DOLAR 5,6851
EURO 6,2939
ALTIN 272,1
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Sağanak Yağışlı

Esir Asker

23.07.2018
A+
A-

Tanıştığımda yaklaşık 700 kilometredir yol yürüyordu. Ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu barış için. Çünkü hayatı, barışın bu topraklarda su kadar hayati önemde olduğunu göstermişti acı bir şekilde…

Daha önce kendisinden ve hikayesinden haberim vardı. Ama yüzyüze tanışıklığımız 2012 yılının sonbaharına denk geldi. Kendisi gibi vicdani retçi, insan hakları savunucu Halil Savda, barış için Roboski’den Ankara’ya yürüyordu. Yürüyüşün başlangıç noktası olan Roboski, devletin Kürt sorununa güvenlikçi politikalarla yaklaşmasının sonucu çoğu çocuk 34 kişinin katledildiği son kıyımdı. Bu yüzden önemliydi; tarih olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü seçilmişti. 30 yıllık savaşta binlerce askerin, gerillanın ve sivilin ölümüne neden olan savaşa karşı barışı haykırmayı amaçlıyordu.

Yannis Vasilis Yaylalı, Şırnak’tan katıldı barış yürüyüşüne… Savda’nın başlattığı yürüyüşe, Yaylalı’nın yanı sıra yüzlerce kişi katıldı, destek verdi.

Barış yürüyüşçüleri Mersin’e vardığında haber yapmak için onları karşılarken, haberi yapıp evime dönmeyi içime sindiremedim, kendimi onlarla birlikte yürürken buldum.

Roboski’den Ankara’ya Barış Yürüyüşü- Foto: Emin Demir

Yol boyunca barış için yürüyen o güzel insanlarla uzun sohbetlerimiz oldu. Ama ne yalan söyleyeyim en çok “Esir Asker” diye takıldığımız İbrahim Yaylalı’nın (Daha sonra adını değiştirdi) hikayesini merak ediyordum. “Esir Asker” diye takılıyorduk çünkü o güne kadar… Medya, bu sıfatla onu haberleştirmişti. Esir Asker’in hikayesinin arkasında ise aslında Türkiye’nin yüzyıldan fazla süredir devam eden yalanı ve aynı zamanda gerçeği yatıyordu.
Yaylalı, kendi deyimiyle savaşla bilinen bir bölge olan Karadeniz’de dünyaya gelir. Doğup büyüdüğü Samsun’un Bafra ilçesinde, çevresinden, aldığı eğitimden, devletin uyguladığı politika ve PKK ile süren savaşın şiddetlenmesi sonucu bölgeye gelen asker cenazeleri nedeniyle Türk milliyetçisi olarak büyür. Çevresinde devleti yücelten ve savaşı kutsayan yaklaşımlardan dolayı savaşı ve ülkede Kürtlere asimilasyoncu-baskıcı politikalarını, sorgulama şansı bulamaz. Askerlik yaşı geldiğinde gönüllü olarak başvurur; hatta askerlik şubesindeki memura kendisini “komando” olarak yazdırması için de baskı kurar.

1994 baharında “komando “olarak askere alınır. Isparta’da da acemi birlik eğitimini tamamladıktan sonra Kürdistan’a gönüllü olarak gitmek istediğini söyleyip ardından Kürtlerle savaşmak için Şırnak’a gönderilir.

Yaylalı’nın hem kendisini hem de devleti ve uygulamalarını sorgulamaya başlayacağı yer; aynı zamanda da geçmişine doğru yapacağı hakikati arama yolculuğu Şırnak ile başlar.
Yaylalı, Gabar Dağı’nda operasyonlara katılır, köy yakmalara, parçalanmış gerilla cenazelerine şahitlik eder. Katıldıkları operasyonlar günlerce sürdüğü için, erzaklarının bittiği birkaç asker arkadaşıyla bir Kürt köyüne erzak almaya gider. Hem erzak alırlar köyden, hem de yaşlı bir Kürt köylüsü üşümesinler diye yün çorap verir onlara. Biraz şaşırmıştır bu duruma. Çünkü kendilerine sürekli anlatılanların tam tersidir yaşadığı bu durum. Onlara, sürekli bölge insanlarını düşman görecek ajitatif nutuklar çekiliyordur. Kürtlerle ilk karşılaşması da böyle olur Yaylalı’nın. Kürt köylüsünün bu yaklaşımı kendisine anlatılanlara benzemiyordur. Şimdiye kadar düşman olarak gördüğü Kürtler “insani” bir şekilde karşısına çıkmıştır. Anlatılanlar ile gerçeklerin çelişkisi başını ağrıtmıştır. 20 yıldır düşman olarak bildiği Kürtler olamazdı bunlar!

