DOLAR 6,0477
EURO 6,7532
ALTIN 247,8
BIST 85.310
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Parçalı Bulutlu

Cehennem Ateşine Odun Taşıyanlar

29.04.2019
A+
A-

“Cehennem, insan yüreğinde sevginin bittiği yerdir” Dostoyevski

Cehennem kavramı; İbranice (ge hinnom, “Hinnom Vadisi”) Yunanca, (geenna); Latince, (gehenna) kelimelerinden türemiştir.

Gehinnom, Kudüs’ün güney batısında tanrı Molek adına çocukların kurban edildiği vadinin adıdır. Semavi dinlerin yaygınlaşmasıyla birlikte vadi, bütün kötülüklerin atıldığı bir merkeze dönüşmüştür. Böylece yeryüzündeki cehennem, toplumun “kaba” kötülüklerinin yeri olurken, asıl cehennem daha soyut ama daha korkunç bir mekan olarak yeniden kurgulandı. İnsanlar bu korkunç gazaptan kaçınmak için ilahların lütfune mahzar olmak düşüncesiyle yeryüzünde kana bulaştırmadıkları tek karış toprak parçasını bırakmadılar. Günümüzde Ortadoğu, Hinnom vadisinin bir güncel halini temsil etmektedir. İnsanlar o günden beri yeryüzündeki cehennem ateşine odun taşımaya devam ediyorlar.

Yani Cehennem kavramıyla, gerek dini metinlerde olsun gerekse teolojik tartışmalarda olsun vurgulanan asıl şey; bir cezalandırma merkezi olmasıdır. Burada kötülüğün cezalandırıldığı, nihai cezaların çekileceği son durak olarak gösterilir.

Peki kime göre, neye göre bu ceza? Bunun bir kriteri var mı? Bugüne kadar insanların Bildikleri, dinlerde anlatılan hikayeden ibarettir. Dinlere göre böylesine büyük bir cezanın sebebi; insanların ilahlara karşı “teslimiyet” ve “biat” konusunda yeteri kadar uyulmadığı hususudur. Cehennemin var olup olması önemli değildir, önemli olan
yaratılan sembolik etki gücünün insan zihninde somutlaştırdığı algıdır. Peki insanlar varlığı belirsiz bir mekan karışında bu kadar ilgiliyken, yanı başımızdaki cehennemi neden göremiyorlar?

Oysa bu dünya gerçek anlamda bir cehenneme dönüşmüştür. Zülüm dağları lavlarını adeta dört bir yanda püskürtmektedir. Yanı başımızda harıl harıl yanan bir dünya gerçeği var. İnsanlık bunu görmezlikten gelerek ne kadar tutarlı bir inanaca sahip olabilir ki! Bunun farkında olup ve bunun için mücadele eden binlerce insanın sesi ise adeta duvarlara çarpa çarpa kaybolmaktadır. Tarihin her safhasın da bu durum tekerrür edip gelmiştir. İlk uygarlıklardan, Avrupa karanlık çağına, modern dönemden, günümüze kadar devam etti. Dönem dönem bu duruma değinen, portresini çizenler olmuştur. Bunlardan bir tanesi de Floransalı Dante’dir.

Dünya edebiyatında önemli bir yeri olana İtalyan yazar Dante, “İlahi komedya” adlı eserinde cehennem üzerinde teferruatlı durmuştur. Dante’nin bu eseri yazmasında, yaşadığı dönemin koşullarının büyük etkisi olmuştur. Kendi yazgısı üzerinde, toplumsal çarpıklığı ve sorunsalını irdelemiştir. Şahsına yönelik yaşadığı sorunu toplumun önüne koymayarak, maruz kaldığı haksızlığı toplumun temel problemi olarak görerek ve bunu toplumun geneldurumundan bağımsız ele alınmayacağını göstermiştir.

Dante dönemin İtalyan şehir devletlerindeki siyasi kargaşa ve keyfi uygulamalara karşı göstermiş olduğu tepkiden dolayı sürgüne gitmek zorunda kalır. Bu sürgünlük, “yaşam yolumuzun yarısında” dediği bir dönemde kendi kişisel yazgısı üzerinde toplumsal hesaplaşmaya gitmeye çalışmıştır. Dante’ye göre dönemin etkili olan iki otoritesi; Papa ve Kral görevlerini yerine getirmemiştir. Toplum büyük bir yolsuzluk, sefalet, kötülük ve haksızlıkla can çekişmektedir. Bir sürgün yazarı olan Dante’nin, üç bölümden oluşan “İlahi Komedya” eserinin ana teması bu hususa dayanmaktadır. Kitap, cennet, cehennem ve araf olmak üzere üç bölümden oluşmaşmaktadır. Sırasıyla en dipte cehennemden, cennete doğru bir yol izler. Cehennem, insanın kötülük dönemini temsil eder; Araf, insanın muğlak ruhsal dönemini; Cennet ise insanın çileli ve meşakkatli yolunun sonunda, arınmış ve kendi kimliğini kazanmış bireyi temsil eder. İnsan yaşamının da bu aşamaları takip ettiğini vurgular. Kimisi bu duraklarda kalmayı yeğler, kimisi de aşamaları geçmeyi dener.

