DOLAR 6,9825
EURO 8,1984
ALTIN 442,61
BIST 9,1188
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Cizre… Fatma… Cemile…

09.07.2018
A+
A-

M.Emin Demir

Ağıdı ve acısı hiç bitmeyen bir şehir düşünün. Sürekli yanmış, yakılmış, yok edilmiş, bir acısı dinmemişken başka bir acıya mecbur bırakılan bir şehir… Medeniyetlere beşiklik etmiş, Dicle’nin sabrına sığınmış, sadece “dağlarının aşkına” güvenmiş bir şehir… Binlerce yıl kan kusturulmuş, ama yine de zulme diz çökmemiş, bu yüzden de direnişiyle muktedirleri çılgına çevirmiş bir şehir…

Ablalarını göremeyecek çocukların, kardeşlerini hiçbir zaman tanımayacak ablaların, aynı yaşta kalan abla ve kardeşlerin şehri…

Cizre…

Tarihinde boyun eğmemiş Cizre’ye muktedirler, 1992 yılında tanklarla, panzerlerle girdiler. 1990’lara kadar, Dicle’nin kıyısında, Cudi’nin heybetli eteklerinde küçük ateşler eşliğinde Newroz’u kutlayan Cizreliler, 90’lardan sonra Cizre sokaklarını direniş alanlarına çevirdiler. 1990’a kadar küçük halk gruplarının politik bir arenaya çevirdiği Botan, 1992’ye gelindiğinde binlerin özgürlüğü haykırdığı bir kaleye evirildi. 1992 Newroz’u Kürdistan’da yüzbinlerin buluşmasına tanıklık etti. 1842’de Bedirhanilere başkentlik eden Cizre bu sefer direnişin başkentine ev sahipliği etti.

Aylardır Cizrelilere baskı ve şiddete sınır tanımayan devlete rağmen on binlerce Cizreli Newroz alanına doğru yürüyüşe geçti. Sokaklara çıkan binleri durdurmak için tanklar ve panzerler Cizre merkezine inmiş, çok sayıda kişi hayatını yitirmiş, yüzlerce kişi ise yaralanmıştı. Yaralıların hastanelere götürülmesine izin verilmiyor, güç bela hastanelere gidenler ise gözaltına alınıyor, birkaç gün sonra ise işkence edilmiş cenazeleri ailelerine teslim ediliyordu. Newroz’un ertesi günü sokağa çıkma yasağına rağmen devletin ölüm timleri, sokaklarda insanları katletmeye devam ediyordu. 23 Mart’ta ise Cizre’de durum daha net ortaya çıkacaktı. Resmi rakamlara göre aralarında çocukların da olduğu 57, gayri resmi rakamlara göre ise 100’ün üzerinde insan fail meçhullerle ün yapmış Jitem ve Özel timciler tarafından katledilmişti.

***

Yüzlerce insanını yitirmesine rağmen dik duruşundan vazgeçmeyen Botan’a gözdağı vermek isteyen devlet, Ağustos ayında ise koca bir kenti top atışlarının hedefine koyacaktı. 300 kişilik bir PKK’li grubun Şırnak’ı bastığını bahane eden devlet güçleri savaş uçakları hariç, tank, uçaksavar, top, havan, law ve roketatar gibi silahlarla Şırnak’ı günlerce ateş altına aldı. Şırnak’ın günlerce devlet güçleri tarafından taranmasının ardından kente gelen heyet ve gazeteciler, Şırnak halkına yapılan katliamı gözler önüne serdi. Devlet tarafından PKK’liler ile çatışma çıktı yalanına karşın, kente gelen heyet asker ve emniyete ait binalarda tek mermi iznine rastlamadığını rapor ederken, özellikle güvenlik güçlerine ait binaların hemen yakınında olan evlerin ise yerle bir edildiğini bildiriyordu. Şırnak’ta yaşananlar bir çatışma değil, devletin ayağa kalkan Botan halkından intikam alma amacıyla tek taraflı giriştiği bir katliamdı.

