DOLAR 5,6665
EURO 6,3591
ALTIN 260,1
BIST 101.849
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Az Bulutlu

Devrimi yapan da şiddete uğrayan da aynı kadın

25.11.2018
A+
A-

FİDAN KANLIBAŞ

Şiddete uğrayan kadınların belirli bir katagorisi yok. Sokakta şiddete karşı slogan atanı da, meydanda polise kafa tutanı da, devrim için savaşanı da hayatının bir noktasında şiddete maruz kalıyor.

Dört yıl önceydi. Bir yandan tüm dünya, Kobane’de kadınların devrime giden yoldaki direnişini izliyordu. Diğer yandan savaş ve direniş içerisinde kadına şiddet yaşanıyordu.

Direnişin ve devrimin öteki yüzü olan çadırkentlerde yaşam her yanıyla devam ediyordu. Doğumlar, ölümler, aşklar, evlilikler, hastalıklar, kavgalar, kıskançlıklar, dostluklar, fedakarlıklar… Hepsi hayatın her halinde yaşanan doğal şeylerdi. Savaş var diye durup bitmiyordu olağan olan hiçbir şey. Bitmemeliydi zaten, bitse kaybederdik umudumuzu, geleceğe ve devrime olan inancımızı.

Bütün bu olağanlıklar içinde kadının yaşadığı aile içi şiddet de olağanmış gibi devam ediyordu ne yazık ki. Bir yandan IŞİD’in tankına, topuna, silahına karşı cesurca direnen kadınlara, diğer yandan aile içinde şiddete uğrayan kadınlara tanıklık ediyorduk. Erkek zihniyetinin yarattığı ve beslediği bu durumu bir savaşın ortasında yaşamak her zamankinden daha ağırdı.

Fotoğraf: Fidan Kanlıbaş

Beş aylık hamileydi mor fistanlı kadın. Çadırda eşi ve iki küçük çocuğuyla yaşıyordu. Kadife mor fistanıyla ve kocaman karnıyla her gördüğümde ya çeşmeden kovalarla su taşıyor ya da su ve hava girmesin diye çadırın etrafına çakıl dolduruyordu. Ya yemek yapıyordu çadırın önüne kurduğu küçük ocaklıkta, ya da çamaşır yıkıyordu. Hiçbirşey yapmasa da çocuklarının peşinden koştururyordu. Ona baktıkça ‘işte direniş budur, umut budur’ diyordum. İşte sınırın diğer tarafında IŞİD’e karşı direnen kadın ruhu tam olarak budur. Kobane’den can havliyle, yalınayak kaçıp gelmişlerdi. Geride sağlam ve canlı hiçbir şeyleri kalmamıştı. Gelecekte ne olacağı belli değildi. Ama o yaşamı yeniden kuruyordu var olan koşullardan şikayet etmeden.

Çocukları için, ailesi için, doğacak bebeği için direniyordu yaşamın bütün ağırlığına. Onun ve onun gibi diğer kadınların umudu ve yaşama sıkı sıkıya bağlılığıydı bir halkı ayakta tutan.
O ve diğer kadınların çadırkentteki bütün zamanları emekle, mücadeleyle geçerken erkeklerin zamanı genelde oturmakla ve önlerine getirilen yemeği yemekle geçiyordu. Kadınlar sabahın erken saatlerinde uyanıp gece yarısına kadar yapacak bir şeyler buluyorlardı mutlaka. Erkekler de oturdukları yerden şikayet edecek bir şey buluyorlardı.

Bir gün mor fistanlı, güzel kadının yanındaki çadırda kalan genç kadınlardan biri yanıma geldi. Görümcesiydi kadının. ‘Abim galiba yengemi dövüyor, ama sen benden duyduğunu söyleme heval. Abim beni de döver duyarsa’ dedi. Söz verdim abisine söylemeyeceğime dair. Akşam oldu, yemek saatinden sonra ailenin çadırını ziyarete gittim. Çok seviniyorlardı çay içmeye gidince. Biz de fırsat buldukça gitmeye çalışıyorduk. Yine sevindiler, eşi, çocukları, kendisi. Hemen kalktı kadın, çay koydu küçük tüpe. Neyi varsa paylaşabileceği ortaya koymaya çalışıyordu. Emeği, sevgisi, saygısı, mahçubiyeti, çayı, şekeri… Bir şey söylemedi, gördüğü şiddet güler yüzünden hiçbir şey eksiltmemişti. Tek derdi sınırın diğer tarafında savaşan gençlerdi. Sürekli onları anlattı, dualar etti Kobane biran önce kurtulsun da daha fazla gencimizi kaybetmeyelim diye. Görünüşte aile içinde hiçbir sorun yok gibiydi.