Dante, cehennemi açıklarken dini açıklamalardan farklı olarak somut ve toplumsal ölçülere göre 9 katmana ayırmıştır. Bir birinin içine geçmiş silindirler gibi tasvir etmiştir. Silindirin içlerine doğru ilerledikçe cehenemin şiddetinin yoğunlaştığını belirtir. Bu 9 katmanın her biri bireylerin zaaflarından meydana gelmektedir. Örneğin; “sahtekarlık” da bu katmanlardan bir tanesidir. Burada asıl vurgulanan, bireylerin zaaflarından doğan kötülüğün toplumsal yansımasıdır. Birey tek bir otorite veya iktidara karşı değil, kendi mensup olduğu topluma da karşı sorumludur. Bu yüzden eğer ceza gerektiren bir durum varsa o da bireyin, toplum karşındaki tutuma yönelik olması gerekir.

Kuşkusuz günümüzde cehenemin yaratılması sadece belli iktidarların işi değildir. Her bireyin sorumsuz davranış ve eylemlerin toplamıdır. Bu suça bulaşmış, dolayı dolaysız çok büyük kitleler var. Kimisi bilinçli bir tercih ile katılım göstermiştir; kimisi de basiretsiz tutumumdan dolayı bu suçun ortağı olmuştur.

Günümüzde cehenneme odun taşıyanlar;
1-Siyasetçiler; halkın vermiş olduğu temsil hakkını kendi çıkarları için kullananlar. Topluma sürekli bir kaos ve umutsuzluğu aşılayanlar.

2-Dini önderler; insanların inançların istismar ederek, binlerce yıl önceki köhne anlayışları topluma enjekte ederek, gerçeği görmelerini engelleyenler.

3-Sermaye tekelleri; insanların emekleri üzerinden sömürü imparatorlukları kuranlar. İnsanların bütün yaşamını dar geçim kaygısına hapsedenler.

4-Aydınlar; toplumsal aydınlatma görevlerinin yerine getirmeyerek, kendi fil kulelerinde, topluma üsten bakanlar. Ya da iktidarlara angaje olanlar.

5-Sivil toplum kuruluşları; işgal ettikleri koltuk ve kurumları, kendi dar çevre gruplarının çıkarları için kullanmak dışında başka bir şey yapmayanlar.

6-Medya kuruluşları; taraflı, objektif ve özgürlükten yoksun, iktidar ve sermaye gruplarının güdümünde, toplumun bilgi alma hakkını yerine getirmeyenler.

7- Sanatçılar; toplumdan kopuk, kendi egosunu tatmin etme ve bunun üzerinden kendine bir çıkar sağlayanlar. Kendi kişisel kaygılarını ön planda tutup, toplumsal olay ve olgulara karşı duyarsız, toplumu uyuşturan bir konumunda olanlar.

8-Meslek sahipleri; kendi sahip olduğu kişisel yetenek ve kabiliyetini sadece kendi çıkarları için kullanılanlar.

9-Kitleler; Kendi duygu ve düşüncelerine ihanet ederek, bütün geleceklerini bir otoriteye teslim edenler. Yaşadığı hayatın farkına varmadan, kendisine çizilen yaşamın sınırını aşmaya cesaret etmeyenler. İnandığı ve savunduğu değerlerin peşinden gitmeye cesaret etmeyen, sürekli ruhsal hezeyanlar yaşayanlar. Tutarlıktan yoksun, güdülerine teslim olanlar…

Şeklinde liste daha da uzatılabilir.

Bugün Türkiye’de özel olarak yaşanan, Ortadoğu’da genel olan durum tam da tasvir edilen cehennemin yaratılmasında bu saydığımız etmenlerin büyük bir payı vardır. Büyük yıkımlar, büyük alt üstler yaşanıyor. Ama yine her kes kendi acısıyla kalıyor. Ve buna karşı maalesef herkes kör, sağır ve dilsiz olarak üç maymunu oynuyor. Örneğin; Kürtler, Ortadoğu cehenneminde aydınlığa açılacak bir ışık aralamaya çalışıyorlar. Var olan makus talihin yönünü değiştirmeyi hedefliyorlar. Bunun için sırf daha fazla kimseye zarar gelmesin diye bedenlerini ölüme yatırmışlar. Sayıları binleri aşan direnişçi neredeyse 6 aydır bu ızdırabı yaşıyor. Amaç insan onuruna yakışacak bir yaşam istemek, toplumsal adaletsizliği bitirmek, insanlar arasında huzur ve barışı getirmek. Modern zamanlar, yanı başımızda yaşanan cehennemi adeta gözümüze sokmaktadır. Her gün iletişim teknolojileri ve internet vasıtasıyla her anın artık bir kanıtı olmasına rağmen yine bir etki etmiyor. Yerleşim yerlerine inen tonlarca bomba, annelerimizin başına inen coplar, dört
duvar arasında dirhem dirhem eriyen bedenler etki etmiyor. Toplumsal anlamda sosyolojik ve psikolojik bir tahlil gerektirse de, buna sebep olan arkaik söylemlerin de büyük bir etkisi vardır.

Özcesi bu dünyada insanlığın başına gelen felaketlerin büyük çoğunluğunun sebebi; insanların hangi amacın kurbanı edildiğinin bilmemeleridir. Toplumlara bilinmez diyarlarda cennet vaat edenler, öteki toplumlar için yeni cehennemler yaratığını görmek istemiyorlar.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.