DOLAR 5,8965
EURO 6,6253
ALTIN 254,2
BIST 90.787
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 28°C
Gök Gürültülü

Diş plağından belirlendi: Ortaçağ’da kadının rolü önemliydi

12.01.2019
A+
A-

Çoğumuz okuduğumuz kitabın sayfalarını değiştirmek veya elimizdeki boya fırçasının kıllarını düzeltmek için farkında olmadan dilimizi kullanırız. Bu ilginç alışkanlık, ölümünün 900 yıl sonrasında gizemli bir kadına ait yeni bilgiler ortaya çıkarıyor.

arkeofili.com‘da Perrin Margaryan imzalı habere göre; Bilim insanları Orta Çağ’da yaşamış bir rahibenin dişlerinde mavi boya kalıntılarına rastladı. Yapılan incelemelerde değerli ve nadir bir taş olan lapis lazuliden yapıldığı anlaşılan boyanın, kadının dişine fırçanın ucunu yalaması yoluyla bulaşmış olması muhtemel.

Bulunan bu lapis lazuli parçacıkları kadının yüksek kaliteli resimli el yazmaları ürettiğine işaret ediyor. Bu da kadınların kutsal metinlerin resimlendirilmesinde önceden sanıldığından çok daha fazla rol aldığını gösteriyor.

Zürih Üniversitesi’nden arkeolog Christina Warinner, “Alçak gönüllülük sebebiyle kadınlar yaptıkları işin altına imza atmıyordu. Kitap üretiminin yalnızca erkekler tarafından yapıldığına dair birçok tarihçi tarafından savunulan yaygın bir inanış var.” diyor.

Keşif, Warinner ve ekibinin Almanya, Dalheim’daki bir Orta Çağ manastırında bulunan antik iskeletlerdeki mineralleşmiş diş plağına bakarak oral mikrobiyomları incelemek üzere yaptıkları bir çalışma sırasında tesadüfen gerçekleşti. Çalışma kapsamında dental kalkulusler, diğer bir deyişle yaşam boyunca diş üzerinde fosilleşen plaklar inceleniyordu. B78 olarak numaralandırılan iskeletin dişleri incelenirken sadece ne yiyip ne içtiği değil çok daha fazlası ortaya çıktı.

Orta Çağ kadınının alt çenesine sıkışıp kalmış lapis lazuli parçası. C: Christina Warriner

Radyokarbon tarihlemeye göre MS 997 ila 1162 yılları arasında yaşamış olan kadın öldüğünde 45-60 yaşlarındaydı. Araştırmacılar kadının, dişlerine yapışanlar hariç neredeyse her açıdan ortalama olduğunu belirtiyor.

Kadının diş plağı örnekleri çözündüğünde araştırmacılar gözlerine inanamadı. Dişlerinde yüzlerce mavi parçacık görünüyordu.

Diş plağının vücudumuzun biz hala hayattayken fosilleşen kısmı olduğunu söyleyen Warriner, “ Bu süreç sırasında diş plakları hayatınızın tüm çer çöpünü içinde saklıyor, tüm yiyip içtiklerinizin bu plağın içine hapsoluyor. Dolayısıyla bunun bir tür zaman kapsülü olduğunu söyleyebiliriz.”

“Kadının diş plağında nişasta granülleri ve polene rastladık, ancak ilginç olan kadının dişlerinde parlak pasparlak mavi mineral parçacıklarına rastlamamız. Hem de bir iki tane değil yüzlerce. Böylesini daha önce hiç görmemiştik” diyor.

Dental kalkulus içinde kalmış lapis lazuli parçacıklarının büyütülmüş görüntüsü. C: Monica Tromp

Mavi parçacıkların nereden kaynaklandığı arkeologlar kadar fizikçi ve tarihçilerin de dâhil olduğu uzun bir araştırma sonucunda belirlendi. Mikro-raman spektroskopisi denilen bir analitik yöntem kullanılarak bu parlak mavi parçacıkların nadir bulunan değerli bir pigment olan lapis lazuli olduğu saptandı.

Öğütülerek toz haline getirilen daha sonra ise karıştırılarak parlak mavi bir boya elde edilen lapis lazuli öylesine pahalıydı ki Michelangelo gibi sanatçıların bile almaya gücü yetmiyordu.

Lapis lazuliden yapılan boya Orta Çağ’da yalnızca en değerli dini yazmaları süslemek için kullanılıyordu.

Peki, bu son derece nadir ve değerli madde sıradan bir rahibenin dişine nasıl bulaşmıştı?

Max Planck Enstitüsü’nden araştırma eş yazarı Monica Tromp, “Pigmentin ağız içindeki dağılımına dayanarak, en muhtemel senaryonun kadının kendisinin boyayla bir şey boyadığı ve bu sırada fırçanın ucunu yaladığı şeklinde olabileceği sonucuna vardık” diyor.

Araştırmacılar yalnızca en becerikli kâtip ve ressamların böylesine pahalı bir boyayı kullanmasına izin verildiğini belirtiyor.

Keşif, o dönemde kadınların el yazmalarını oluşturulması ve resimlendirilmesinde evvelce sanıldığından çok daha fazla rol oynadığını gösteriyor.

Söz konusu dönemde kadın manastırları olsa da 12. yüzyıldan önce kitapların %1’inden azının kadınlara atfedildiği düşünülüyordu.

Kadınlar çoğu zaman alçak gönüllük ederek kitaplara isimlerini yazmıyordu, böylelikle kadınlar bu alanda görünmez bir hale gelmişti. Araştırmacılar, bu bulgunun kayıtları düzeltmeye yardımcı olduğunu söylüyor.

Warriner, “Kadınlar bu konuda tarih dışı bırakılmış, fakat bu araştırmayla kadınların daha önce hiç fikrimiz olmayan bir sanatsal üretimle meşgul olduğunu ortaya koymuş olduk.” diyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.