DOLAR 5,7285
EURO 6,3561
ALTIN 276,9
BIST 96.032
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Gök Gürültülü

Güldüklerimiz komik değilmiş meğersem!

06.08.2018
A+
A-

Fidan Kanlıbaş

Ülkenden gelmişsen Avrupa’ya ve de siyasi mülteci isen, hele bir de kaçak yollarla gelmişsen büyük yük var demektir omuzlarında. Çünkü her girdiğin ortamda herkes ülkedeki süreci tartışmaya başlıyor ve bilirkişi olarak görülüyorsun.

İnanın ben ülkede hiç bu kadar siyasi konuşmaya maruz kalmamıştım. Ayrıca konuşma kısmı geldiğinde hep uzaklaşıp pratik kısımlarda ortaya çıkmışımdır. Fakat buralarda pratik kısmı olmadığı için bolca siyasi konuşmalar yapılıyor. Tabi bir de duyulan saygının altında da eziliyor insan. Ve bunun verdiği eziklikle saatlerce dinliyorsun. Ee sıra sana da geliyor bir yerde.

Hani sohbet muhabbet karşılıklı olur biliyoruz.

Bir yerde ben de bir şeyler anlatayım diyorum. Başlıyorum anılarımızın komik olanlarından anlatmaya. Ben yüzümde gülümsemeyle içimde anlattığım anının sıcaklığıyla heyecanlı heyecanlı anlattıktan sonra fark ediyorum ki; benden başka kimse gülümsemiyor. Yüzlerde hüzün ve korku karışımı ifadeler etrafımı sarıyor.

Neyse ki o an fark ediyorum bizim güldüklerimiz komik değilmiş meğersem.

Anılar yaşandığı yerde, seninle benzer şeyler yaşayan insanlarla beraber konuşulunca anlamını buluyormuş. Halbuki; biz komikmiş gibi anlattığımız olayları paylaştıktan sonra hiçbir arkadaş aslında hiç de komik olmadığını söyleme gereği duymazdı. Ne gerek vardı ki birbirimizi acıtmaya? Zaten hepimiz bilirdik neyin ne olduğunu… Ne kadar da kolay iletişim kuruyormuşuz meğersem.

Bu duyguyu bana yaşattıran bir anıyı sizinle de paylaşmak istiyorum. Ki inanıyorum okurken gülümseyenler de olacak aranızda.

Son yıllarda günümüz gecemiz savaş ve göç olduğu için beraberinde tüm yaşamımız da yardım ve dayanışma kampanyaları olmuştu. Bu bende son beş yıldır yaşam şekline dönüşmüştü diyebilirim. Neyse uzatmayayım benli kısmını!

Yine bir gün dayanışmaya gitmişiz Cizre’ye. Aylar süren sokağa çıkma yasakları yeni bitmiş, devlet ‘görevini’ tamamlamış! Tüm şehri yakmış, yıkmış, katledeceği ne kadar canlı varsa hepsini katletmiş. Şehirde yok edilecek insan, hayvan, doğa, tarih adına hiçbir şey kalmadığı gün de yasağı kaldırmıştı. Biz de insani görevimizi yerine getirmek için ilk günden şehre gitmişiz. Sonuçta herkes üzerine düşen görevi yapıyor. Bir koşuşturmaca…

İnsanlar saatler süren kuyruklar, kontroller sonrasında kendi evlerinin yıkıntıları içerisine girebildiler. Bizler de (STK’ler, kurumlar, basın, gönüllüler vs.) neler yapabileceğimize bakıyoruz. Hemen iş başı yaptık.

Zar zor yardım dayanışma çalışmalarımızı yürütüyoruz. Zar zor diyorum çünkü devlet yine ‘görevini’ yaparak her türlü çalışmamızı engellemeye çalışıyor! Bizde de artık bir arsızlık, yüz göz olmuşuz ne de olsa. Her gün yardım depolarına yapılan baskınlar, gıda dağıtırken sokak ortasında kafamıza silah dayayıp korkuyla vazgeçirmeye çalışmalar… Artık yaşamımızın rutini haline gelmiş. Gülüp geçtiklerimizden olmuş yani anlayacağınız.

