DOLAR 7,0518
EURO 8,4050
ALTIN 462,74
BIST 9,2989
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Az Bulutlu

Aziz Gezik yazdı: Minerva’nın Baykuşu

29.11.2019
A+
A-

Karanlıkta Uçar Minerva’nın Baykuşu Felsefe tarihinin en ünlü kuşudur desek yanlış olmaz onun için. Hegel’in Hukuk Felsefesine Giriş adlı ünlü yapıtının başında belirttiği ‘Minerva’nın Baykuşu’ bir metafor özelliği taşır. Mitolojik bir anlatımla insan ve parçası olduğu evrenin nasıl bir diyalektik bütünlük arz ettiğini ve bu bütünlük içinde yaşanan çıkmazların çözümlerle beraber geliştiğini anlatır.

En değerli sonuçların yine bu çıkmazlardan türediğini o yüzden bu zahmetli süreçlerin anlaşılması gerektiğini salık verir. Diyalektik aklın gelişimi de böylesi bir süreci izlediğini hatırlayınca, Minerva ve Baykuşu’nun yaptığının ne oranda anlamlı bir rehberlik olduğunu rahatlıkla fark edebiliyor insan.

Mitolojik bir karakter anlamı içeren Minerva’nın Baykuşu, her zaman kanat çırpmaz, günün her saati ateşten kanatlarını derin ufuklara doğru açmaz. Sadece ve sadece alaca karanlığın en koyu anında kendini bırakır karanlığın homurtulu dehlizlerine, bir geçit serenomisidir onunkisi. Her çırptığı kanat ışığın aydınlatıcı tanelerini serper ufkun mavi derinliğini tutsak almış karanlığın üzerine. Minervanın Baykuşu karanlığa haps olmuşların aydınlık düşlerini gerçeğe çevirir. İnsanın bitmek bilmez hakikat arayışına ve onun özgürlük düşlerine bir el uzatmadır. O el karanlığın dipsiz kuyularında kilit vurulan düşleri özgürlüğe aralayandir. Minerva, bıkmadan çırptığı kanatlarıyla ölümden yaşamı sunar insana, tıpkı tektanrıcılığın öncüsü Aton’un avuçlarında tuttuğu Nilin Anahtarı’nı insan toplumuna büyük bir sevinçle uzatması, Prometheus’un tanrılara ‘kafa tutarak’ ateşi yine insan toplumuna hediye etmesi gibidir. Bereketin ve ateşin taşındığı insan, Minerva’nın Baykuşu’yla bilgeliğin sırrını istemektedir şimdi. Başka çare yoktur. Tüm çocukların hayalleri hakikatin yatağı olan özgürlükle buluşmalıdır artık.

Kendini yaratan insan isteyince neyi başaramaz ki.?!

Roma mitolojisinin bilgelik tanrıçası Minerva’nın, bilgelik kuşu alacakaranlığı sever. Felsefenin olan değil olmasi gerekene odaklanması boşuna değildir. Olması gerekene öyle kolay ulaşılıp herkese dağıtılabilinseydi Minerva’nın bilgeliğine gerek kalmazdı. Bir kadın olarak tasvir edilen Minerva, henüz Neolitik dönemin izlerini üzerinde taşıyan kadın çağının bir sembolü, yalnız sona doğru giden bir sembolüdür. Zeus ‘un Tanrılar Panteosu’na başkaldırmış gibidir. Orda Athena’dır. Anadolu’da Kibele, Sümerde İnnanna. Ve nihayetinde Roma’da ise Minerva’dır. Güzelliği, bilgisi ve bereketiyle herkesi kendisine hayran bırakan.

Mitolojinin günümüz dünyasını anlamak için ne kadar değerli bir alan olduğunu sosyalbilimler dünyasının kabullenmesi epey bi zaman aldı. Bugünün anlaşılması geçmişi anlamaktan geçecekse, sezgisel dünyanın ürünü olarak beliren mitolojinin anlaşılması anlattıklarının basit bir kurmacanın ürünü olmadığını anlamaktan başlamak gerekiyor. Mitoloji öyleki felsefeyi ortaya çıkartan ussal düşünme yönteminin başlangıç noktası olarak çıkar karşımıza. O yüzden mitoljik anlatımlar salt abartılı hikayeler toplamı değil, aksine günümüz kapitalist iktidarcı ve erkekçi akıl tutulmasının yarattığı cehennemin kodlarını işaret eder bize ve bu cehennemden çıkmanın ipuçlarını da içerir mitoloji. Önemli olan onu görebilmektir.