Bu katliamda; güvenlik güçleri tarafından yüzlerce kişinin hayatına mal olan ve kenti cehenneme çeviren top atışlarından birisinin Çağırga ailesinin evine isabet etmesi sonucu aileden 7 kişi yaşamını yitirdi. Haci, Leyla, İsmail, Nadir, Sinem ve Hamit… Bir de Haci ve Leyla’ın torunu, İsmail ile Nadir’in yeğeni, Sinem’in eşinin yeğeni ve Hamit’in kuzeni 10 yaşındaki FATMA…

***

Fatma… Ne Şırnak’ı ne Fatma’yı kimseler bilmedi, duymadı… Dicle şahittir Fatma’ın yarım kalmış oyunlarına, Dicle duymuştur sesini ve sadece Dicle biliyordur Fatma’nın bir daha kıyısında koşamayacağını… Fatma da 13 yıl sonra Cizre’de gözlerini açacak kardeşini tanımayacak, aynı yaşta kalacaklarını bilemeyecekti. Sahi bu topraklarda çocuklar hep 10 yaşında kalmaya mı geliyordu dünyaya!

Fatma’dan 13 yıl sonra geldi dünyaya Cemile… Tanımadı Fatma’yı, ama Fatma’nın gezdiği sokakları adımladı, Fatma’nın kıyısına indiği Dicle’de yıkandı. Gözleri, saçları Fatma’ya benziyordu, ömrü benzemesindi. Her şeyi benzesindi ama ömrü benzemesindi.

Cemile sokaklarda oyunlar oynarken, ablasını hiç görmemesine neden olan devlet, Cemile’nin yaşadığı Cizre’de “hayata çıkmama”yı yasakladı. Diz çökmemiş Cizre’nin devlete cevabı netti: Direniş…! Soykırım operasyonlarına başlayan devlete Cizreliler direnişle cevap verdi. Devlet ise en iyi bildiği yolu; yok etme, yakma, yıkma, katliamı çoktan başlatmıştı. Cizre’yi kuşatmış, nefes alan her şeyi hedefine koymuştu. Cemile 7 Eylül 2015 tarihinde Cudi mahallesindeki evinin önünde, ablasından yarım kalan oyunları oynarken başından vurularak katledildi. Vurulduğunda ablasının yaşında, yani 10 yaşındaydı.

***

Cemile’den sonra devletin vahşeti Cizre’nin her tarafına yayıldı. Telefonun ucundan bir ses, Cizre’de 3 bodrum katında yaşanacak vahşetin uyarısını yapıyordu: Gönüllü sağlıkçıların, Cizre’ye gelip bu vahşet bodrumlarındaki yaralıların ve cenazelerin üzerinde analiz yapmaları lazım. Bu saatten sonra bu cenazeler analiz edilmeden hiç bir cenaze defnedilmemeli. AKP yangından mal kaçırır gibi cenazeleri hemen defnetmek istiyor ve yarın öbür gün kendini haklı çıkarmak için mahsus yapıyor. Ve bizim insanlarımız da buna sessiz kalıyor.

Telefondaki ses “Teslim olmayacağız. Bundan herkesin haberi olsun. Bu ses, “Beyaz bayraklarla dışarı çıkmayacağız” sözleriyle Cizre’nin teslimiyetin değil, direnişin kenti olduğunu bir kez daha hafızalara kazıyan Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’sun sesiydi. Biz sustukça, Cizre direniyordu. Tunç’un son konuşması ise bu cehennemi vahşet karşısında susan herkeseydi: “Biz katliamdan geçirildikten sonra, hatta biz öldürüldükten sonra kimse gelip Cizre’deki cenazeleri, Cizre’deki katliamı çekip, görüntüleyip ya da cenazelere sahip çıkmasın. Cizre direniyor, Cizre açtır, Cizre susuzdur. Ama Cizre onurlu, ve Kürdistan’ın şerefini korumaya yemin etmiş, ilk günkü gibi hala koruyacaktır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ama şunu da söylemek istiyorum. Bu bizim vasiyetimizdir. Cizre düşmeden bir şeyler yapılsın yapılacaksa. Biz AKP hükümeti ve faşizmine Cizre halkı olarak diz çökmeyeceğiz. Şu yaralıların ve kan kaybedenlerin kurtarılabilmesi için, kan kaybetmemesi için herkesin Cizre’ye yönelmesi lazım. Tabi kalkmıyorlarsa, insanlığın öldüğünü düşünüyorlarsa da artık kendi bilecekleri iştir” Cizre direndi, biz kalkmadık! Cizre’den yükselen çığlığı duymadık!

