DOLAR 5,8267
EURO 6,5621
ALTIN 238,9
BIST 95.953
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Parçalı Bulutlu

Heybenizde çocuk gülüşleri taşıyın

15.10.2018
A+
A-

Fidan KANLIBAŞ

Savaşın içinde çocuk olmanın ağırlığını bilmiyordu hiçbiri. Kimse bu konuda bir şey anlatmamıştı onlara. Gerek de kalmamıştı zaten. Hepsi ölümü görmüştü. Hepsi tanık olmuştu katliamlara. Aileleri onlar ölmesin, kaçırılmasın, tecavüze uğramasın diye yalın ayak, soluk soluğa sınırları devirip geçerken, çocuklar en sevdiği oyuncaklarını geride bırakmıştı. Bahçede toprak taşıdığı kamyonunu, gece yatağına yatırıp uyuttuğu bez bebeğini, okul defterini, boyama kalemlerini, yeni aldığı ayakkabısını, eskimesin diye giymeye kıyamadığı pembe tokalı terliğini, doğum gününde hediye gelen oyuncak silahını, kırmızı tokasını ve daha neler neler vardı arkada bıraktıkları.

Gözlerinin önünde akrabalarını, kardeşlerini, komşularını öldürmüştü IŞİD. Ama onlar yine de Kobane’ye dönmenin ve oyuncaklarına kavuşmanın telaşındaydı. Ölüm neydi biliyordu hepsi. Hatta savaş, katliam, direniş, mücadele, zafer, özgürlük gibi daha bir çok şey biliyorlardı. Hepsine tanık olmuşlardı ve daha olacaklardı da.

Onlar hep umutluydu. Aylarca bizimle beraber sınır denilen tellerin Suruç tarafından karşıdaki evlerinin bombalanmasını izlediler. Bir gün bile bir tanesinin geri dönememe ihtimalini konuştuğunu duymadık.

Kaygılıydılar tabi. Ama geri dönemeyecekler diye değil. Evleri yıkılmışsa oyuncakları da kaybolmuştur diye. Yine de hevallerine sonsuz güveniyorlardı. Onlar daha iyi yaşayabilsin diye savaşan, onlar için emek veren herkes hevaldi onların gözünde. Böyle öğrenmişlerdi Kobane’de.

En zor anlarda umudumuzu çocuklardan aldık hep. Bir gün Kobane’ye döneceklerdi ve biz onların evine gidecektik. Orada biz çalışmayacaktık. Onlar bizimle ilgilenecek, en güzel yemekleri yapacaklardı. En güzel oyuncaklarını bizimle paylaşacaklardı. Onların büyüdüğü, koşuşturduğu sokaklarda birlikte oyunlar oynayacaktık. Bizi çadırlarda değil kendi evlerinde misafir edeceklerdi. Onların dediği gibi oldu. Kobane özgürleşti ve onlar bildikleri sokaklara geri döndüler.

Savaşın en ağır yükünü nasıl onlar taşıdıysa direnişin en büyüğünü de yine onlar gerçekleştirdi. Herkes kendi çadırında sessiz ve merakla otururken, çadır aralarında boğazları yırtılırcasına bağıra bağıra Rojava marşını söyleyerek dolaşıp insanları coşturmak onlara düştü. Hevalleri onların seslerini duyarsa daha iyi savaşırlarmış. Bu sebeple her gün yüzlercesi toplanarak hep bir ağızdan ‘…Ji bo ku zarok bikin jiyan, hazirin bibin pakrewan…’ dediler hiç yorulmadan.

Kötü bir haber alacak mıyız diye içten içe ödümüz koparken en çok onlar güvendi hevallerine. Kendi sokakları, parkları, oyun alanları ateş altında olsa da oyunlarını yarım bırakmadılar. Yaşama koparıldıkları yerden devam ettiler, bedenlerinden büyük inançlarıyla.
Hava buz kesmişken, 50 senedir kar yağmamış Suruç’a kar yağdığı günlerde devletimiz çadırkentimizin elektriğini kesince lastik yakıp etrafında halay çekerek ısınmayı yine onlar akıl etti. Hiç isyan etmediler yaşam koşullarının zorluğuna. Soğuğa, açlığa, evsizliğe gülen gözleriyle direndiler onlar.

Türk askeri her gün on celse zırhlı araçla çadırkenti basıyordu. Yüzlerce silahlıyla çadırları boşaltacaksınız diye tehdit ediyorlardı hepimizi. Çocuklar ellerinde çakıl taşlarıyla arkamızda durup bizi koruyorlardı kendilerince. Küçücük ellerindeki çakıl taşlarıyla silahlara karşı kazanacaklarına inanacak kadar cesurlardı çünkü.
Abileri, ablaları, babaları, hevalleri Kobane’de onlar için direnirken onlar bir gün bile boş durmadılar bu tarafta. Her gün gelen onlarca şehit cenazesinde onların varlığı ayakta tuttu annelerini. Onların varlığı yaşamı mecbur kıldı, o günlerde katlanılması mümkün görülmeyen acılar arasında.

Savaş sessizliği sardığında ortalığı, yine onların koşuşturmaları can verdi sessizliğe. Direnişe en çok güç verenler, kahkahaları hiç bir koşulda eksilmeyen çocuklarımızdı. Direnişe sebep olan, zaferi zorunlu kılan, hepimize güçlü olmamız gerektiğini hatırlatan yine onların gözlerindeki ışık oldu.

İyi ki vardınız ve iyi ki varsınız çocuklar. Size ne kadar çok şey borçluyuz bir bilseniz!

İçinde bulunduğumuz savaş gibi şu günlerde hala onlardan aldığım inanaçla ve umutla nefes alabiliyorum. Yoksa nasıl katlanır insan bu kadar zulme, bu kadar ayrılığa. İyi ki heybemde çocuk gülüşleri taşımışım diyorum.

Tutuklamaların, işkencelerin, katliamların, zorbalığın her geçen gün daha da arttığı şu günlerde umut edebilmek için en güzel ilaçtır çocuk gülüşleri. Gömleğinizin sol cebine koca yürekli çocuk gülüşleri doldurun. Doldurun ki gülmeyi unutmadan atlatabilesiniz zehir zıkkım bu zamanları. Çoğu zaman unutsak da gelecek dediğimiz şey onlar için değil mi zaten!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.