DOLAR 6,9828
EURO 8,2089
ALTIN 442,67
BIST 9,1112
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

HAZİRAN…İLKLER…

06.06.2018
A+
A-


M. Emin Demir

HAZİRAN…İLKLER…

İnsan hayatındaki ilkler önemlidir. İlk nefes alma, ilk emekleme, ilk yürüme, ilk konuşma, ilk ağlama, ilk düşme, ilk okuma, ilk yazma, ilk arkadaş, ilk aşk, ilk sevgili, ilk terkediş, ilk terkedilme,ilk özlem, ilk kitap, ilk ders…

Haziran da ise ilkler bambaşkadır, başka bir umut barındırır benliğinde. Havasıyla, verdiği enerjiyle insanı hareketlendiren; direnişi, isyanı ve umudu çağırır adeta.

İlkler önemlidir, başlangıçtır aynı zamanda ilkler… İnsan ilk sevgilisini hatırlar da, ilk ayakkabısını hatırlamaz; ya da ilk kazağını, ilk dondurmasını, çekildiği ilk fotoğrafını, ilk televizyon izlemesini hatırlamaz.

90 öncesi tanıştık televizyonla. Bir pikabın kasasında gelişi dün gibi aklımda. O zaman ülkeyi yöneten mahalleye gelse o kadar ilgi toplamaz. Hoş bugün de gelse ancak boş sokaklara konuşur;  üstelik kırık bir prompterle arkasına bakmadan gider de… Konumuz o değil. Bütün mahalleli toplanmış pikabın kasasından neyin indirileceğinin merakı içerisindeydik. Pikaptan indirilip evin baş köşesine konulması bir tören havasında oldu. Televizyonun açılması ise başka bir tören havasında. Ondan sonra televizyonun her açılması bir tören havasında oldu. Konu komşunun gelmesiyle adım atılamayacak kadar kalabalıklaşan küçük odada askeri bir disiplin içerisinde izlenirdi televizyon. Bir tek babaannem oralı olmazdı. Ya odadan çıkar ya da odada kalırsa eğer sırtını televizyona dönerek öyle sessizce otururdu. Yıllarca böyle sürdü.

90’ların başında Kürtçe kasetlerin de hayatımıza girdiği yıllardı. Kürtçe kasetler ile birlikte televizyona olan ilgimiz de azalmıştı. Artık bizler için Kürtçe zamanıydı.  Televizyonun açık ama sesinin kapalı olduğu ancak kasetçalardan Kürtçe stranın sesinin ise sonuna kadar açık olduğu bir gün, yıllardır televizyona sırtını dönerek oturan babaannemin, televizyonun karşısına ağlayan gözlerle dikilerek durduğunu görünce şok olmuştum. Babaannem, “Ne yapıyorsun, neden ağlıyorsun” sorularımı dakikalarca cevapsız bırakarak, ağlayan gözlerle televizyona bakıyordu sadece.  Israrla “babaanne neden ağlıyorsun?” soruma en son cevap verebildi. Ağlayan gözlerle televizyona odaklanmış babaannemin dudaklarından “Kurdî dibêje” sözleri döküleverdi. Bir anlam veremedim. Bir televizyona bir babaanneme baktım. Bir daha televizyona baktım. Sesi kapalı televizyonda bir kadın, elinde de mikrofon vardı. Yine bir anlam veremedim. Babaannem hala ağlayan gözlerle televizyona bakıp, durmadan “Kurdî dibêje” deyip duruyordu.  Sonra kasetçalardan yükselen Kürtçe stranı farkettim. Bir kasetçalara bir televizyona baktım. Sesi kısık olan televizyonda elinde mikrofon olan kadın sallanıp duruyordu. Kasetçalardan da Kürtçe stran yükseliyordu. Kasetçaları kapatıp, televizyonun sesini açtım. TRT’deki kadının ciyak sesi odada yankılanmaya başladı. Kürtçe stranın durması, TRT’deki kadının sesinin yankılanmasıyla babaannemin başı öne düştü. Televizyondan uzaklaştı, babaannem yıllarca yaptığı gibi sırtını televizyona dönüp öyle sessizce oturdu.

Öylece oturdu babaannem, yıllarca. 95 Haziranına kadar sırtını televizyona dönerek sessizce oturdu. 15 Haziran 1995. Babaannem yüzünü tekrar televizyona döndü. Bakıyorum kasetçalar kapalı. Televizyon karşımızda, babaannem ayakta yüzü televizyona dönük, kasetçalar kapalı.  Televizyon karşımızda, MED TV. Kürtçe konuşuyor televizyondaki adam. Haberleri sunuyor. Babaanneme bakıyorum, ayakta, gözleri yaşlı hala. Kürtçe konuşuyor televizyondaki kadın. Anneme ve diğer kadınlara bakıyorum. Şaşkınlık, mutluluk okunuyor gözlerinden… Ve gözyaşı… Koltuğa kurulup bakıyorlar ekrana, öylece bakıyorlar…Ağlayan, ışıl ışıl parlayan gözlerle bakıyorlar… Öylece bakıyorlardı… Kendi topraklarından sürülen, yok sayılan, dili yasaklanan bir halkın acı dolu bir mutluluguydu bakan o yaşlı gözler.

Ve evet Haziran da ilkler başkadır!

Ve şimdi yine Haziran… Umudun adı olmalı 24 Haziran… Tıpkı babannelerimizin, anneannelerimizin yasaklanmış dilini İLK kez bir kutuda duydugu ve gördügü anda döktüğü mutluluk gözyaşlarının tadı olmalı 24 Haziran’da.  Annelerin gözleri ışıl ışıl parlamalı Haziran’da…Bir de çocuklar… En çok da çocukların gözleri parlamalı… Mutlu, güzel büyümeli çocuklar… Çocuklar mutlu büyümeli ki annelerin gözleri ışıl ışıl parlasın…Haziran umut olsun hepimize. Haziran’da ölmek ne kadar zor ise, Haziran’da gülmek de bir o kadar güzel olacak!

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.