DOLAR 5,6615
EURO 6,2723
ALTIN 272,3
BIST 95.286
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

“Güç, gücü durdurmaz ise, tüm özgürlükler tehlikeye girer.”

07.06.2018
A+
A-


Deniz Demir

“Güç, gücü durdurmaz ise, tüm özgürlükler tehlikeye girer.”

Toplumsal ve siyasal yaşantımızın temel değişim dinamiklerini nesnel olarak değerlendirebilmek derinlikli analizler gerektirmektedir. Türkiye’nin içinden geçtiği son yıllar yönetim anlayışları açısından oldukça paradoksal süreçler taşımaktadır. Bir yanda eksiklikleri ile demokratik parlamenter sistem; diğer yandan dünyada henüz bir örneğine pek rastlanılmamış adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen belirsiz sistem. Şu süreçte bu yönetim anlayışlarının değerlendirmesine girmeden önce Fransız politik düşünür Montesquieu’nun KANUNLARIN RUHU adlı eserini tekrar incelememiz faydalı olacaktır. Bu inceleme bize neyi, nasıl tartışacağımız konusunda bir bakış açısı sunabilir. Türkiye gerçekliğinden hareketle yapacağımız siyasi, toplumsal ve sosyolojik analizler başka bir yazının konusu olabilir. Şimdi, hep birlikte aydınlanma döneminin önemli düşünürlerinden Montesquieu’nun düşüncelerine kulak verelim.

Montesquieu Kanunların Ruhu’nda iyi yönetimin temellerini araştırırken; despotizmin, monarşinin ve demokrasinin karşılaştırmasını yapar ve farklarını ele alır, yönetimlerin yozlaşmasına yol açan etkenleri tartışır. Birçok konu başlığının yanında vatandaşlık, suç ve ceza, gücün ve özgürlüğün istismarı, kişisel haklar, vergilendirme, kölelik, kadının rolü, insanların yönetime etkisi, yönetim biçimi, ticaret, din konularını politik, sosyolojik ve antropolojik yönleriyle inceler.

Kitabın biraz geniş bir özetini ve önemli tartışma konularını aşağıda belirtmeye çalıştım. Umarım günümüz Türkiye gerçekliğini anlamamız noktasında faydalı olur.

Montesquieu’ya göre insanları, dolayısıyla toplumları pek çok şey yönetir: iklim din, kanunlar, hükümet ilkeleri, tarihten alınan dersler, ahlâk, örf ve âdetler. Bunların hepsi bir toplumun “Genel Ruhu”nu oluşturur. “Her millette bu sayılanlardan bir veya birkaçı kuvvetli olabilir, diğerleri ise daha zayıf kalabilir. Montesquieu böylece insan karekterinin biçimlenmesinde ve dolayısıyla toplumsal kurumların ve toplumların biçimlenmesinde ve farklılaşmasında iklim gibi doğal etkenler ile dinj örf-âdet, ahlâk yönetim biçimi gibi toplumsal kurumları sıralarken, bunların arasına kanunları da katar. Böylece toplumsal düzenin sağlanmasında kanunların tek başına etkili olmadığını da vurgulamaktadır. Ona göre aklen bulunabilecek en mükemmel kanunlarla bile bir toplumu istenilen biçime sokmak mümkün değildir. Toplumsal yaşamı düzenlemede kanun koyucuların rolü vardır; fakat bu| sınırsız değildir. Kanun koyucu da içinde bulunduğu koşullara bağımlıdır. Montesquieu, toplumsal düzenin sağlanmasında hukukun dışında kalan türlü düzen tiplerinin varlığına da dikkati çekmektedir.

Molıtesquieu Kanunların Ruhu’nda inorganik doğadan insana kadar tüm varlıkların kanunları olduğunu belirtir. Kanun, ona göre, en geniş anlamda “eşya doğasından çıkan zorunlu ilişkiler”, yani “varlıkların kendi aralarında ve bunlarla diğerleri arasında var olan ilişkilerdir. Montesquieu, kanunların sadece kavga ve düzensizliğe karşı konan yasak hükümlerinden ibaret olmadığını belirtir. Ona göre, kanunlar insanlar ve devletler arasında ilişkileri geliştirici , onlara türlü haklar kazandırıcı role de sahiptirler. Montesquieu, kanunlar üzerinde doğal ve toplumsal güçlerin rol oynadığını, ancak bunun mekanik bir biçimde gerçekleşmediğini, kanun koyucunun da bu alanda düzenleyici bir rolü bulunduğunu ortaya savunur.