Tunç’un son sözleri ise, “Hiç kimsenin şüphesi olmasın, mücadeleye devam eden arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Cizre halkı 60 gündür soğuğa rağmen, açlığa rağmen, susuzluğa rağmen diz çökmedi. Onun için kalan insanların bizimle gurur duyması lazım. Ama şu anda Cizre’de bir vahşet uygulanıyor, Cizre’de bir katliam uygulanıyor. Ama biz diz çökmeyeceğiz…” olmuştu. Dünyanın sessiz kaldığı Cizre’de 3 bodrum katında Mehmet Tunç ve kardeşi Orhan’ın da aralarında olduğu 200’e yakın kişi yakılarak katledildi. Cizre yerle bir edildi. Kentteki vahşeti Cizreliler, “Cizre varken Allah cehennemi niye yarattı” sorarak tanımladı.

***

Cemile vurulduğunda annesi Emine Çağırga Dicle Haber Ajansı’na (DİHA), “Ben Cemile’yi kaybedince yarım kaldım.” demişti. Oysa Emine Ana Fatma’dan sonra ikinci kez yarım kalmıştı. Fatma’yı kimse bilmedi ama Cemile’yi dünya duydu yine de dönmeye devam etti dünya. Annesi “Kollarımda can verdi. O gece kızımın cesedini koynuma alarak uyudum. Sabah saçlarına ve ellerine kına yaktım. Sonra onu yıkayıp kefenledik. Cesedi bozulmasın diye, kayınbiraderimin evindeki derin dondurucuyu getirip kızımı içine koyduk. Üç gün boyunca kızımın cesedini buzlukta beklettik. Daha sonra da milletvekilleri gelince cenazesini hastanenin morgunu götürdük.”

Cemile 3 gün (ÜÇ GÜN) dondurucuda bekletildi. 10 yaşındaki bedeni bozulmasın diye. 23 yıl önce ablasını katleden devlet ÜÇ GÜN boyunca Cemile’nin Fatma’yla Dicle’nin kenarında buluşup, tanışmasına, birlikte sonsuz oyunlar oynamasına izin vermedi. ÜÇ GÜN boyunca annesi saçlarına kına yaktığı Cemile’nin başından ayrılmadı. Baba Ramazan, “Cizira Botan’im” dediği kızı Cemile’nin dondurucuya katılan odanın duvarının dibine çömelerek, ÜÇ GÜN boyunca, sessizce içine ağladı.

Ve 1992’de babası Haci, annesi Leyla, erkek kardeşi İsmail, kız kardeşi Nadir, Yengesi Sinem, yeğeni Hamit ve kızı 10 yaşındaki Fatma’yı, 2015 yılında ise 10 yaşındaki kızı Cemile’yi katleden ve ÜÇ GÜN boyunca dondurucuda bekleten devlet dün Ramazan aÇağırga’yı tutukladı. Ramazan Çağırga’ya hesap vermesi gereken devletin, Cemile’nin babasını tutuklamasıyla verdiği mesaj çok açıktır. Baba Çağırga ise bu mesaja cevabını yıllar önce vermişti zaten: Üzerimizde bir vahşet var, bedel veriyoruz. Bu durumda biz de diyoruz bu davada sonuna kadar varız ve bedel ödenecekse artık geri dönüş yok. Kanımızın son damlasına kadar bedel ödemeye devam edeceğiz. Bu vahşet dünyanın hiçbir yerinde kabul görmez.

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.