DOLAR 7,8861
EURO 9,4509
ALTIN 454,90
BIST 1.300
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Yağışlı

‘Heskîf belgeselini toplumsal hafızanın silinmemesi için çektim’

20.10.2020
A+
A-

DİYARBAKIR – Hasankeyf’in sular altında bırakılma sürecini “Heskîf” belgeseliyle anlatan Yönetmen Elif Yiğit, belgeseli toplumsal hafızanın silinmemesi için çektiğini söyledi. 

Batman’ın 12 bin yıllık tarihi Hasankeyf ilçesi, tüm tepkilere rağmen yapımı tamamlanan Ilısu Barajı suları altında bırakıldı. Yönetmen Elif Yiğit, tarihin su altında kalması ve binlerce kişinin göç etme sürecini “Heskîf” adlı belgeselle anlattı. Hasankeyf’e ilk olarak 2013’te giden Yiğit, belgeselin çekimlerine 19 Ağustos 2019’da başladı ve Ekim 2020 ayında tamamladı. Kürtçe ve Türkçe çekilen belgesele, yurtdışındaki birçok festivalle gönderildiği için alt yazı olarak İngilizce de eklendi. 3 bölümden oluşan belgeselde, ilk olarak yıkım öncesi insanların Hasankeyf’te, köylerde ve şehirde nasıl yaşadığını, ikinci bölümde ise yıkım süreci, barajda su tutulması ve sonraki süreç, üçüncü bölümde de su tutulmasından sonra insanların göç etmesi ve yerleştikleri yerlerdeki yaşamları anlatılıyor. 
 
Çektiği belgeseli anlatan yönetmen Yiğit, tarihi Hasankeyf’i ilk kez 2013’te gezmeye gittiğini belirterek, televizyonda yıkım sürecinin başladığını gördüğünde çok etkilendiğini ve bunu IŞİD’in Palmire’yi yok etmesine benzettiğini söyledi. Yiğit, “nasıl bunların yapılmasına izin veriliyor” diye kendisine sorduğunu ve buna karşı elinden gelen her şeyi yapmaya karar verdiğini belirterek, “Bu hisler çerçevesinde Hasankeyf belgeseline başladım. 90’lı yıllarda köylerimiz yakıldı ve biz köyümüzü terk etmek zorunda kaldık, şimdilerde bazen yıkılan köyümüze gidiyor. Annem diyor ki burada bizim evimiz vardı, şurada tandırımız vardı ama yok yani yıkmışlar ne ev var ne tandır” diye konuştu. 
 
‘TOPLUMSAL HAFIZA SİLİNMESİN’
 
Toplumsal hafızanın silinmemesi için belgeseli çektiğini dile getiren Yiğit, sadece tarihi yapının değil insanların tarihle birlikte kültürlerinin de yok edildiğini fark ettiğini söyledi.
 
‘BURASI EVİM DEĞİL’
 
Belgeselde Alzheimer hastası yaşlı bir amcanın çekimlerinin kendisini çok etkilediğini belirten Yiğit, “Hasankeyf’i bilmemesi, yeni Hasankeyf’e alışmaması eski Hasankeyf’in sular altında kaldığını unutmasından kaynaklı sürekli evine geri dönmek istemesi. Oğlu Eyüp ile olan röportajımızda, babasının devamlı olarak kendilerine beni evime götürün, burası benim evim değil diyordu. Mesela birçok köylü yeni yerleşim yerinin yapımı geç yapıldığı için çadırda kalmaya başladı ve bu 8-9 ay sürdü. Evleri ise şu an yeni yeni yapılmaya başlıyor. O insanların yaşadıkları beni çok etkilemişti. O insanlar o köylerde yüz yıllardır yaşıyorlar. Yaptıkları iş hayvancılık ama birileri gelip yaşadığınız yeri sulara gömüyor ve sizleri hiç bilmediğiniz bir yaşam kültürüne, kalabalık sokaklara ve çok katlı binalara koyuyor. O köylüler ‘bizler şehirde nasıl yaşayacağız’ diye anlattı” diye konuştu.
 
‘BELGESELİ KISITLI İMKANLAR İLE ÇEKTİM’
 
Belgeselin çekimi esnasında yaşadığı sorunlara dikkat çeken Yiğit, belgeseli kısıtlı imkanlarla çektiğini, yaşadığı ekonomik zorluklardan kaynaklı hem film setlerinde çekim yaptığını hem de belgeselini çektiğini ifade etti. Kısıtlı imkanların yanı sıra yetkililerin çekim yapılmasına izin vermediğini sözelrine ekleyen Yiğit, buna rağmen bir yolunu bulup çekim yaptığını anlattı. Hasankeyf’in sular altında kalma sürecinde çadır kurup burada sabahladığını vurgulayan Yiğit, şunları söyledi: “Evlerin artık yavaş yavaş su altında kaldığını gördüm. Şaşırdım, inanamıyordum, işte tam da o zaman gerçekle karşı karşıya geldim ve ben gerçekle o vakit tanıştım. Hasankeyf’te sular yükseldikçe kendimi kötü hissetmeye başladım, çekimleri bırakmayı bile düşündüm. Daha sonrasında tarihe tanıklık etmem gerektiğini düşünerek çekimlere devam etmem gerektiğini anladım ve tekrardan çekimlere başladım. Belgesel bittiğinde zaten Hasankeyf’in her tarafı sularla dolmuştu. Su dolduktan sonra tekrar ara ara çekimlere gittim orada ki yaşamın nasıl devam ettiğini görmek için o arada da sular bazen çekiliyor ve artıyordu. Sular çekildiği zamanlarda da sular altında kalan bazı evlerin damları görülüyordu.” 
 

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.