DOLAR 7,5340
EURO 8,9904
ALTIN 410,35
BIST 1.536
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15°C
Az Bulutlu
İstanbul
15°C
Az Bulutlu
Cts 13°C
Paz 9°C
Pts 9°C
Sal 13°C

Eril erkten yeni suç tanımı: Anasoyculuk

18.01.2021
A+
A-
DİYARBAKIR – Leyla Güven’in gerekçeli kararında “nefret” suçu olarak gösterilen anasoylu toplumu kadınlar olarak sahiplendiklerini ve bu suçun ortakları olarak kendilerini ihbar ettiklerini belirten TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan, “Şimdi üçüncü cinsel kırılmayı yapmak istiyorlar” dedi. 
 
Uygarlık tarihi erkek tahakkümü üzerine kurulu olsa da, tarihte anaerkil bir dönemin yaşandığını kabul eden pek çok tez var. Tarih öncesi çağlardan itibaren, insanın on binlerce yıl, anaerkil toplumsal bir sistem içinde ve eşitlikçi bir toplum yapısıyla yaşadığı düşünülmektedir. Ancak insan, son beş bin yıldır, ataerkil düzenin “köleci toplum yapısıyla” ortaya çıkan insanın insanı köleleştirdiği ilişki biçimi yaşamaktadır. 
 
Bu sistemde önce kadın ve doğa köleleştirilmeye çalışılmıştır.  Daha sonra sınıflı hale gelen bir toplum yapısının gereği olarak, erkek de erkeğin kölesi haline gelmiştir. Anaerkil toplumsal düzenin en büyük özelliği olan “kadınlık” zamanla önce inanç alanı ile toplumsal belleğin, sonra da yasalar yoluyla doğrudan iktidarın hedefi haline gelmiştir. 
 
Öyle ki 21’inci yüzyılda savunulan anasoylu toplum, “nefret yarattığı” gerekçesiyle yargılanmaktadır.
 
ANASOYLU TOPLUM 
 
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanlığı sıfatı ile yürüttüğü siyasi çalışmalar ve yaptığı konuşmalar nedeniyle Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yargılama sonucu 22 yıl 3 ay hapis cezası verilip, hakkında tutuklama kararı çıkarılan Leyla Güven, 22 Aralık 2020 tarihinde tutuklanarak, cezaevine gönderildi. “Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” suçlamalarıyla hazırlanan iddianamenin gerekçeli kararında, Güven’in ataerkilliğe karşı anaerkilliği savunan konuşmaları, “insan soyunun kökünün anneden geldiğinin savunulması inkar içerikli, derinlikten yoksun nefret yaratan içerik” olarak yorumlandı. Kararda ilgili kısım ise şu şekilde yer aldı: “Sanığın katıldığı eylem, etkinlik, gösteri ve yürüyüşlerde topluluğa hitaben söylemleri incelendiğinde; söylemlerinin, insanlığın aynı kök atadan gelme tespiti inkarı içerikli, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sistematik şekilde anasoycu hitap tarzına dayalı olduğu, söylemlerin insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratan içeriği olduğu…” 
 
Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan, anasoylu toplum yapısı ve bu yapıyı savunmanın “nefret yaratan içerik” olarak kayıtlara geçmesini yorumladı. 
 
BIÇAKLA KESİLEN TARİH
 
Anasoylu toplumun “nefret yaratan içerik” olmasının aksine birleştirici bir söylem olduğunun altını çizen Gökkan, “Anasoy meselesi,  tarihte hep tartışılan bir konu oldu. Erkek egemen zihniyet örgütlenmeye başlandığı andan itibaren kadını ret ve inkar eden ideolojik bir yaklaşım sergiledi. Erkek egemen zihniyet tarihi bıçakla keser. Derki; ‘şu tarihten şu tarihe kadar’ sanki hiç öncesi ve sonrası yokmuş gibi. Bu durum tarihçilerin de yaptığı bir hata. Kadın mücadelesini anlattıklarında da aynı hatayı yaparlar. Anaerkil denilen toplum, bin yılların sürdüğü bir döneme denk geliyor. Ancak, eğitim kitaplarında, sistemin ideolojik okullarında verilen bilgiler aksi yönde olduğu için bunu kabul etmelerinde sorun yaşanıyor” dedi. 
 
