DOLAR 5,7998
EURO 6,5353
ALTIN 237,8
BIST 96.810
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Hafif Sağanak

HDP‘yi Taşlayan “Günahsızlar”

29.11.2018
A+
A-

İrfan Arslan

İsa peygambere atfedilen hikayeye göre; dönemin insanları tarafından, bir kadının günah işlediği söylentisi yayılır. Toplum tarafından kadın recm edilmek istenir. Bunun üzerine Hz. İsa, herkesi toplayarak kadına yönelik hükmünü açıklayacağını söyler. Toplanan kitleye dönerek, “Aranızda hiç günah işlememiş olan, ilk taşı atsın” der. Ancak kimseden bir ses çıkmadan, topluluk kendiliğin de dağılır. Bu hikayeden günümüze gelecek olursak.

Geldiğimiz aşamada ister kabul edelim ister etmeyelim, bugün Türkiye’de otoriter faşizan rejimin kurulup, iktidarlaşmasında hemen her kesin az çok payı vardır. İktidar sinsice adım adım şekillenirken, her kesim olayın bu boyutlara ulaşabileceğine ihtimal bile vermiyordu. Nihayetinde çuvaldız torbaya sığmamaya, ucu hemen herkese bir şekilde dokunmaya başladı.

Recep T. Erdoğan rejimi, Kemalist rejimin Türkiye toplumunda kangrenleştirdiği sorunlar üzerinden kendine bir meşrutiyet alanı yaratarak; toplumda “öteki” haline getirilmiş kesimler için bir çıkış kapısı olarak parlatıldı. Ve bu yalanı, din ve mazlum edebiyatı ile harmanlayarak yapmayı başardı.
RTE rejimi, neredeyse yüz yıllık parti ve yapıları bir kaç adam üzerinden çökertti ve kendi denetimine almayı başardı. Şu anda Türkiye siyasi tarihinde uzun yıllar iktidarda kalmış ya da muhalefette bulunmuş parti ve kurumların bir çoğunun esamesi bile okunmuyor. Merkez sağ partiler, ulusal Kemalist partiler, sivil toplum kuruluşları, dini-sermaye grupları ve medya bir bir tasviye edildi; önemli bir kısmını da kendine angaje etti. Buna karşı gelişen her türlü muhalif hareketlenmeyi terörize ederek, kendi lehine çevirmeye başardı. Türkiye’nin şu anki durumu adeta 16.yüzyılındaki Thommas Hobbes’un korkunç fikirlerinin vücut bulmuş halidir. İnsan iradesinin yok sayıldığı ve her türlü özgürlüğün kısıtlandığı, bir canavara dönüşen devlet mantığıyla yönetilmeye çalışılmaktadır.

Böyle bir atmosferde baştan beri bu rejimin karşısında en etkili mücadele eden, Kürt özgürlük hareketi ve demokrasi geleneğine öncülük eden HDP oldu.

Bu gerçeklikten dolayı HDP çalışanları ve yapılar sürekli baskı altındadır. Başta genel başkanları, milletvekilleri, belediye başkanlar, Parti Meclis üyeleri, il ve ilçe yöneticileri, kültür, kadın ve gençlik çalışanları, yerel yöneticileri, hatta 85 yaşındaki Sise ana gibi seçmenler bile büyük çoğunluğu ya tutuklandı ya da yurt dışına çıkmak zorunda kaldılar. Bir il parti yöneticisinin görev süresi neredeyse bir ayın altına düştü. Bütün bu saldırı ve müdahalelere rağmen, ayakta kalan, pes etmeyen bir HDP gerçekliği var. Devlet şu anda HDP çalışanlarının önemli bir kısmını zindanlara kapatmış, geri kalan kısmını da parti binalarına fillen kapatmaya çalışmaktadır. En ufak bir basın açıklamasına bile izin verilmiyor. Sıkı yönetim, Kürdistan’da fiilen son sürat uygulanmaktadır.

Bütün bunlar dünyanın gözü önünde aleni bir şekilde yaşanırken, ( İçişler başkanı Süleyman Soylu, HDP Eşgenel Başkanı Pervin Buldan’ı kamuoyu önünde tehdit etmesi gibi.) Özelikle son dönemde kendini farklı kimliklerle tanımlayan bir kısım yazar ve aydınlara ait, “muhalif” sitelerde ilginç yazılar yayınlanıyor. Yazıların kurgusu adeta “HDP başarısızlığı ” üzerinedir. Öyle eleştiri boyutundan de değil direk itham ve saldırı düzeyindedir.

