DOLAR 6,7226
EURO 7,5158
ALTIN 374,73
BIST 108.097
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 19°C
Gök Gürültülü

İrfan Arslan yazdı: Corona, Eski dünyanın sonu mu?

01.04.2020
A+
A-

İrfan Arslan

21.Yüzyılın bir kaos aralığını temsil edeceği konusunda hemen her kes hemfikirdir. Küresel krizlerin başlaması, toplumsal sıkışmanın yaygınlaşması, doğanın aşırı tahrip edilmesi, eko-sistemin onarılamaz boyutlara ulaşması, değer yargıların evrensel hakikatını yitirmesi, toplumsal adaletsizlik ve sömürünün ayyuka çıktığı bir dönemde; insanlık büyük bir salgın momenti yaşamaktadır.

Bu moment farklı görüşteki birçok düşünce insanına göre; “küresel kriz”, “istisnai hal”, “sosyal izalasyon”, “kaosvari salgınlar”, “komünizme dönüş” ya da “hard-kapitalizm” gibi kavramlarla ifade edilse de, gerçek olan şey, elbirliği ile yaratığımız kötülüğün faturasını acı bir biçimde ödemek zorunda kalacağımız.

İnsanlık, serüvenini yitirmiş olduğu değerlerin vahameti ile yüzleşme anına geldi. Bir avuntu haline gelen, “Her şeye imkan bulduk”, “ilerledik-aydınlandık”, “köhne yargılarımızdan kurtulduk”, “daha özgürüz”, “bireyselliğe övgü” vb şeylerin reel yaşamda hiç de öyle olmadığını gördük. Adeta uzun sürmüş bir rüyadan uyanmışçasına, gerçek kabusumuzla yüzleştik. Bu kabus neredeyse bütün yaşam alışkanlıklarımızı değiştirecektir. En dramatik kısmı ise kaybettiğimiz şeyin ne olduğu konusunda bir zihin berraklığına sahip değiliz. Algılarımızı kirli enformasyon bombardımanından kurtarmadığımız gibi, yönlendirmesine de karşı koyamıyoruz. Bu durum biraz labirente benziyor; ortasında hangi tarafa gideceğimizi kestiremiyoruz.

Kuşkusuz bu doğal bir süreç değil; büyük bir anlam yüklenilen modernliğin yaratmış olduğu, (ilerleme, aydınlanma, şehirleşme, endüstrileşme, refah toplumu, bireysel yaşam, küreselleşme) toplumsal düzenin artık bunalım ve krizleri yönetemeyecek duruma gelmesidir. Nihayet hepimizin aynı gemide olduğu fikrini pratikte yaşamış olduk. Şu anda yaşamış olduğumuz küresel salgın bu durumdan bağımsız değildir. Dünyada bir kaos ve bunalım yaşanıyor.

Böyle durumların iki önemli evresi vardır;

1-Tartışma evresi: Bu dönemin temel karekteri, küresel krizin yaratmış olduğu şok durumununn yoğun hissedildiği andır. İnsanlar bu şok karşısında bir umutla çabalamaya devam eder. İnsanların büyük çoğunluğu bu küresel krizi bilimsellikten uzak, komplo teorileri üzerinde yorumlamaya çalışır. Hatta işin mizahı bile yapılır. Kısmi anlamda toplumsal duyarlılık ve etkileşimin artmasının yanında, bencil ve ayrımcı durumlar da yaşanır. Bu dönemin uzun sürmesi ve stabil kalmaması işin rengini değiştirir. Ve insanlar paniklemeye başlar. Devletler, kurumlar ve otoriteler ciddi önemler almak zorunda kalır. Felaketi en az kayıpla atlatma yolları aranır.

Otoriteler ilk defa topluma karşı sorumluluklarının farkına varır. Bilim ve teknoloji toplumu daha iyi kontrol altında tutmak için tekrar devreye sokulur. Neticede artık herkes sosyal statüsünden bağımısız risk altındadır. İnsanlarda kendini koruma iç güdüsü devreye girmeye başlar. Bu durum toplumsal yaşam için risk çanlarının çalmaya başladığı andır.

2-Teslimiyet evresi: Felaketin artık kontrol dışına çıktığı, içe kapanmanın başladığı, akli melakelerin yerine can havlinin iç güdüleri yönlendirdiği andır. Yıkıcılığın en tepe noktasını ifade eder. İnsan yine eski alışkanlık mekanlarına dönmek ister. Ancak bu mümkün olmadığı gibi aynı zaman da zorlayıcı bir kavşaktır. Aşırı kaygı ve ruhsal gerilim bir paranoya dönüşür. İnsanın fiziksel ve ruhsal anlamda yaralanmasına neden olabilir. Otoritelerin gerçek kimlikleri deşifre olur, maskelerin ardındaki kirli yüzleri açığa çıkar. Toplumu nasıl doğal seleksiyonun insafına terk edildiği görülür. Bilim kurgu filmlerindeki sahneleri aratmayacak durumlarla karşılaşma yüksek bir olasılıktır.

Kuşkusuz insanlık bu iki durumdan da çok uzak değil. Bu insani felaketin nedenleri konusunda aşırı kompolovari ve teolojik nedenselliklere sığınmak yerine, kendi durumumuzu gözden geçirmeyi, toplumsal ilişkilerimizi irdelemeyi, yaşadığımız dünayaya karşı sorumluluklarımız konusunda biraz düşünebiliriz. Devletlerin toplumun gerçek ihtiyacı olan barınma, beslenme, sağlık ve sosyal hakları karşılaması; daha fazla silahlanma, kapital biriktirme ve doğayı talan eden politikalarına karşı daha net bir tutum sergilenebilir. Yaşadığımız her yerde imkanlarımız dahilinde, yardıma muhtaç insanlara el uzatabiliriz. Ayırıca cezaevleri, toplu yaşam alanları, yaşlılar ve bakıma muhtaç durumdaki insanlara karşı daha duyarlı ve alternatif yöntemlerle yardımcı olunabilir.
Ayrıca her şeyden önce aşırılığın nasıl yok edici bir silaha dönüşebileceğini asla unutmamalıyız. Doğaya bırakılan her kimyasal, genetiği ile oynanan her varlık, doğanın bağrında denenen her türlü silah, dünyaya salınan her zararlı gazın birgün bir şekilde yaşama zarar vereceği hesap edilmelidir.

Şunu da eklemeden olmaz; biz görmesek de dünyanın her yerinde canı pahasına bu felaketlere karşı mücadele eden gönüllü insiyatifler ve sağlık emekçileri vardır. Onların bu çabası insan kalmanın en saf ve etik biçimdir. Onların önerilerini dikkate alarak, işlerini kolaylaştırmada yardımca olabileceğimiz gibi, toplumsal dayanışmayı da yaygınlaştırarak devletlerin, iktidarların, şirketlerin insafına kalmadan eşitlikçi bir dünyayı kurmak için yeni bir adım atabiliriz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.