YARGIDA Kİ CİNSİYETÇİLİK 
 
Son süreçte iddianamelerin ve gerekçeli kararların “cinsiyetçi-ırkçı ve erkek egemen zihniyetin mantığına göre” hazırlandığına dikkat çeken Gökkan, “Güven’in gerekçeli kararında da geçen ‘anasoyluluk’ tanımına ‘anasoyculuk’ deniliyor. Burada bir ifade sorunu var. ‘Anasoyculuk’ ile ‘anasoyluluk’ çok ayrı şeyler. Bu tanımları gerekçeli kararda bilerek ve isteyerek dizayn ettikleri çok belli. Bu aynı zamanda cinsiyetçi iddianameler hazırlamaları anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.  
 
ÖZGÜR EŞ YAŞAM MODELİ 
 
Anaerkil dönemin anlaşılması için günümüzün güncellenmiş hali olan “özgür eş yaşam” (hevjiyane azad) modelini örnek veren Gökkan, şöyle dedi: “Biz anaerkilliği, suyla, toprakla, börtü böcekle, hayvanlarla, çocuklarla, toplumun tüm zenginlikleriyle, tüm kesimleriyle birlikte yaşanılan dönem olarak ele alıyoruz. Tarihe baktığımızda her coğrafyada yaşam kadın çevresinde toplumsallaşıyor. Çünkü kadınların doğurganlık özelliği var. Daha sonra kadının doğurganlığı, erkek egemen zihniyet tarafından sadece erkeğin soyunu sürdüren bir evreye geçilmeye çalışıldı.” 
 
ERKEĞİN KORKUSU 
 
Gökkan, gerekçeli karardaki “nefret” söylemine vurgu yaparak, “Yani anaerkillik, kadının üstün olduğu bir süreç anlamına gelmez, anaerkillik tam aksine toplumsallaşmayı yarattı. Ancak, erkekler ataerkillikle hep erkek üstünlüğünü organize ettiği için, kadının da onun üzerinde duracağını düşünerek, iktidarını kaybetme korkusuyla kadınla ilgili her kavrama cinsiyetçi yaklaşıyor” diye belirtti. 
 
Kürt özgürlük hareketiyle birlikte Ortadoğu’da, anaerkil dönemin yeniden ele alınıp tartışıldığını söyleyen Gökkan, “Anasoylu demek kadının doğurganlığının tüm yaşamı toplumsallaştırması anlamına geliyor. Bizim terminolojimizde özgür eş yaşamla birlikte tartıştığımız toplumsallaşma, kadını sadece doğurganlık üzerinden ele almıyor. Kadının o ortak payda olan doğurganlıkla yaşamı organize edip, daha eşit, özgür, bugün adını koyduğumuz demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yaşam olarak tanımlıyoruz. Kadının biyolojik farklılığını üstünlük olarak ele almıyoruz. Ama erkek kendi biyolojik farklılıklarını üstünlük olarak görüp iktidarlaştıran, bunu ideolojiye dönüştüren bir noktada. Kadını soy sürdürme aracı, kuluçka makinesi gibi gören anlayış değil, kadının zaten doğurganlığının insanlığın devamını sağladığı yerden bakıyoruz” değerlendirmesinde bulundu. 
 
ERKEĞİN ÇALDIĞI ALANLAR 
 
Tarihi araştırmalarda erkeğin kadının tüm yaratıcılığını hedef alıp çaldığına işaret ettiğini belirten Gökkan, “Bazı tarihi araştırmalarda, birinci cinsel kırılmayla erkek egemen zihniyetin kadın çevresindeki o toplumsallaşmayı yıkıp, egemenliğini kurduğu, avcılık gibi fiziksel güç isteyen işleri kahramanlık olarak gördüğü bir yerden başlıyor. Mesela kadın dokumacılığı buluyor, erkek tekstili işletiyor. Kadın yemek yapıyor, erkek restorandı alıyor. Kadın tohumu buluyor, hormonlu yiyecekler olarak geri dönüyor. Erkek her alanda kadından çalıyor. Mesela; sağlık, hekimlik kadına ait bir alanken ‘doktor erkek olur’ deniliyor. İktidar hırsızdır, erkek egemen iktidarın tarihçesinde kadının keşfettiği her şeyi çalınarak iktidarlaşması eş zamanlı yürüyor” dedi. 
 