Ertesi gün, yemek aldıkları ve ayakları üşümesin diye çoraplarını paylaştıkları Kürt Köyü, kendi birliğince “PKK’ye yardım” gerekçesiyle basılır. Köyün altı üstüne getirildikten sonra, çocukların ağlamaları, kadınların feryatları eşliğinde köy ateşe verilir. Erkekleri gözaltına alınır. Yaylalı önceki gün kendisine çorap veren Yaşlı Amcayı arar; ancak yanan evinden başka bir şey bulamaz.

1994’ün Eylül ayında Uludere’de büyük bir çatışma çıkar. Birçok asker yaşamını yitirir. Bağlı olduğu birlik “ünlü” bir birliktir. Gerilla gibi sürekli dağlarda kalır. Motivasyonları da bayraktır. Amaçları bayrağı gördükleri bütün dağlara, tepelere dikmektir. “Türkün gücünü herkese göstereceklerdir”. Çatışma sonrası “ünlü” birlikleri yardıma gider. 3 gün boyunca çatışma bölgesinde gezerler, gerilla bulamazlar. Üç günün sonunda çatışma bölgesinden üslerine dönüş yoluna girerler. Hava kararmak üzeredir; bir anda üzerlerine kurşun yağar. Bir şey yapamazlar ama Yaylalı açılan ateşin öldürme amaçlı olmadığını fark eder. Yıllar sonra bu durumu: “Öldürme amaçlı olsa hiçbirimiz oradan sağ çıkamazdık” sözleriyle anlatacaktır.

Kaçmaya başladıkları an sağ ayağında bir sıcaklık hisseder ve koşamaz. Bir anda boşluğa düşerken bulur kendisini. Bir dereye yuvarlanmıştır. Bir süre baygın kalır. Kendine geldiğinde etrafına bakar; kimse yoktur. Sağ ayağında ki sıcaklığa hisseder. Ayağına isabet eden bir mermi kemiklerini parçalamıştır, daha fazla kan kaybetmemek için ayağını sarar. Sonra silahlarını kontrol eder. Otomatik tüfeği yanındadır hala, bırakmamıştır ama çalışmıyordur. Bombaları kontrol eder. Onlar sağlamdır. Kimseye yakalanmamak için hiç ses çıkarmaz. “Düşman”ın eline geçmemesi için de çalışmayan silahını parçalar. Bombalarını ise hazır tutar. “Düşman”ın eline geçerse bombalarla hem kendini hem de onları imha edecektir. Çünkü defalarca kez askerler tarafından sağ olarak teslim alınan gerillaların, infaz edildiğine tanık olmuştur. Sağ yakalanırsa kendisinin de başına bunun geleceğini bekler. Bu düşünceyle gerillalara yakalanmadan birliğine ulaşmak istiyordur. Dere yatağından sürünerek yakılmış ve boşaltılmış bir köye girer. Ardından terk ettirilmiş bir eve girerken yakılmış ve boşaltılmış bu köy evini güvenli bulmaz. Oradan çıkıp küçük bir mağaraya sığınır. Bir gün boyunca bu mağarada kalır. İkinci gün ise kan kaybından bayılır.

Bir kadın gerilla, baygın halde bulur onu ve uyandırdıktan sonra da arkadaşlarını çağırır. Elleri bombalara gider, ama kollarını kaldıracak takati kalmamıştır. Diğer gerillalar üzerine atlayarak bombaları alır. Takati olsa bombaları patlatacaktır sağ ele geçmemek için.
Gerilla, ona savaş esiri olduğunu ve buna göre muamele göreceğini söyler. O ise kendisinden bilgi almak için işkence edileceğini, ardından öldürüleceğini düşünür. Yemek verirler, kabul etmez; tedaviyi reddeder, o kadar çok kan kaybetmiştir ki yine bayılır.
Kendisine geldiğindeyse tedavisi yapılmıştır.

Sınırın hemen ardında Güney Kürdistan’da bir kampa götürülür.

6 ay boyunca ailesiyle iletişim kuramaz. Ordu da aileye bir şey demez. Altı ay sonra ailesiyle bir şekilde iletişim kurar. Bunun üzerine ailesi, çocuklarının akıbetini öğrenmek için askerlik şubesine gidip oğullarının başına ne geldiğini öğrenmek ister. Şube bilgi vermez, üstüne aileyi tehdit eder; “Siz zaten Rumsunuz. PKK’li Rumlar deriz sizler için; bunu söylersek başınız derde girer” der şubedekiler ve aileye oğullarının durumunu kurcalamamasını “öğütlerler.”

