DOLAR 5,7930
EURO 6,5172
ALTIN 253,1
BIST 94.244
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Parçalı Bulutlu

HAZİRAN DA ÖLMEK ZOR!

06.06.2019
A+
A-

Türkiye’li olmak ne büyük bir acı! Hele de devletin ve devlet güçleri tarafından ötekileştirilen bir halkın evladı olarak dünyaya gelmek Türkiyede.

Ya da devletin görmediği, görmek istemediği veyahut da gördüğü zaman ortadan kaldırılması gereken, devlet gözünde halk düşmanı olarak varlığını sürdürmeye çalışmak inanın çok zor.

Her yılın, her ayın bir hikayesi, hepsinde yaşanmış yüzlerce ölüm, işkence, gözaltı ve gözaltında kayıpların acı hikayeleri ile dolu geçen ayların her bir günü.

İşte içinde bulunduğumuz haziran da onlardan biri. Alevi olduğu için öldürülen insanlardan, Kürt olduğu için öldürülen insanlardan, sosyalist devrimci olduğu için öldürülen insanlardan tutun da; zorunluluklardan kaynaklı ülkesini, topraklarını, yaşamını arkada bırakarak yurtdışında zorunlu sürgün hayatında ölenlere kadar hepsinin Türkiye’de tek bir sorumlusu var. Bizler bu sorumluya da “DEVLET” diyoruz.

Ahmed Arif, Orhan Kemal, Nazım Hikmetlerden tutun da adına “DEVLET” denen bu ucube tarafından acı çektirilmemiş, cezaevlerinde çürütülmemiş kimler yok ki… devletin resmi karakollarında ya da derin devlet tarafından işkence tezgahlarında kimlerin yaşamlarına son verilmemiş?

Devletin ve devlete bağlı olan hükümetlerin her söylediğini beğenmek zorundasın, hele ki Türkiye’de yaşıyorsan zorunda değil mecbursun bunu yapmaya; yoksa iki günde devletin resmi kolluk güçlerinden biri gelir alır ve ifade vermek için çıktığın evine bir daha dönemezsin.

Haziran Türkiye’de bir büyük patlamayı daha yaşattı ve müktedirlerin dizlerinin bağı çözüldü o günlerden. Evet GEZİ DİRENİŞİ’Nİ yaşadık ve yaşattık hep birlikte.

Muktedir geçinen zavallılar ne kadar zavallı olduklarını işte o gün anladılar.

Türkiye tarihinde Haziran ayının yeri bir başkadır. Evet bir başkadır. Gezi Direnişi, Haziran ayına 7 genç fidanı verdi çünkü. Kimi bile isteye bir faşist tarafından araba ile öldürüldü. Kimi yine bilerek ve isteyerek polisler tarafından yani devletin resmi tetikçiliğini üstlenenler tarafından; kimi devletin polisinin kullandığı DEVLETİN MERMİSİ ile kimi de yine devletin toplumsal olaylardan kitleyi dağıtmak için kullandığı BİBER GAZI’nın çok yoğun kullanılmasından dolayı yaşamını yitirdi. Kimi de kendine vatansever diyen ve içlerinde yine devletin polisinin de olduğu ne idüğü belirsiz insanlıktan yoksun şahsiyetler tarafından dövülerek (-DURUN) dedikçe daha da çok döverek linç edilerek hayatlarımızdan çalındılar. Yine biri var ki o daha bir çocuk “ekmek almaya giderken” katil bir polisin hedef gözeterek sıktığı bir biber gazı fişeğinin kafasına isabet etmesi ile öldürüldü. Annelerinin kucağında olması gereken bir çocuk faşist bir polis tarafından bile isteye yaşamına son verildi.

Mehmet Ayvalıtaş’ı mı anlatayım?
Ethem’i mi anlatayım?
Ali İsmail’i mi anlatayım?
Abdullah’ı mı?
İrfan’ı mı?
Selim’i mi?
Mustafayı mı?
ya da Berkin ELVAN’ı mı?

Gezi Direnişinden sonra annesi devletin en üst mertebesindeki kişi tarafından yuhalatılan Gülsüm Elvan’ın yaşadıklarını mı?

Ya da 7 Haziran 2015 yılında yapılacak genel seçimlerin arifesinde 5 Haziran’da HDP’nin AMED’te yapmayı planladığı BÜYÜK İNSANLIK mitinginde patlayan bombalarımı anlatayım?

Onlar gibi olmadıkları için devletin besleyip büyüttüğü, giydirip, silahlandırdığı IŞİD’li bir canlı bomba tarafından 5 insan, 5 hayat devletin izni ile katledildiler…

Ne kadar kolay geliyor insan hayatlarını rakamlarla söylemek, şu kadar kişi, bu kadar kişi demek ne kadar kolay!

Devlet(ler)in kayıtlarına böyle geçiyor çünkü…

Devletin öldürdüğü ya da devletin izni ile öldürülenlerin hepsi bir hayattı, varlardı, aramızdalardı.
Sevdikleri, yaptıkları, yapmak istedikleri vardı. Umutları, hayalleri ve aydınlık bir gelecek düşleri vardı.

Onlar gibi olmadıkları için onlar tarafından aramızdan alınanlara saygı ile…

sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sokakta tomson 
sokağa çıkmak yasak

sokaktayım 
gece leylâk 
ve tomurcuk kokuyor 
yaralı bir şahin olmuş yüreğim 
uy anam anam 
haziranda ölmek zor!

havada tüy 
havada kuş 
havada kuş soluğu kokusu 
hava leylâk 
ve tomurcuk kokuyor 
ne anlar acılardan/güzel haziran 
ne anlar güzel bahar! 
kopuk bir kol sokakta 
çırpınıp durur

sokakta tank paleti 
sokakta düdük sesi 
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki 
dallarda insan iskeletleri

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara? 
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet’in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara

bir kırmızı gül dalı 
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı 
nâzım ustanın

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.