İşte yine öyle bir gün İstanbul’dan gelen, dayanışmaya gönüllü ve canla başla her alanda destek veren bir kadın arkadaşla kırtasiyeye gitmişiz, yaptığımız çalışmaları anlatan broşürler hazırlamışız ki ne yaptığımızı ve neye ihtiyacımız olduğunu daha iyi duyuralım. Dayanışma daha çok yayılsın, daha çok insan katılsın aramıza. Elimizde kağıtlar gıda deposuna dönüyoruz Cizre’nin yıkık dökük yollarından. Arkada kalabalık sesler, bağırıp çağıran birileri ama savaştan çıkmış ve işgal edilmiş bir şehrin normal gürültüsü olduğu için hiç de oralı değiliz.

Sesler arasından ‘durun, ellerinizi kaldırın durun!’ diye bir bağırtı. Hiç üzerimize alınmasak da ne oluyor diye bir dönüp baktık ki etrafımızda kimse kalmamış. Herkes JÖH’ler, PÖH’ler tarafından uzaklaştırılmış. Çembere alınmışız. Meğersem kopan o gürültü bizim içinmiş 🙂

Üzerimize doğrultulan silahlar arasında ‘kaldırın ellerinizi havaya’ sesleri. Yüzümüz duvara dönük. O an fark ettim ki elleri havaya kaldırmak zor geliyormuş meğersem. Yarım yamalak havaya kalkan eller arasında ‘kimliklerinizi çıkarın’ sesi. Kimlik için elimiz sırt çantalarımıza uzanırken, yeniden ‘ellerinizi kaldırın’ sesi. Yeniden yarım yamalak havaya kalkan eller arasında bir kez daha ‘kimlikleri verin lan’ sesi ile kadın arkadaşın ‘ama hem ellerimizi kaldırıp hem nasıl kimliklerimizi verebiliriz ki’ sözleri gülmek istesek de gülemediğimiz anlardan biriydi. Daha sonra çok gülecektik ama 🙂

Bu defa da ‘atın çantaları yere, montlarınızı çıkarın’ diyen öfkeli bir ses. Ona da uyup, atsak da çantaları, ‘ne oluyor, insanları korkutuyorsunuz silahlarınızla, etrafta çocuklar var. Amacınız ne? Göz altında mıyız? Avukata haber verelim gözaltındaysak’ tepkisi de gecikmiyor.

Öğreniyoruz ki ihbar varmış! Eşgal benzerliği imiş. Bombacıya benziyormuşuz! Fakat göz altında da değilmişiz. Aldılar bizi kafamıza dayalı silahlar emniyete doğru hep birlikte yürüyoruz. Avukata haber vermek yok. Rutin güvenlik tedbiri imiş. Rutini kafamıza silah dayayarak yapılıyormuş.

“Rutini kafamıza silah dayayarak mı yapılıyor” diye sorunca da kafamıza dayanan silahlar eşliğinde JÖH’ün “Onu da nerden çıkardınız biz kimsenin kafasına silah dayamayız” sözleri bize yine ertelenmiş bir gülme geliyor 🙂

Neticede devletimiz diyorsa biz yanlış görüyoruzdur!

Emniyete geldik. Üzerimiz aranacak ama kadın polis yok. Diretiyoruz kadın polis diye. Bulamadılar. Nasıl olsun şehirde JÖH’ü, PÖH’ü dışında polis kalmamış. Malum yakıp yıkmak erkek işi!

O sırada yanımdaki kadın arkadaş duvarda asılı olan Cizre ‘nin tüm yıkılan mahallerini gösteren, mahalle mahalle renklendirilmiş devasa haritayı farketti. Haritanın küçük bir kopyası da bizim yardım ve inşa çalışmalarını yürüttüğümüz yerde asılıydı. Onların yıkmak için kullandığı haritayı biz inşa etmek için kullanıyorduk.

Biz ve onlar arasındaki fark bu kadar küçüktü işte!

Üstümüz mü? Aranmadı bile. Serbest bırakıldık malum.

O yıkıntılar ve acılar arasında da olsa gülmek için malzememiz çıkmıştı yine. Ama hangimizin eşgali bombacıya benziyordu diye karar veremedik 🙂

Aylar geçti sırada Nusaybin vardı. Süreç aynı mekanlar farklı.

Ben tutuklandım ve kadın arkadaş mektup gönderdi cezaevine. Kimin eşgalinin bombacıya benzediği konusunda artık netleştiğimizi yazmıştı. Onu okurken tekrar güldüm 🙂

Şimdi siz karar verin güldüklerimiz aslında komik miymiş?

FİDAN KANLIBAŞ’IN TÜM YAZILARI

ETİKETLER:
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.