DOLAR 5,7549
EURO 6,4021
ALTIN 276,3
BIST 99.498
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

İnşaatta çalışan akademisyen: Bir an bile keşke demedim

27.08.2018
A+
A-

Orhan Kaya 2016 yılında sokağa çıkma yasakları döneminde “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attıkları için ihraç edilen barış akademisyenlerinden. 701 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Abant İzzet Baysal Üniversitesinde araştırma görevlisi iken ihraç edilen Kaya’ya, ihraç edilmesinin ardından branşı olan psikoloji alanında iş olanağı tanınmadı. 1983 doğumlu olan Kaya 2002 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde İktisat Fakültesinde okurken politik nedenlerle öğretimini üçüncü sınıfta yarıda bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra Dicle Üniversitesi Psikoloji Bölümü’ne yerleşerek eğitimini tamamladı. 2013 yılında Abant İzzet Baysal Üniversitesinde göreve başlayan Kaya ihraç edilene kadar burada çalışmalarını sürdürdü. İhraç edilmesi ile birlikte doktora tezi yarım kaldı. Kaya bir yandan inşaatlarda çalışarak hayatını idame ettirirken diğer yandan da tezini yazmaya devam ediyor. Kolektif eylem, sosyal adalet, engellilik ve ayrımcılık süreçlerini inceleyen Kaya, yaşadıklarını ve Türkiye’nin ruh halini Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Metin Yoksu‘ya anlattı.

‘İNŞA ETTİĞİMİZ DAYANIŞMA AĞIYLA BAŞ EDEBİLDİM ŞİMDİYE KADAR’

İhraç sürecini işkence yöntemine benzeten Kaya, “İşkence süreçlerinin temel iki mesajı vardır; birincisi bireyi cezalandırmak çaresiz değersiz hissettirmek ve yalnızlaştırmaktır. Bu yolla bireyi itaat etmeye mecbur bırakmak ve benliğine zarar vermektir. İkinci mesaj ise toplumsaldır; toplumun bütün kesimlerine itaat etme baskısı kurmaktır korkuyu yaygınlaştırmaktır. Bence ihraç edilmek de işkencenin bu tanımıyla paralellik gösteriyor. Kişisel olarak muktedirler tarafından bana verilen bu cezalandırma sürecini çok iyi anlıyor ve anlamlandırıyorum. Barış bildirisine imza atarken bile bu tür olguların gerçekleşeceğini tahmin ediyordum. Dolayısıyla psikolojik olarak hazırdım. Ancak yine de haksızlığa uğramak, muhatap bulamamak insanı sarsıyor. Bu sarsılmayla da inşa ettiğimiz dayanışma ağıyla baş edebildim şimdiye kadar” diyerek yaşadığı süreci özetledi. İhraç edilmesinin ardından bilimsel çalışmalarının sekteye uğradığına da değinen Kaya, inşaatta çalışmaya başlaması ile birlikte yeniden bilimsel çalışmalara başlayabildiğini söyledi.

‘KEŞKE İMZALAMASAYDIM DEMEDİM’

İmzacısı olduğu barış bildirisi ile birlikte evinin 3 kez basıldığını, gözaltına alındığını ve 3 kez soruşturma geçirdiğini, linç kampanyalarına birçok barış akademisyeni gibi maruz kaldığını, sonunda da ihraç edildiğini anlatan Kaya, “Hiçbir an bile keşke imzalamasaydım demedim, hissetmedim. Aksine iyi ki imzalamışım iyi ki bu tarihsel sürecin içindeyim duygusuyla yaşadım” dedi.

‘ASLOLAN BİLDİRİDİR BİZİM YAŞADIKLARIMIZ DEĞİL’

Barış içinde yaşamanın her vatandaşın temel haklarından biri olduğuna vurgu yapan Kaya, “Daha önceki bir konuşmamda vicdanımdan talimat alarak bildiriye imza attığımı söylemiştim. Vicdanımın sesi ve gücü ile barış hakkımı bu bildiri yoluyla talep ettiğimi söyleyebilirim. Bunun bedele ne olursa olsun razıyım. Ayrıca maalesef biz imzacıların yaşadıkları bildiri ve bildirinin içeriğinin çok ötesinde tartışıldı. Oysa asıl olan bildiridir bizim yaşadıklarımız değildir” diye konuştu.