Montesquieu, her toplumda farklı dengeler oluşturarak, kanunların da farklı biçimde oluşmasının sağlayan bu etkenleri, morfolojik etkenler ve manevi Etkenler şeklinde sıralar.

Montesquieu’ya göre toplumsal, manevi ve morfolojik etkenler belli başlı üç yönetim biçimine hayat verir: Monarşi, Cumhuriyet (Aristokratik Cumhuriyet, Demokratik Cumhuriyet) ve istibdat. Cumhuriyet’te halkın tümünün yönetime sahip olması halinde “demokrasi”, bir kısmına ait olması halinde “aristokrasi” söz konusudur. Demokrasi “doğası” gereği küçük bir ülkede, vatandaşları arasında sınıf ve servet farkları büyük olmayan, işbölümünün fazla gelişmediği, kamu hizmetlerinin ad çekme ya da sırayla görüldüğü az nüfusa sahip ( toplumlarda ortaya çıkmaktadır. Aristokratik cumhuriyetler de ise üstün güç belli sayıda insanların elinde toplanmıştır. Montesquieu demokrasilere örnek olarak eski Atina’yı ve Roma’nın ilk yıllarını, aristokrasilere örnek olarak da İsparta ve Yeni Çağların Cenova ve Venedik gibi şehir cumhuriyetlerini gösterir. Monarşilerde yönetim bir kişinin elinde olmakla beraber, bu belirli ve yerleşmiş hukuk kurallarına göre yürütülmektedir. Monarşiler ticaret ve sanayiin geliştiği orta büyüklükte devletlerde ortaya çıkan sınıflı bir toplumu gerektirir. Bu toplumda ekonomik ve siyasal yönden halktan çok üstün bir soylular sınıf, bir soy ve şeref hiyerarşisi vardır ve bunlar hükümdarın keyfî davranışlarını sınırlandırabilecek tek ve doğal güçtür; bunların yanısıra ruhban sınıfı da etkili bir role sahiptir. Kamu hizmetleri, artık basit bir iş, halkın yapabileceği bir iş olmaktan çıktığı için, soylularca görülür. Montesquieu bunlara örnek olarak kendi zamanındaki monarşileri, iyi bir örnek olarak da İngiltere’yi gösterir. İstibdat yönetimi ise tek başına bir kişinin tüm güçleri elinde topladığı, her alanda mutlak söz hakkına sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Doğası gereği geniş düzlüklere yayılmış imparatorluklarda ortaya çıkar. Hükümdar toplumu heves ve kaprislerine göre yönetir, onu sınırlayacak ne bir kural ne de bir kişi vardır. Sebebine gelince böyle bir toplumda din ve gelenek herşeye egemendir; fertleri itaat ve kölelik zihniyeti ile yetiştirilirler, bu nedenle de hükümdar ile halk arasında aracı hiçbir kimse ya da müessese var olamaz. Üstelik böyle bir toplumda devlet adamlarının hiç bir mal ve can güvencesi yoktur. En ufak bir kuşku halinde hükümdar tarafından berteraf edilirler. Montesquieu bu tür toplumlara örnek olarakta Türkleri, Acemleri, Rusları ve diğer bazı Afrika ve Asya devletlerini gösterir.

Montesquieu, her yönetim biçiminin bozulmasının ilkesinin bozulması ile başladığını belirtir. Montesqueu’ya göre demokrasilerin ilkesi olan erdem konusunda dikkatli olunmalıdır. Erdemin bir öğesi olan eşitlik fikri, yalnız kaybolunca değil, eşitlikte aşırılığa kalkışılınca da ortadan kalkar. Halk aşırı eşitlik talebiyle yöneticilerin, meclisin ve yargıçların işine karışırsa erdemden eser kalmaz. Halk kanunlara saygısını yitirir, kamu görevini kişisel çıkarları uğrunu kötüye kullanmağa kalkarsa, artık demokrasiden söz edilemez. Eşitsizlik fikri demokrasiyi aristokrasiye, aşırı eşitlik fikri ise herkesin kötülükte ve hiçlikte eşit olduğu istibdata götürür.

