DOLAR 5,8265
EURO 6,5583
ALTIN 238,7
BIST 95.953
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Parçalı Bulutlu

Gözaltı Provası

23.09.2018
A+
A-

Artık ülkenin yarısı biliyor olsa da iki sene önceye kadar gözaltına alınmak öyle yaygın bir şey değildi biliyorsunuz. En son 2009 KCK davalarında bu kadar yoğun gözaltı ve tutuklamalara şahit olmuştuk. Sonra duruldu biraz ve OHAL ile sınırlarını aştı. Artık herkes az çok biliyor. Az çok diyorum çünkü yerine mekanına göre değişiyor azlığı çokluğu malum: Şiddetlisi var, şiddetsizi var, liberali var, radikali var.

Ülkenin hangi bölgesinde alındığın da önemli ayrıntılardan biri. İzmir’i ayrı Amed’i ayrı kriterler barındırıyor içinde. Hiçbirini tecrübe etmek nasip olmasın diye dualar da etsem pek duyulacağını sanmıyorum. O yüzden siz size dikkat edin.

İki sene önce Amed’teyim. Gözaltılar, kayyımlar, tutuklamalar hepsi birbirine karışmış. Takip etmekte güçlük çekiyoruz. Hatta bazı arkadaşlar gözaltına alınıyor, bırakılıyor sonra haberimiz oluyor. Durumlar böyle olunca muhabbetler de böyle oluyor. 2016 Ekim ayı, Ofis’in ara sokaklarında küçük tabureleri olan, yabancıların pek bilmediği çay ocağı sayılabilecek bir yerde oturuyoruz.

Arkadaş soruyor; ‘seni gözaltına alsalar ne yapacaksın, nasıl davranacaksın biliyorsun değil mi? Hani bir suçumuz olduğundan değil, herkesi alıyorlar niye bizi almasınlar? Yanlış anlaşılmasın. Bizim neyimiz eksik diğerlerinden’ diyerek yapıyoruz bu konuşmayı. Tabi gururlu bir şekilde biliyoruz nasıl davranacağımızı.. Malum Kürt’üz ya sonuçta!

Ama provasız olmaz. Yapılacak yine de her duruma karşı. Polis oluyor arkadaş, oturduğum kafeye gelip kimlik kontrolü yaptıktan sonra beni gözaltına alıyor. Emniyete giderken arabada sorguya çekiyor beni. Ben de cevap veriyorum. Sonra yüzünde yanlış yaptığımı gösteren pis bir gülümsemeyle bitiriyor oyunu. Polis olma sırası bana geldiğinde aynı şeyi ben ona yapıyorum. Sorguya başladığım anda yüzündeki gülümsemeyi devam ettirerek,’sizin beni sorgulama hakkınız yok. Siz sadece yakalayıp emniyete götürmekle görevlisiniz.Bu yüzden size cevap vermiyorum’ diyor. Ben bozuluyorum tabi, nasıl geldim bu oyuna diye.

Ya gerçek olsaydı?

Saf saf cevap verseydim çok zoruma giderdi diyorum. Gülüyoruz. İnsan hayata hazırlıklı olmalı ne de olsa! Bizim hazırlığımız da böyle şeylere oluyor demek ki!

Neyse çaylarımızı içip kalkıyoruz. Ertesi gün görüşeceğiz kısmet olursa.

Gün dönüyor. Oturuyoruz başka bir arkadaşla. Kahve istiyoruz ama kahvelerden önce polis geliyor masaya. İçimden arkadaşın oyunu abarttığını düşünsem de olayın oyun olmadığını polis kimliklerini görünce anlıyorum. Rutin diyorlar ama pek de rutin olmadığı çok açık. Arkadaş beni bekleyecek ama ben gidemeyeceğim diye üzülüyorum o sıra. Haber vermeye fırsat kalmadan bizimle emniyete kadar geleceksiniz diyorlar ve gidiyoruz. Yolda kimliğim elinde sorular soruyor bir tanesi. Ben de daha dün prova yapmışım ya, ‘size cevap vermek zorunda değilim, siz işinizi yapıp beni götürmeniz gereken yere götürün’ diyorum kendimden emin.

Tabi prova gibi olmuyor basıyorlar küfrü.

İnsan yaşama karşı kendini hazırlamalı derken tam olarak bunu mu kastetmişler bilemiyorum. Ama Türkiye’de karşılığı tam olarak bu oluyor. OHAL gözaltısı, 17 gün kalıyoruz. Bizim içinde bulunduğumuz saçma durumla dalga geçmek için yaptığımız provanın ne kadar da gerekli olduğunu fark ediyorum böylece.

Yazının başında da değindiğim ve hepinizin de bildiği gibi kimin gözaltına alınacağı hiç belli olmuyor.

Bazen 70 yaşındaki bir ana, bazen 15 yaşındaki bir çocuk geliyor nezarete. O bilinmeyenin içinde kaybolup gidenlere tanıklık ediyoruz. Ve geç kalmış oluyoruz birçok şeye. Onları fark edince anlıyorum ne kadar eksik kaldığımızı. Ayrıntı gibi görünen konuları dikkate almadığımızı. Gözaltıların bu kadar yoğun olduğu bir dönemde hiç aklımıza gelmemiş insanlara neyle karşılaşacaklarını anlatmak. Karşımızda bizi düşman gören bir devletin olduğunu, tehditleriyle, şiddetiyle, yalanlarıyla, her türlü oyunlarıyla üzerimize geleceğini anlatmak gerekiyormuş.

Bunların karşısında dimdik durmak gerektiğini önceden söylemek gerekiyormuş.

Saçma ama bir şekilde motive etmek gerekiyormuş. Biz sanıyoruz ki herkes her şeyi biliyor, gözaltında gördüğümüz onlarca kişiden anladık ki yanılıyormuşuz. Herkes her şeyi bilmiyormuş. Kimisi ajanlığı kabul etti gözaltlarında, kimisi yapmadığı eylemleri kabul edip onlarca yıl ceza aldı. Kimisi ne yapacağını bilmediğinden verilen kağıtları imzalayarak arkadaşlarının ceza almasına sebep oldu.

Korkudan değil bence hiçbiri, bilmemekten.

Daha önce karşılaşmadığı bir şeyle karşı karşıya geldiğinde ne yapacağını bilememe halinden. Bu bir ihtiyaç ve bu ihtiyaç ne yazık ki geçerliliğini korumaya devam ediyor. Gözaltındaki baskılar, işkenceler ve her yönlü şiddet kimimize film sahnelerini hatırlatsa da kimine ağır gelebiliyor. Tecavüze uğramamak için itirafçı adı altında iftiracı olanlar, otuz yıl ceza alacağına inandırıldığı için pazarlığı kabul edenler, ailesine zarar geleceği söylendiği için ajanlığa ortak olanlar ve daha nicesi. Bunları en aza indirmek için belki de sokak sokak prova yapmak gerekiyor.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.