Ancak durumunun böyle bir gerçeklikten koparıp, bu kadar kapsamlı saldırıları görmezlikten gelip ve bunun üzerinde suçlayıcı bir mantıkla saldırmanın izah edilecek bir tarafı olmadığı gibi objektif bir değerlendirme de söz konusu değil.
Peki böyle bir realite ortadayken, son dönemde kendini muhalif, aydın, demokrat, Kürdistanî veya devrimci vb. olarak adlandıran insanların; yazdıkları subjektif, oryantalist ve üstten bakan bir anlayışla HDP’ye ayar vererek neyi hedefliyorlar? Ya da söyledikleri, yazdıkları şeyler ile gerçeklik arasında ne kadar bağ var? Yani toplumsal olay ve olguların bu kadar yakıcı bir şekilde tezahür ettiği bir dönemde, durumu sosyolojik kavram ve söylemlerle genellemeler yaparak ne kadar gerçekçi olunabilir? Bu yaklaşımlar üzerinde daha da sorular çoğaltılabilir. Ancak gerek de yok, kötülüğün bu kadar sıradanlaştığı ve iktidarın bu kadar otoriter ve faşizanlaştığı dönemde, bir anlamda söylenenlerin lafazanlıktan ve yersiz bir algı yaratmaktan başka bir karşılığı yoktur.
Her kim ne saik ile bu durumu bulandırmaya çalışıyorsa iyi niyetten söz etmek zordur. Bir anlamda HDP’ye yapılan saldırıların, “içte”deki versiyonu gibidir.
Bu süreçte önüne gelen HDP’yi kendi dünya görüşüne göre değerlendirmeye çalışıyor; söylemlere göre HDP’nin yeteri kadar milliyetçi, sosyalist, evrensel, emekçi, yerelci vb olmamasında yakınmaktalar.

Ve bunu yaparken de her kes kendine bir paye biçiyor. Her şeyin en iyisini ve en doğrusunu kendilerinin bildiği konusunda yeteri kadar enaniyet sahabiler! Yargılar ve suçlamalar çok kesindir. İnsan, “Acaba RTE rejimine güç getirmedikleri için mi bu kadar saldırıyorlar” demeden edemiyor.

Özelikle Gazeteduvar sitesi, bir dönemin “Taraf” gazetesinden rol çalmaya çalışıyor gibi. Bütün yazarlar için söylenmezse da bir kısmın bu misyonu yüklendiği anlaşılıyor. Taraf gazetesi de başta toplumsal muhalefete yana bir dil kullanmıştı. Bell bir kitleye ulaştıktan sonra asıl misyonun gereği özelikle Kürt özgürlük mücadelesine yönelik sert ve üstenci bir dil kullanmaya başlamıştı. Kürdistan’dan savaşın tek müsebbibini Kürtleri görüp, adeta hakarete varan bir dil kullanıyordu. Hatta TSK’nin sınırötesi hava saldırısında, Güney Kürdistandaki beş kişilik bir ailenin katledilmesini görmezlikte gelip, ısrarla böyle bir şeyin olmadığını manşette veriyordu. En sonunda dönemi KCK konseyi başkanı Murat karayılan, Ahmet Altan’a bir mektup ile durumu izah etmeye çalışmıştı.
Sonuçta “Taraf”ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Önemli yazarların durumu ortadadır. Velhasıl alternatif basın diye yolla çıkıp, sonra böyle negatif bir rol ve misyon yüklemek toplumsal muhalefet açısından trajedidir. Bu dönemde özelikle Duvargazetesi ve Ahval gibi sitelerin “dost” ve “entelektüel” adı altında kastını aştı görülmektedir.
Yani asıl amaç bu mudur? Yerel seçimlerle birlikte, HDP’ye bazı belediyeleri kaybettirerek, “Bakın HDP projesi başarsız oldu” diyerek birilerine alan mı açılıyor? Ya da bu yol ile iktidarın faşizan baskısını düşüreceklerine mi inanıyorlar? Bu iki durumda da bir umut ya da bir gelecek görünmüyor. Bu faşizan anlayışın daha da güçlenip, daha yıkıcı bir hal almasına neden olacaktır.

Kuşkusuz her kes için eleştiri bir haktır ama adaletsizce saldırı ve ithamlarda bulunmak vicdansızlık olur. Akp devletinin yıkamadığı bir yapıyı, tartışılır hale getirmek, muğlaklık yaratarak, kitlelerin karışık olan kafalarını daha karıştırarak negatif bir atmosfer yaratmaya kimsenin hakkı yok.

İnsanlar bu değerleri korumak adına ömürlerini zindanlarda çürütürken, birilerinin de koltuğunu ve konforunu daha güçlendirmek için böyle yöntemlere başvurmasının hiç bir mantıklı açıklaması yoktur. Bir aydının toplumsal sorumluluğu vardır, ama bu zorunluklar üzerinden rant devşirme gibi hakkı yoktur.

Peki gerçekten HDP’nin misyonu neydi? Bu misyonu hangi düşünceye dayanıyor? Kuşkusuz bu gibi hususlar yeteri kadar kendi parti programında açıklanmıştır. Ama bence en önemli husus toplumsal muhalefetin, kendi sesini bir çatı altında topluma duyurma imkanı yaratmasıdır. Çünkü Türkiye’de uzun süre “öteki” haline gelen toplumun büyük çoğunluğu kendini ifade edeceği bir alana ihtiyacı vardı. Salt bir ideolojik söylemle bir çıkış yaratmak yerine, toplumsal çoğulculuğa pratik bir alan yaratma fikriydi. Her türlü siyasi baskıya rağmen, her seçim sonrası bu durum daha da pekişti. Bir güç haline geldi. Birlikte ve örgütlü hareket etmenin en somut örneği oldu. Ama birilerinin ısrarla bunu dağıtmaya, parçalamaya çalışması niyetlerini de ortaya koymaktadır. Yoksa eleştirel bakış, fikir özgürlüğü ve aydın tarafsızlığı ile bir ilişkisi yoktur. Durum bundan ibarettir, daha fazla lafa gerek yoktur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.