DOLAR 5,8266
EURO 6,5578
ALTIN 238,8
BIST 95.953
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Parçalı Bulutlu

Çocuklarımızı kim öldürüyor?

03.07.2018
A+
A-

Siz de kendinizi bir zombi filminin içinde gibi hissediyor musunuz? Tarihte hiç bu kadar vahşileştiğimiz ve insanlığa dair her şeyi hunharca katlettiğimiz başka zaman olmuş mudur? Yattığınız uykuyu, yediğiniz lokmayı, içtiğiniz çayı bu denli zehir eden başka bir dönem var mıydı mesela? Yoksa bu hep böyleydi de cehennem sırası bize mi geldi? Farklı bir evrende yaşayıp da işlediğimiz günahların cezasını ‘dünya’ adındaki bu cehennemde çekmek için mi geldik? Her kes o paralel evrende işlediği suç oranında mı kalacak burada? Bunun bir adalet terazisi var mı?

Yaradılış ya da varoluş üzerine bir düşünce değildir yukarıdaki paragrafta yazdıklarım. Sadece son dönemde yaşadıklarım ve gördüklerime isyan ediş, başka bir yol arayış şeklimdir. Bir cevap, bir sebep, bir temel alıyorum yaşananlara… Bu cevabı bulamazsam;

yavru bir köpeğin dört ayağının birden kesilmesini nasıl insanlığa oturtabilirim?

Ya da Leyla ve Eylül’ün katledilişini nasıl unutup da normal hayatıma devam edebilirim.

Her gün yüreği ağzında çocuklarının başına bir şey gelmeden oyun oynadıkları parklardan, mahallenin dar sokaklarından, okul bahçelerinden evlerine dönmesini bekleyen anne-babaları düşünmeden nasıl geçirebilirim ki günlerimi?

Bunların tamamının insani ve vicdani açıdan bir açıklaması yok belki ama ‘hastalıklı toplumun’ ve ‘sistem çürümüşlüğünün’ var elbette… “Yok biz böyle değildik” diyenler var. Değildiysek nasıl bu hale geldik? Çürümüş sistem ve toplum dedik ya, işte burada bir ustadan yardım almam gerekiyor. Chomsky’e göre kapitalist ülkelerdeki medyanın amacı halka 24 saat propaganda yaparak egemen değerleri topluma aşılamaktır. Çünkü var olan düzenin kendini yeniden üretmesinde ve sürdürmesinde medyanın amacı geniş kitlelerin rızasını üretmektir. İşte çürümüş sistemden kastımız ve üretilen ‘rızayla’ ortaya çıkan hastalıklı toplum tamda içinde yaşadığımız cehennemin yaratıcısı konumunda.

Gazetelerin “Öldürülmesi caiz olan hayvanlar” fetvasını ‘haber’ adı altında paylaştığı,

“Bir kereden bir şey olmaz”, “rızası vardı” diyen bakanların ortada cirit attığı,

Milletvekillerinin istismar önergelerini ardı ardına hunharca reddettiği,

Her buldukları fırsatta ‘kız çocuklarıyla evlenilir’ zırvalığını dillendiren imamların ardından saf tutulduğu,

Tecavüzcüye; takım elbise giydiği, kravat taktığı için ‘iyi hal indirimi’ veren hakimlerin olduğu,

Çocuk istismarına karşı ‘çığlık atın’ demekten başka bir önerisi olmayan politikacıların baş tacı edildiği,

İstisnasız televizyon programlarının tamamında kadınların aşağılandığı ve erkeğin kölesi olarak gösterildiği,

Mecliste “tecavüz et evlen” ‘projelerinin’ geliştirildiği,

Kadınların kendisine her türlü hakareti ve şiddeti reva gören ‘erkekleri’ boşamasının önüne geçmek için devlet olarak ‘nafakanın kaldırılmasının’ tartışıldığı,

Eşleri ölmüş kadınlara yardım adı altında verilen üç kuruş paranın “yardımı kesersek evlenirler” denilerek ellerinden alınmaya çalışıldığı

Ve bu saydıklarımın hiç birine sesi çıkmayan ancak ve ancak çözümü yine öldürmekte arayan ‘idam, idam’ diye bağıran ‘öldürme’ meraklılarının doldurduğu bir toplum hastalıklıdır, çürümüştür ve geri kalmaya mahkumdur.

Bu hastalıklı topluma, başka bir hastalıklı yapı olan medya tarafından virüs taşınmaya devam ediliyor. Kindar nesiller yetiştirilme hedefiyle yürütülen eğitim sisteminin hastalıklı haline insanların ‘rızası’ oluşturuluyor. Bunun neticesinde ortaya çıkan hastalıklı toplumun yetiştirdiği hastalıklı insanların vahşilikleri, neden-sonuçtan kopuk ve bir film sahnesi gibi okuyucu-dinleyiciye satılıyor.

Çürümüş sistem, toplumumuzu çürütüyor. Bunu da farklı araçlar kullanarak yapıyor. Medyadan politikacıya, eğitimciden din görevlisine kadar kim ki bu hastaya virüs bulaştırmaya, hasta etmeye devam ediyorsa hepsinden kurtulmalıyız. Bu köklü değişiklik, ya da toplumsal devrimi gerçekleştiremezsek, bizlere insanlığımızı, varlık sebebimizi sorgulatacak daha bir çok olaya tanıklık etmeye mahkumuz. Bu hastalıklı kişi ve kurumlardan kurtulmaktan kasıt asla idam değildir ve olamazda. Bundan kurtuluşun tek yolu insanlığın tarih boyunca biriktirdiği etik ve insansallaşma değerlerine yüzünü dönmesidir. Bunun da başlıca yolu eğitim ve hukuk sisteminin onarılmasından geçer.

İlk iş el ele verip çocuklarımızı; istismarcı ve küçük yaştaki çocukları nikahına alabileceğini düşünen zihniyetin vakıf ve yurtlarından kurtarmak olmalıdır.

İlk okuldan başlamak kaydıyla çocuklarımıza medya okur yazarlığı dersi mutlaka verilmelidir. Medya kurumlarında çalışan muhabirinden editörüne her kademedeki çalışanın ‘toplumsal cinsiyet ve eşitlik’ alanında dersler aldığından emin olunmalıdır.

Ve bu kriteri yerine getirmeyen gazetecilerin basın kartları derhal ellerinden alınmalıdır.

Demokratik sivil toplum kuruluşlarının tamamı bu noktada inisiyatif almalı ve yasa koyucuları zorlamalıdır.

Ülkenin geleceğinden endişe duyan ve muhalif duran kim varsa elindeki işi bıraksın ve buraya el atsın. Çünkü bu çürümüşlük ve hastalıklı durum devam ederse, değiştirmek ve düzeltmek isteyeceğiniz bir gelecek kalmayabilir…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.