bu yüzden engelli olanlar eve gidip oturuyor. Değişen bir şey olmuyor ve gözden kaçıyor. Yani çözüm bakım veya maaş vermemek olmamalıdır. Çözüm daha fazla dışarıya iten şeyler olmalıdır. Ben bastonumla sokakta olduğum sürece insanlar bana alışacak ve nasıl davranması gerektiğini öğrenecek. Bir şeyleri insanların gözüne koymak gerekiyor. Bu baston insanları rahatsız ediyorsa evet etsin ama ben dışarı çıkmaya devam edeceğim. Birbirimizle yaşamayı ya öğreneceğiz ya da birileri kenara çekilecek. Bu birileri özellikle kadın engelli olan insanlar olmamalıdır. Bizim daha fazla dik durmamız gerekiyor.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.