‘ÖNEMLİ OLAN BENLİĞİMİZİ, ONURUMUZU KORUMAK’

İnşaatlarda çalışan kişilerin kimliklerinin bir önemi olmadığına değinen Kaya, üniversitede, lise öğrencilerinin de inşaatlarda çalıştığına dikkat çekerek, “Aslında üniversite öğrencilerinin eğitimlerine daha rahat devam edebilecekleri bir ortamın yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Bu da toplumsal refah düzeyimizle alakalıdır. Bir akademisyen olarak inşaatta çalışmak beni rencide eden bir durum değil. Rahatsız da olmuyorum. Önemli olan benliğimizi onurumuzu korumak” dedi. Emek-sermaye ilişki ve çelişkisine kurban edilen, ortaya koyduğu emeğin karşılığını alamayan birçok insanın yaşadığı bir ülkede olduklarını vurgulayan Kaya, “Ortaya konan yanlış politikalar bir taraftan inşaat baronlarını ortaya koyarken diğer taraftan emeği sömürülen bir kesimin oluşmasına neden oluyor. Bu durum sadece inşaat sektöründe değil birçok sektörde çalışmak zorunda kalan; öğretmen, ekonomist, mühendis… vb. rastlamak mümkün” dedi.

‘TÜRKİYE’DE BİRÇOK ŞEYDE OLDUĞU GİBİ İŞ GÜVENLİĞİ DE KAĞIT ÜZERİNDE’

İnşaatlardaki işçi güvenliğine dair gözlemlerine de değinen Kaya, “Maalesef Türkiye’de birçok şey kağıt üzerinde olduğu gibi işçi güvenliği de kağıt üzerinde. İş güvenliği uzmanı haftada bir inşaata uğrar çay içer gider. İşveren formalite icabı aldığı birkaç baret yelek ayakkabı ve gözlüğü kilit altında tutar. İş güvenliği uzmanının geldiği gün işçiler bu malzemeleri kullanır uzman birkaç fotoğraf çekip gider. Maalesef uygulama bundan ibaret. Bütün bunların dışında işçiler ve işverenlerde güvenlik bilinci yok. İşçi de işverende bu kişisel koruyucu materyalleri külfet olarak görmektedir. Oysa hayati önemi vardır. Malzemenin önemi ve kullanımına ilişkin eğitim eksikliği çok fazla basit kısa eğitimler ile ve sıkı denetim ile iş güvenliği bilincinin artacağına inanıyorum” diye anlattı.

‘TOPLUM PSİKOLOJİSİ ALT ÜST OLDU’

Türkiye’de yaşamın gittikçe zorlaştığına ve ekonomik kriz ile birlikte toplum psikolojisinin alt üst olduğuna vurgu yapan Kaya, “Bireylerde olduğu gibi toplumların da duyguları ve tepkileri vardır. Bunların ortaya çıkabilmesi en uygun ortamın oluşması ile olur. Ekonomik kriz insanların cebini ve birikimlerini önemli bir oranda etkilese de yıllardır inşa edilen korku ve kaygı ortamı insanların sessiz kalmasına tepki göstermemesine neden olmaktadır. Oluşturulan baskı ortamı bütün muhalif kesimleri cezaevlerinde mahkum ederken birçok kesimi de günü birlik yaşamaya alıştırmıştır. Olası her türlü eylem etkinlik tepki ve hak arama mecrası maalesef yasaklanmakta saldırıya maruz kalmaktadır. Bunun en bariz örneği Cumartesi Anneleri’ne yapılan saldırıdır. Ancak bu sürecin bu şekilde devam etmeyeceğine toplumsal tepki mekanizmalarının bir şekilde gün yüzüne çıkacağına inanmaktayım” diye kaydetti.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.