DOLAR 5,6891
EURO 6,2940
ALTIN 270,0
BIST 107.977
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 20°C
Sisli

Cam fanusu kırıp gerçeğiyle yüzleşti: Kendimden sonra doğan çocuklar için…

11.05.2019
A+
A-
Naime Çelik 22 yaşında. Diyarbakır’da doğdu. Ailesi, 90’lı yıllarda Mardin’in Kızıltepe ilçesindeki köylerinin yakılmasıyla Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine yerleşti. Naime’nin çocukluğu Bağlar’da geçti. Henüz 13 yaşındayken, kendisi gibi bir çocuk olan Şahin’in Koşuyolu Parkı civarında polis tarafından öldürülmesine tanıklık etti. Naime, televizyonlarda kendi akranının haber konusu bile yapılmayacağını görünce öfkelendi. Büyüyünce, adaletsizliğe karşı hukuk okumaya karar verdi. ‘Belki hakim ya da savcı olursam bu ülkede bir şeyleri değiştiririm’ diye düşündü. 
 
Büyüdü Naime. Üniversite sınavlarına hazırlandığı 2015 yılında, Kevser Eltürk’ün (Ekin Van) bedeninin çıplak bir şekilde teşhir edilmesini gördü. Bu olay, öfkesini daha da biledi. Bununla da bitmedi. Bu kez, sokağa çıkma yasaklarının olduğu 2016 yılında, polis ve asker mahallesine girdi. Sokakta birlikte oyun oynadığı arkadaşlarını aldılar Naime’den. Kendisi de cezaevine girdi. Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne götürülürken henüz 19 yaşındaydı Naime. Orada, yıllardır soğuk duvarlar ardında kalan birçok kadın tutukluyla tanıştı. Naime, soğuk duvarları bir bir yıktı, mücadelesini o taş duvarların arasında vermeye karar verdi. Çünkü ona göre, “Kürtlerin direnişi hala o dört duvar arasındaydı.” 
 
CEZAEVİYLE TANIŞMA SÜRECİ 
 
Cezaevine girmesi, hayata bakış açısını değiştirdi. Yeni bir kişilik, yeni bir yaşam şekli, hayata başka bir pencereden bakmasını sağladı Naime’nin. “Kendim dışında insanları düşünebilme yeri oldu benim için. Hiç tanımadığım çocuklar için gözünü kapatıp savaşabilme yeteneğini verdi bana zindan yaşamı” diyor Naime. Devletin okumasına fırsat vermediği “hukuku”, 1 Mart’ta bedenini açlığa yatırarak almak istedi. Başladığı açlık grevi eylemi, onun için adaletsizliğe karşı bir haykırış, bir isyan oldu. 
 
FARKLI SİYESİ GÖRÜŞTEN ANNELER ZİYARETİNE GELİYOR 
 
Naime, 28 Mart’ta tahliye edildi; ama eylemini bırakmadı, Bağlar’a bağlı Muradiye Mahallesi’ndeki evinde sürdürdü. 72 gündür açlık grevinde olan Naime, mide bulantısı, baş ağrısı, uykusuzluk gibi sağlık sorunları yaşıyor. 46 kilodan 41 kiloya düşen Naime’nin refakatçisi ise annesi. Her gün, aralarında; HDP, AKP, HÜDA-PAR, CHP destekçisi annelerin de bulunduğu birçok kişi ziyaret ediyor onu. 
 
Gencecik yaşına rağmen çocukluğunu yaşamadan büyüyen Naime, omuzlarına aldığı yükü bırakmak istemiyor. O, bir kere cam fanusu kırdığını söylüyor. Kendisi gibi “büyük doğmasını istemediği” çocuklara umut olmak istiyor. 
 
