DOLAR 6,8658
EURO 7,7531
ALTIN 397,97
BIST 8,6451
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Az Bulutlu

Diktatörler ve Yitik Kitleler

13.08.2018
A+
A-

Dünya Tarihi adeta diktatörlerin çöplüğü gibidir. Binlerce yıldır insanlığın başına bela olup, toplumları sömüren, katliamlardan geçiren, zulmeden ve her türlü adaletsizliği insanlara reva gören ceberut diktatörler… Tarihte yüzlerce örnek sıralanabilir; Akad-Asur kralları, Mısır Firavunları, Fars Şahları, Moğol Barbar Hakanları, Osmanlı Sultanları, Rus Çarları, Roma Sezarları, Arap Despotları, Çin Hanedanları ve Çağdaş Faşist Diktatörleri vb. daha niceleri sayılabilir. Hepsinin ortak özelliği; sırf kendi iktidarları için milyonlarca insanı, gözlerini kırpmadan uçuruma sürüklemeleridir. Bunu yaparken de söyledikleri tek bir şey vardır; “her şeyi sizin için yapıyoruz.”

Bu diktatörler kitleleri sürüler halinde peşlerinde kıtadan kıtaya sürükleyip durdular. Her savaştan sonra toplumsal yıkım enkazına yenilerini eklediler. Ne dile getirdikleri idealler, ne attıkları nutuklar, ne de söyledikleri şeyler gerçekleşti. Halka vadettiklerini kendi şahsi çıkarları için kullanıp milyonlarca insanın ölümüne neden oldular. Sonuçta kuşaktan kuşağa aktarılan iktidar ve tekel savaşları oldu. İnsanlığın üzerine kabus gibi çöken, elini kolunu bağlayan, felce uğratan bir kabus. İnsanlığa musallat olan bu hayaletler, faşist diktatörlerin en acımasız silahı oldular. Ve olmaya da devam ediyor.

Bütün bu süreçlerin gerçek kaybedenleri sıradan kitleler ve toplumlar oldu. Hiçbir şeyden tam haberi olmayan, yaşamları boyunca geçim savaşından başka bir şeyle uğraşma fırsatı bulamayanlar, büyük çoğunlukla ilk kaybedenler oldular. Faşist diktatörler bu durumu bildikleri için kitlelerin uyanmamaları için her türlü oyunu tezgahlamaktan geri durmadılar. İnsanları adeta “demir kafese” mahkum edip, başka bir şey düşünmelerine fırsat vermediler.

İnsanlık bugün büyük problemlerle yüz yüzedir, normal gündelik yaşam ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak bir hale getirilmiştir. Bugün sırf bir avuç sömürücü tekel yüzünden milyarlarca insan açlık ve yoksulluk sınırında yaşamak zorunda bırakılıyor. Günümüzde insanlığın kendi için övünç kaynağı saydığı bilimsel ve teknik gelişmeler bile toplumsal sorunlara çare olamıyor. Artık ne din, ne bilim, ne de ideolojilerin insanlığın kurtuluşunda inandırıcılığı kalmadı.

Bunun yanında bugün insanlık duygusal ve zihinsel bir karmaşa içinde bocalamaktadır. İnsan bilinci, duygu ve düşüncelerindeki hezeyanlardan dolayı anlaşılmaz bir varlığa dönüşmüştür. Tam olarak ne yaptığını bilmeden, neye ve niçin inandığını kavramadan büyük değer denilen ideolojik ve düşünsel sistemlerin kurbanı haline gelmiştir.

Artık insanlar gelecek konusunda eskisi gibi emin değiller; ne teolojik argümanların, ne de seküler dünyevi ideallerin hakiki bir karşılığı ve inandırıcılığı yoktur. İnsanlar sürü psikolojisi ile hareket etmekten imtina etmiyor, hatta bunun gönüllü uygulayıcısı olmaktan da bir beis görmüyorlar. Aynılaşmak ve amaçsızlaşmak müdahalelere en açık hali ifade etmektedir. İnsanlık adeta edilgen biyolojik bir evre yaşamaktadır. Elindeki özgürleşme imkanlarına rağmen, daha çok köleleşmek için uğraşmaktadır. En basitinden internet gibi bir imkanı dahi amacına uygun kullanmamaktadır.

Türkiye’de de durum farklı değil, kısa sürede tanık olduğumuz gelişmeler anlayan ve algılayanlar için yeteri kadar örnekler sunmaktadır. İktidar yöneticileri yıllarca toplumun zaafları üzerinde hamaset edebiyatı yaparak, toplumsal özgürlük istemini manipüle ederek iktidarlarını güçlendirdiler. İktidar süreleri boyunca toplumsal değerlerin içini boşaltıp toplumda zaten kırılgan olan sosyal ve kültürel dokuyu tahrip ederek, kendilerine kullanılabilecek kitleler yarattılar. Türkiye’de her zaman prim yapan şoven milliyetçilik ve mukaddesatçı din ile toplumsal mühendislik yapma düşüncesi sıklıkla uygulanagelmiştir. Toplumda sürekli bir kaos durumu yaratarak, şiddet ve korku yönetimiyle toplum teslim alınmaya çalışılmaktadır. Yetersiz ve kabiliyetsiz yönetim anlayışından dolayı meydana gelen sosyal ve iktisadi krizlerden, suçu yaratmış oldukları iç ve dış düşmana atma söylemiyle sıyrılmaya çalışmaktalar. Halbuki olan şey korkunç bir yozlaşma ve ranttan başka bir şey değildir. Bugün Türkiye toplumu yitik bir kitle olmaya son sürat yol almaktadır. Her anlamda büyük toplumsal yıkımların yaşanacağı artık kesindir. Bu yıkımın altında herkes nasibini alacaktır. En basitinden hep dillerine pelesenk ettikleri istikrar ve güven ortamının nasıl kısa bir sürede alabora olduğuna günbegün şahit oluyoruz.

Albert Caraco’nun dediği gibi “uyur gezerlerin, gerçeklikle hiç bir bağı olamaz.”

Tarih demek ki ders çıkarttığımız bir olgu değildir. Eğer öyle olmasaydı, bu olaylar bu kadar fazla tekerrür etmezdi. Ve biz de bütün enerjimizi insanlık için bu kadar tehlikeli ve zararlı kişiler için harcatmazdık. Bu durum insanlık için en büyük ironi olsa gerek…

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.