2 yıl 3 ay gerillalarla kalır Yaylalı. Devlet tarafından hiçbir girişim olmaz kendisi için. Türkiye’deki insan hakları örgütleri devreye girer. Mazlum-Der, İnsan Hakları Derneği ve dönemin Refah Partisi milletvekili Fethullah Erbaş’tan oluşan bir heyet Yaylalı’yı alıp, Türkiye’ye döner. Askerler değil, sivil istihbarat elemanları alır. Bilgi almak isterler ondan, o ise bir şey söylemez. Dönemin DGM’sine (Devlet güvenlik Mahkemesi) çıkarırlar. Hakim de istediklerini duymayınca, örgüt propagandası yapmak ve askerden firar etmekten tutuklanır. Sonra suçu örgüt üyeliğine çevirilir. Üç buçuk ay boyunca askeri cezaevinde kalır. Gerillada 2 yıl 3 ay esir kalan Yaylalı, gerilladan görmediği işkence ve kötü muameleyi üç buçuk ay boyunca askeri cezaevinde, Kürtlerle savaşabilmek için gönüllü olarak birlikte gittiği Türk askerinden görür.
Üç buçuk ayın sonunda dayak yemekten bitap düşmüş bir halde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılır.

Ölüme gidilen o ince çizgide ve sonrasında cezaevinde devletin gerçek yüzünü görmüştür artık. Devletin ailesini tehdit olarak kullandığı Rum kimliğini öğrenmiş, İbrahim olan adını Yannis Vasilis olarak değiştirmiştir.

Roboski’den Ankara’ya Barış Yürüyüşü- Foto: Emin Demir

Milliyetçilik ve ırkçılık zehiriyle gönüllü olarak girdiği savaştan, artık barış savunucusu olarak çıkmıştır. Artık yönünü barışa çevirmiştir Yannis. Ankara’da, İstanbul’da ülkenin dört bir yanında barış etkinliklerine katılır. Savaşın yıkıcılığını, barışın düşünü anlatır.
28 Aralık 2011’de Şırnak’ın Roboski köyünde çoğu çocuk 34 kişinin Türk savaş uçaklarının bombardımanında katledilmesinin ardından kendisi gibi barış aktivisti olan Meral Geylani ile birlikte aileler ile dayanışmak için Roboski’ye yerleşir.

Roboski’ye yerleştikten sonra Roboskili aileler ile birlikte katliam davasının takipçisi olur. Göz altına alınır, tehdit edilir ama barış mücadelesinden geri durmaz.

Yannis ile tanıştığım, Roboski’den Ankara’ya Barış yürüyüşü sonrası, uzun bir süre görüşemedim.
2016 Mayıs ayında haber ve sosyal medya paylaşımlarım gerekçesiyle tutuklanıp tahliye edildikten sonra bana verilen 4 yıl ceza sonrası “kaçak”a düştüm. Kaçak yaşadığım o günlerde Yannis ile görüşebildim. Sonrasında o Roboski’ye döndü, ben ise ülkeyi terk etmek zorunda kaldım.

O günden bu yana binlerce insan tutuklandı. İktidarın hedefinde ise her zaman olduğu gibi, aydınlar, gazeteciler, Kürt siyasetçiler, demokrat-sosyalist muhalifler oldu. En çok da barış isteyenler.

Yıllardır yaşanan savaşın bizzat mağduru olan barış insanı Yannis de devletin hedef tahtasındaydı elbette. Nisan 2017’’de “Cumhurbaşkanı’na hakaret”, “Halkı kanunlara uymamaya teşvik etmek”, “Örgüt propagandası yapmak” ve “Örgüt üyeliği”nden tutuklandı. Bu topraklara barış gelmesi için mücadele eden Yannis, 457 gündür Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu. 25 Temmuz’da, Yannis kendisi gibi barış aktivisti olan vicdanı retçi Meral Geylani ile beraber Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak.

Foto: Meral Geylani’nin Facebook sayfasından alınmıştır

5 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen ve tutuksuz yargılanan Meral Geylani, hepimizi o gün barışa sahip çıkmaya çağırıyor.

Esir Asker’in de gözleri muhtemelen bizleri arayacaktır.

Barış savunucularına ses verin; ses verin ki bu topraklara, yıllardır özlemini çektiğimiz barış gelsin.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.