CAM FANUSTA BÜYÜTÜLEN ÇOCUKLAR 
 
Naime, anne ve babasının ne acılar çektiğini, köyünde yaşayan insanların nasıl işkence gördüğünü cezaevine girdikten sonra öğreniyor. “Tabiri caizse cam fanusta büyütülen çocuklar diyoruz ya, öyle büyütüldüm ben. Bazen espri yapardık; ‘biz fakir ailenin burjuva çocuklarıyız’ diye. Gerçekten de öyleydi yaşamımız. Her şey verirlerdi bize. Bazen evimizde yiyecek ekmek bulamazken elimizde en lüks telefon vardı. Çünkü ailelerimiz ‘bu çocuklar düşünmesin’ diyordu. Bugün devletin Kürt halkının çocuklarının tamamına uyguladığı politikaydı bu. Ben Bağlar’da doğup büyüdüm. Bağlar’ın tarihi bir direniş geçmişi olsa da bu mahalledeki çocuklar cam fanusta büyütüldü. O cam fanusu devlet kendi elleriyle yıktı. Devlet, kendi elleriyle bize gerçeği gösterdi. Devlet özyönetim süreçlerinde benim mahalleme girmeseydi belki ben ne cezaevine girecektim ne de bir siyasi parti tanıyacaktım. Belki gerçekten cam fanusta büyüyen bir çocuk olacaktım. Ama, o buna izin vermedi. ‘Sen Kürt’sün, teröristsin, mahallene girer katlederim’ dedi. Bunu yıllarca ailelerimiz saklasa da devlet bunu gözümüze soktu. Bugün Kürt aileleri ne yaparsa yapsın, devlet o cam fanusu kırıp çocuklara gerçeği gösteriyor” diyor Naime.  
 
‘BEYNİMİZİ TEMİZ ŞEYLERLE YIKADIK’
 
Mücadeleyle tanışan gençler için “beyni yıkanmış” sözlerine Naime şu cevabı veriyor: “ Aklımız yıkanmışsa doğrudur. Kapitalizm, yıllardır bizim aklımızı abuk sabuk şeylerle doldurdu. Haliyle arkadaşlarımız bize doğruyu öğretmek için beynimizi yıkamak zorunda kaldılar. Sistemin, iğrençliklerle doldurduğu beyni, biz temiz şeylerle doldurmak için yıkamak zorunda kaldık. Yıllarca gerçekliğimizi göremedik. Aniden gerçeklerle karşılaşınca soğuk duş etkisi yarattı üzerimizde. Bu etkiden çıkamadık, affedemedik kendimizi; şimdiye kadar nasıl oldu da göremedik diye. Keşke daha genç tanışsaydım mücadeleyle. Belki o zaman daha çok değiştirebilirdim.”
 
LEYLA GÜVEN’İN KOĞUŞ ARKADAŞI 
 
Naime, aynı zamanda Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevindeki koğuş arkadaşı. Güven’in, açlık grevine girdiği günü şu sözlerle anlatıyor: “Leyla Güven ilk greve girdiğinde hiç unutmuyorum o günü. ‘Ben açlık grevine girdim’ demesiyle şoka girdik. İlk başta kabullenemedik, ‘ikna ederiz de bırakır’ diye düşündük. Daha sonra iradesi, duruşu, konuşmaları etkileme şekli o kadar güçlüydü ki biz o an ‘evet bu olmalı’ dedik. ‘Bu grev bir şeyler değiştirecek’ dedik. Leyla Güven’in duruşu o kadar güzeldi ki tek başına devletle baş edeceğini gösterdi. Bu hepimizi çok etkiledi. İlk greve girdiğinde duygusal yönü çok güçlüydü. ‘Ben bir şey başlattım; ama sonuçlarından korkuyordum. Biliyorum on binlerce genç belki şahadete ulaşacak’ diyordu. Bunu söylediğinde gözleri doluyordu. Biz o zaman anlamıyorduk. Sonra da fark ettik ki o haklıydı. Bir meşale yaktı; ama o meşalenin uğruna gidecek yolu insan düşünemiyordu. Bugün 8 arkadaşımızın şahadete ulaşması, 30 arkadaşımızın ölüm orucuna başlaması, binlerce arkadaşımızın açlık grevine girmesini o gün Leyla Güven görmüştü aslında.” 
 