Sonraki gün yalnız bir zamanına denk getirip şiddet konusunu açtım. Kabul etmedi ‘yanlış anlamışlar çocukların gürültüsüdür gelen sesler’ dedi. Oysa bir de bize söylediği için dayak yemek istemiyordu, biliyordum. Aradan bir süre geçtikten sonra dediler acil hasta var, ambulans gerekiyor. Tabi devletimiz ambulanslarını yasaklamış bize. Bulduğumuz bir araçla mor fistanlı kadını Suruç Devlet Hatahanesine kaldırdık. Doktor baktı önemli bir şeyi yok dedi, geri gönderdi.

Ayakta duramıyordu, artık onun isteğine kalamazdı hiçbir şey. Biraz zorlayınca eşinin dövdüğünü kabul etti. Eşi ve çocuklarına yemek verdikten sonra kendisine yemek kalmamış. O da kendisi için bir şeyler hazırlamış sonradan. Eşi çok sinirlenmiş kendisine özel yemek yaptı diye. Özel yemek dediği de bir çadırkentte en özel ne olabilirse o işte. Sancıdan zorla konuşuyordu. O halde bile bana açıklama yapmaya başladı. Kendisi için yememiş, hamile olduğu için bebeği aç bırakmak istememiş. Bebek olmasa yemezmiş zaten. İşte bu büyük suçu işlediği için eşinden dayak yemiş. Adam vurduktan sonra yere düşmüş. O da yetmemiş sinirini çıkarmaya. Ayağındaki botlarla kadının karnına tekme atmaya devam etmiş, hamile olmasına rağmen.

Doktor ciddi bir şeyi yok demesine rağmen o gece kusmaya devam edince tekrar götürdük hastahaneye. Suruç’ta müdahale edilemeyeceğini, durumun ciddi olduğunu, hem bebeği hem anneyi kaybedebileceğimizi söylediler. Urfa’ya sevk ettiler, günlerce hastahanede yattı. Orda da direndi, bu direnci sonunda bebeği de kendisini de kurtardı. Hastahaneden döndükten sonra o adamla aynı çadırda kalmak istemediğini söyledi. Kendi ailesi başka çadırkentte yaşıyordu. Çocuklarıyla beraber onların yanına gitmek istedi. Fakat bu o kadar kolay değildi. Eşi bu isteğini red etti ve çocuklarını bir daha göremeyeciğini, istiyorsa tek başına gidebileceğini söyledi. Ve kadın sadece karnındaki bebeği yanına alabildi giderken.

Fotoğraf: Fidan Kanlıbaş

Bu kadın savaştan sağ kurtulmuştu. Fakat kendi çocuklarının babası tarafından ölüme sürüklendi. Düşman düşmandır, yaptığı hiçbir şey şaşırtmaz ya da ruhumuzu acıtmaz. Oysa sevdiğimiz, en yakınımızda tuttuğumuz, ömrümüzü paylaştığımız insanlar düşmandan daha çok canımızı yakıyor. Asla diye bir şey yok. Hepimiz aynı şeyi yaşamış olabiliriz. Yaşamadıysak yaşamayacağımız anlamına gelmiyor.

Bu yazıyı, şiddete uğradığı için utanan, çekinen, bu yüzden özgüvenini kaybeden, saklanan, saklayan bütün kadınlar için paylaşmak istedim. Şiddet görmüş olmamız bizden bir şey eksiltmiyor. Kendimizi şiddete sebep olacak bir şey yaptığımıza inandırmak için uğraşmayalım. Yaptığımız ve yapacağımız hiçbir şey şiddet görmemizin sebebi olamaz. Uğradığımız şiddeti başkalarıyla paylaşmak da bizi küçük düşürmez.

Utanmayalım! Paylaşalım ki birlik olabilelim.

Unutmayın ki kadın hakları savunucuları, eğitimciler, sağlıkçılar, hukukçular, iş kadınları, yani kısacası şiddete maruz kalmazmış gibi görünen tüm kadınlar da şiddete uğruyor. Kısacası şiddete uğrayan kadınların belirli bir kimliği, kişiliği, mesleği, sınıfı yok. Bu bir zihniyet sorunudur. Var olan bu erkek zihniyetine karşı birlikte ses çıkarmadığımız sürece bu sorunu sadece kendi sorunumuz olarak göreceğiz. Ve kendimizi yalnızlaştıracağız.

Şiddete uğrayanı değil şiddet uygalayanları yalnızlaştırmamız gerekiyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.