ÖCALAN’IN FİKRİYATI 
 
Anaerkilliğin çıkışının Mezopotamya toprakları olduğunu ifade eden Gökkan, “Kürdistan toprakları Mezopotamya’nın kalbini oluşturuyor. Bu topraklardan çıkan değerlere yapılan saldırı Kürt kadına saldırı anlamını taşıyor. Bu saldırıların nedeni ise, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ‘Bende bir erkeğim, bana da güvenmeyin, kadınlar özgür olmadan toplum özgür olmaz’ fikriyatının mayasının tutmasıdır” diye konuştu. Güven’in anasoylu toplum yapısını savunan konuşmasının dünyanın başka bir yerinde gerekçeli karar yapılmasının “skandal” olarak görüleceğini belirten Gökkan, “Ne söylendiği değil, kimin söylediği, söyleyen kişinin iktidar olmasıyla ilgili bir ilgisizlik olduğunu düşünüyorum” yorumunda bulundu. 
 
KÜRT VE KADIN OLUNCA…
 
Gökkan, şöyle devam etti: “Leyla Güven’in yargılandığı dava dünyanın başka bir yerinde olsa anında serbest bırakılması için kampanya düzenlenir, anaerkilliğe ve onu savunan Güven’e sahip çıkılırdı. Buradaki saldırı çok ciddi ele alınmalıdır. Kürt kadın öncülüğünde Rojava’da bir devrim yaşanması, bağımsız kadın örgütlenmesi, bunların hepsi dünya kadın özgürlüğüne öncülük etti ve bundan dolayı da Kürt kadınların saldırıya uğradığını görüyoruz. Kürt olmak, kadın olmak, Kürdistan’da olmak, bu üç özellik saldırıyı üç kat artırıyor. Bu özellikler, hakkınızda dava açılması ve yargılanmanız demek.” 
 
KORKUTAN TARİH 
 
İktidarın kadın tarihinden korktuğunu vurgulayan Gökkan, buna da şu sözlerle açıklık getirdi: “Son dönemin karakterine baktığımızda, faşizan, sağcılaşan, erkek iktidarcı, iktidar, ana muhalefet, muhalefet diye bir sistem yaratıldı. Koltuğu yeri geldiğinde birbirlerine devrediyorlardı. Ama bugün, koltuğu bir erkeğe de devretmeyen, kral, sultan, padişah, imparator, totaliter, monarşi, oligarşik tüm sistem deneyimlerini birleştirip, artık bu iktidarı elden bırakmamak için birbirlerine de güvenmeyen bir yapı var. ABD’de Trump’ın seçimlerdeki pratiği, Çin’de ‘ömür boyu devlet başkanlığı’ kararı ve Rusya’da ‘ömür boyu dokunulmazlık’ yasası gibi. Baktığınız zaman devleti tanrılaştıran ve bu tanrılaştırmada kadını yine yok sayan bir süreç yaşanıyor. AKP-MHP zihniyeti de bu geleneği sürdürüyor. Irkçı, cinsiyetçi, dini istismar eden iktidarcı bir zihniyet. Öyle ki Leyla Güven’in direnişini kendisine tehlike olarak görüyor.” 
 
TJA SUÇA ORTAK
 
Kadın özgürlük mücadelesinin tarihin hiçbir döneminde erkek egemen ideolojiye boyun eğmediğini sözlerine ekleyen Gökkan, kadınların bu uğurda büyük bedeller ödediklerini dile getirdi. “Şimdi üçüncü cinsel kırılmayı yapmak istiyorlar” diyen Gökkan, Güven başta olmak üzere Kürt kadına yapılan saldırı, “kadın yaratıcılığına karşı devletin kaybettiği” anlamına geldiğini vurguladı. 
 
“Biz TJA’lı kadınlar olarak Güven’in konuşmasına sahip çıkıyoruz” diye belirten Gökkan, “Leyla Güven’in söylemi eğer suçsa, bu suçu bende işliyorum ve sizin aracılığınıza da kendimi ihbar ediyorum. Leyla’nın tüm söylemlerini kendi söylemlerim, ilham kaynağım, kendi yaşamım olarak görüyorum. TJA olarak bu suça ortak oluyoruz. Leyla Güven ve cezaevindeki tüm tutukluların bir an önce serbest bırakılması ve tecridin kalkmasını istiyoruz” dedi. 
 
MA / Arjin Dilek Öncel-Eylem Akdağ

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.