AÇLIK GREVİNE GİRME KARARI 
 
Açlık grevi ve ölüm orucu eylemcilerinin tecridi kaldırmada kararlı olduklarını vurgulayan Naime, “Biz dedik ki bir ülke kendi Anayasası’nı uygulamıyorsa biz ona uygulatacağız. ‘Madem bu devlet beni bu ülkenin yasasıyla cezalandırıyor, beni bu ülkenin vatandaşı olarak görüp cezaevine atabiliyorsa o halde ben de bu ülke ve vatandaşları için bir şey yapacağım’ dedim. Bir şey yapmak zorundaydım. Kendimden sonra doğan çocuklara borçlu hissettim kendimi. Bugün annemin, babamın gırtlağına yapışıp, ‘siz bana bir gelecek bırakmadınız, ben sizin günahlarınızın bedelini ödüyorum şu anda’ diyorum. Yarın öbür gün başka çocuklar bana bunu diyemesin. Diyemesin, ‘siz niçin bir şeyler yapamadınız, niçin bizim için bedel ödemediniz, bize bıraktınız?’ Bunun için açlık grevine girdim” diyor. 
 
‘DEVLET EYLEMİ KIRMAK İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPTI’
 
Naime’ye göre; Öcalan’ın ağabeyi ya da avukatıyla görüştürülmesinin nedeni, grevi kırma amaçlı. Naime, bunu da şu sözlerle destekliyor: “Sayın Öcalan’ın avukatının ya da kardeşinin gitmesi devletin korkusuydu. Devlet, önce kardeşini gönderdi, ‘susturalım onları’ dedi. Bizim amacımızın büyük olduğunu gördü. Bu grev bırakılmayacaktı. Üstünü kapatmak için elinden ne geliyorsa yaptı. Cezaevlerine savcılarını gönderdi, bizim grevi bırakmamız için her şeyi yaptı. Baktı olmuyor. Ondan sonra ‘avukatı göndereyim, üstünü kapatayım’ dedi. Ama yine başaramadığını gördü.” 
 
‘GREV BIRAKILMAYACAK’
 
Eylemlerini sürdürmede kararlı olduklarını dile getiren Naime, “Yıllardır tecridi kaldıramadığımız için öz eleştiri veriyoruz” diyor ve devam ediyor: “Bugün, o tecridi kaldıracağız. Belki ben de görmeyeceğim tecridin kaldırıldığını, şahadete ulaşırım. Ama içim rahat. Biliyorum ki yarın ki çocuklar benim gibi greve girmek zorunda kalmayacak. Biz bu grevi avukat gitti diye bırakırsak yarın bizden sonrakiler tekrar greve girmek zorunda kalacak. Biz bunu yapmayacağız. Devlet, ne kadar inkar ederse etsin bir tarih yazıldığını çok iyi biliyor. Bedel ödemekten korkmuyoruz. Kör de olsak, sakat da kalsak, ölsek de Önderliğimizin üzerindeki tecrit kalkmayana kadar bırakılmayacak bu grev.”
 
SESSİZLİĞE ELEŞTİRİ 
 
Binlerce tutuklunun “Devlet kendi yasasını uygulasın” diye eylemde olduğunu belirten Naime, halkın yeterince ses çıkarmamasına da hafif sitem ediyor. Naime, “Bugün halkımız, ‘avukat gitti siz de bırakın’ diyor. Devlet, halkımız bunu söylesin diye, halkımız bizim karşımızda dursun diye, içlerinde şüpheler oluşsun diye avukatları gönderdi. Ama annelerimiz kendi çocuğunun ölmesini istemiyor. Bunun hesabını da sormak istiyor. Aslında bilseler yaktıkları bir kıvılcım binlerce kişinin yaşamını değiştirecek. Gözlerini kırpmadan da yaparlar. Biz halkımızın o cesaretini gördük” diyor. 
 