Montesquieu’ya göre, ilkesi bozulunca, Aristokrasi de bozulur. Özellikle soyluların gücünün keyfiliğe kaçması, aşırı zenginleşmesi bozulmanın başlangıcıdır. Soyluluk aileye bağlanınca bozulma aşırılaşır, ılımlılık ortadan kalkar ve aristokrasi oligarşi haline dönüşür. Halk ile soylular arasındaki hiyerarşi keskinleştiği anda ılımlılık ortadan kalkar.

Monarşiler rütbeye, mevkiye, eskiden kalma soyluluğa dayanır ve ilkesi şereftir. Erdeme gerek yoktur; burada önemli olan en büyük ve gösterişli işlerin en az erdemle görülmesidir. İlkesi bozulunca monarşi de bozulur. Hükümdarın soyluların ayrıcalıklarına son vermesi, herşeyi kendi yetkisine dahil etmesi, yetkilerini ve halkın sevgisini kötüye kullanması; öte yandan büyük mevki ve rütbelerle namussuzluğun aynı kişilerde toplanması ve özellikle hükümdarın şiddete başvurması bozulma nedenleri arasındadır.

Montesquieu’ya göre, İstibdatın ilkesi “şeref” olamaz. İstibdatta insanlar köle durumunda olduklarından birbirlerine karşı hiç bir üstünlükleri söz konusu değildir. Esasen şerefin olabilmesi için kanun ve kurallara ihtiyaç vardır. İstibdatta erdeme gerek olmadığı gibi, “şeref” duygusu da tehlikelidir. Burada despot, insanlardaki tüm değerleri yok ederek, onlardan mutlak bir itaat bekler. Bu nedenle ilkesi sadece “korku”dur. İstibdatlarda halk kanunlara göre, devlet yönetimi ise hükümdarın keyfi iradesine göre yerine getirilir. Bu nedenle halktan birinin yaşamı, devlet adamlarınkinden çok daha güvencelidir. Hükümdarın şiddetini, o da ancak bir dereceye kadar, din sınırlar. Montesquieu’ya göre istibdatın doğası gereği zaten bozuk olan ilkesinin bozulmasından söz edilemez. Diğer yönetimler ilkeleri bozuldukça ortadan kalktıkları halde, istibdatın ortadan kalkması için, ülke içinde büyük çapta şiddet hareketlerine ihtiyaç vardır.

Montesquieu, Kanunların Ruhu adlı eserinde özetle belirtilen görüşlere yer verir. Dünya demokrasi tarihinde Montesquieu’nun da önemli katkısının olduğu bir ilkeyi de kısaca vurgulamadan yazıyı bitirmek Montesquieu’ya haksızlık olacaktır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi. Demokratik her ülkenin anayasasında yazan temel yönetimsel ilkedir bu. Bugünün Türkiye’sinde de en çok aşındırılmış ve kuvvetlerin tekliği haline getirilmiş olan ilkedir aynı zamanda. Güçler ayrılığı ilkesi özetle devlette bulunan üç temel gücün (Yasaama, yürütme ve yargı) ayrı ellerde toplanmasını, her birinin yetkilerinin belirlenip kanunla sınırlandırılmasını ve son olarak bu erklerin birbirileri üzerinde dengelenmiş denetim gücünü ifade eder. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin demokratik yönetimler için ne kadar hayati önemde olduğunu anlamak için son yılların Türkiye’sine bakmak yeterli olacaktır. Bazı sözler de bazı zamanlarda çok daha anlamlı hale gelir. Sanırım yine o sözlerden birinin kendini hissettirdiği günlerden geçiyoruz. “Güç, gücü durdurmaz ise, tüm özgürlükler tehlikeye girer.” Hepimizin özgürlüğü için kimsenin mutlak bir güce sahip olmadığı yeni bir dünya umuduyla…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.