Dünya üzerinde bugünlerde yaşananlar sanki önceki zamanların toplamından daha büyük ve derin çelişkiler yumağını barındırdığını anlatmakta bizlere. Her yandan yükselen sıloganlar ve milyonların oluşturduğu eylem denizleri yasanan çeliskilerin derinliğini anlatmakta bizlere. Her yerde beliren direnişler, öncesindeki Arap Baharı ve şuan için tüm insanlığın yüreğinde büyük bir saygınlığı-sevgi duygularıyla oluşturan Kürtlerin Rojavadaki büyük direnişleri ezilen insanlık mevcut kapitalist canavardan memnuniyetsizliğini farklı coğrafyalardaki görkemli direnisleriyle ortaya seriyor. Bu eylemler farklı yerlerde boy veriyor olsa da, birbirlerinden ciddi bir etkileşim yaşadıklarından şüphe yok. Hong Kong’dan Şili’ye, Katalonya’dan, Brezilya’ya, Meksika’ya, lrak’a, Lübnan’a, Endonezya’dan Fransa’ya, İran’a vs. dalga dalga yayılan sokak savaşları! Talep ve tepkileri geniş bir yelpazeye yayılsa da bir gerçek var ki o da, bütün eylemlerin odak noktası, kapitalizmin yarattığı pahalılığa işsizliğe, yoksulluğa ve sahte özgürlüğüne karşı olduğudur. Önü alınamaz hale gelen bu eylemler gösteriyorki, egemen sistem ve sahipleri ezilen kitleleri eskisi gibi kolayca oyalayıp, yöllendiremeyecekler artık. Belki bu isyan dalgası bir noktada tıkanabilir ki eylemlerin örgütlü yönünün zayıflığı bunu bize düşündürüyor, lakin bu süreç daha örgütlü daha planlı ve hedeflerinin somut olduğu eylemselliklerin önünü açmıştır bir motivasyon geliştirmiştir. İşte tam da burada 19 Temmuz 2012’de ilan edilen ve bugüne büyüyerek gelen Rojava Devrimi’nin kilit önemini görmemiz gerekiyor. Genç kızların ve genç erkeklerin öncülüğünde tüm halkın topyekun duraksamadan yedi senedir her türden faşist ve gerici konsepte karşı gösterdikleri mücadelenin dünyaya dağılan görüntüleri karşısında kim etkilenip harekete geçmezdiki?!

Bu anlamıyla dünyanın dört bir tarafında yaşanan serhildan sürecini tetikleyip tayin eden en önemli etkenlerden birinin de Rojava Devrimi ve direnişi olduğunu söylememiz asla mübalağa olmayacaktır.

Faşist Devletin bölgeye yönelik Daiş ve Nusra artığı çeteleriyle işgal saldırıları sonrası başta gelişen kaygılı ruh haline karşı, birleyici olanın sahadaki direnişin olacağı gerçeği bu yöndeki kaygılı havayı büyük oranda dağıttı diyebiliriz. Özellikle Rusya ve TC’ nin vardığı anlaşma sonrası işgalin resmileştirileceği fakat buna karşı Kürtler ve bölge halklarının asla bu gayri ahlaki anlaşmayı kabul etmeyeceklerini ilan etmeleri sonrası ve dünya insanlığının Rojava kazanımlarını sahiplenen çıkışları bu konuda direniş cephesinin ne oranda moral üstünlüğe sahip olduğunu gösterdi herkese. Özellikle, isgalci güçlerin devriyelerine karşı çoluk çocuk yaşlı genç Rojava halkının taşlarla verdiği tepki işgalin asla kalıcı olamayacağını kanıtlamaktadır.

Dün olduğu gibi bugün de kendi özgücüne dayanan Kürt ve bölge halkları bu zorlu sürecin de üstesinden geleceklerdir. Hakikatin doğum sancısına şahit olan karanlıktır. O olmasa hakikat kendini gerçekleştiremez. Bu anlamiyla parça bütün diyalektiği ekseninde düşününce, bu korkunç tehlike ve riskler, saldırılar, hesaplar hepsi özcesi kendimizi hakikatin mayasında gerçekleştirmemiz için bize zemin sunmaktadır. Bunun gerçekleşmesi demek, zaten bütün hesapları uğursuz planları yerle bir etmek anlamına gelecektir.

Hakikatin yolunu insanlığa sunan Minerva ve onun baykuşu bugün için Kürtlere ve dostlarına karşı karanlığın kazanma şansının olmadığını büyük bir kesinlik içinde anlatıyor. İşte karanlığın en koyu yerinde beliren ışık hüzmesi, bizler ve tüm ezilen insanlık için büyük bir coşkuyla kanat çırpan Minerva’nın Baykuşu’dur. Onun ışığında, dün olduğu gibi bugun de iz süren hakikat ve bilgelik, yine kazanmasını bilecektir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.