‘KURAN BANA SAVAŞ DİYORDU’
 
Naime, cezaevlerinden her an bir ölüm haberinin geleceğinden endişe duyuyor. “Başımı yastığa koyduğumda bugün hangi arkadaşın şahadet haberi gelecek diyorum. Bunun hiçbir dilde tarifi yok. ‘Hangisinin cenazesine gitmemize izin vermeyecekler, hangi yoldaşıma dokunamayacağım son defa’ diyorum. Bu düşünce gerçekten insanın aklını dolduran şeyler. Biz kendi yoldaşımızın cenazesini defnedemiyoruz. Cenazemizi dahi devlet bizden çalıyor” diyen Naime, Ramazan ayını hatırlatarak, İslamiyet’i kendi çıkarları için kullananlara şu mesajı veriyor: 
 
“Ramazan ayındayız. İnsanlar oruç tutuyor. Bizim arkadaşlar 6 aydır aç. İslamiyet’i yerle bir eden insanlara rağmen biz İslamiyet için savaşıyoruz. Bugün başımızı yere bırakırsak İslamiyet’in ne hale geleceğini halkımız çok iyi biliyor. Eline Kuran-ı Kerim alıp sallamış bir insanın İslami inancı ne kadar güçlü olabilir ki? Halkımız bunu görmeli. İslamiyet’in zulüm ve intikam neresinde var? Gençlerin öldürülmesi neresinde var? Diğer dünyada nasıl hesap verecekler? Bugün insanlar bize ‘Müslüman değilsiniz’ diyor. Halbuki onlar da çok iyi biliyorlar ki İslamiyet’in özünü biz yaşıyoruz. Ben Müslümanım, 7 yaşından beri namaz kılıp Kuran okuyan biriyim. Kuran-ı Kerim bana ‘savaş’ diyordu. Kuran’ın ilk sayfasında düşünen insanlara diye bir yazı var. Ben bugün soruyorum benim insanlarım neden düşünmüyor? Bir kere sorsunlar neyin savaşını veriyor bu gençler diye?  
 
Kuran’ı Kerim’in ne demek istediğini anlamam için Arapça öğrendim. Ama Kuran, çocuğun katledildiğinde gözlerini kapat demiyordu. İnsanlar senin gözünün önünde öldürüldüğünde kulağını tıka demiyordu. İnsanlar zulmettiğinde ağzını kapat demiyordu. Şahin 13 yaşındaydı. Gözümün önünde Bağlar’da başı tankın altında kaldı. Aradan sadece bir gün geçti. Ülkenin Başbakanı ‘böyle bir şey yaşanmadı’ dedi. Başı ezildi ben gördüm. İslamiyet’in neresinde var bir çocuğun başını ezmek. Biz Müslüman ailelerin sosyalist çocuklarıyız. İslamiyet kültürü ile büyümüş biriyim, nasıl İslamiyet’e karşı savaşırım. Ama ben diyorum ki dini, dili, ırkı fark etmeden her çocuk yaşamayı hak ediyor. İster o çocuk Ermeni, Yahudi,  Ezidi, Müslüman, Arap olsun.”  
 
‘ZAFER GELECEK’ 
 
Naime’nin son sözü, “Ne olursa olsun, ne kadar bedel ödersek ödeyelim zafer yakındır. Öyle ya da böyle o zafer gelecek. Belki damlaya damlaya kan ödeyeceğiz bunun için; ama bu tecridi kıracağız. Bu devlet geri adım atacak, o tecrit kalkacak” oluyor. 
 
MA / Zuhal Atlan- Mehmet Şah Oruç 
 

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.