DOLAR 5,7934
EURO 6,5172
ALTIN 253,0
BIST 94.244
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Parçalı Bulutlu

Demokrasi Tahayyülü

06.06.2019
A+
A-

Antik Yunan dönemine dayanan demokrasi kavramı; bir yönetim biçimi olarak gümümüze kadar önemini korumuştur. Tarih boyunca değişen yönetim biçimleri içersinde en fazla geri dönüş yapılan sistemlerden bir tanesidir.

Yunanca’da, “dimos ”( halk, ahali) ile “kratos” (iktidar) kelimlerinden türeyen kavram, halk iktidarı ya da halk yönetimi anlamına gelir.

Yönetim sistemini o güne kadar elinde tutan iktidarlar, bu yeni sistemi, “ayak takımı” yönetimi olarak adlandırmışlardır. Platon ve Aristo gibi Antik Yunan filozofları, toplumun meşru yöneticileri olarak gördükleri “Kral filozofları” alternatifsiz olarak düşündükleri için, benzer bir nitelendirmede bulunmuşlardı.

O tarihten itibaren iktidar tekelleri ile halk kitleleri arasındaki mücadele günümüze kadar devam etmiştir. Toplum, çoğu zaman büyük kıyımlardan geçse de, bu fikirinden caymamıştır. İktidarlar, bu direniş karşısında dönemsel olarak kimi tavizler vermek zorunda kalsalar da, hala halkta demokrasi dediğimiz olgu, gerçek anlamda yaşam haline gelmemiştir.

Tarihte İngiltere Krallığı ile halk arasında 1215’te imzalan, Magna Carta Libertatum (Büyük Özgürlük Fermanı ) örnek gösterilebilir. Yönetime halkı dahil etme hususunda bir adımdır. Aynı şekilde 18. ve 19. yüzyıllarda, “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi” ve “Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” demokrasi yolunda önemli adımlar olmuştur.

Demokrasi kavramı Fransız Devrimi (1789) sonrası, toplumlar için artık vazgeçilemez olmuştur. Ancak demokrasi, Spinoza’nın vurguladığı, “bir karar organının yapısının demokratik olması kadar, hatta ondan da çok, yaptıklarının demokratik olması önemlidir.” gibi bir seyir izlenmediğini biliyoruz.

Kuşkusuz iktidarlar, toplum lehine olan bu ve benzeri gelişmeleri manipüle etmekte mahirdirler. Ancak önemli olan toplumların böyle bir talep ve isteklerinin olmasıdır. Bugün birçok kavram gibi demokrasi kavramının içi de boşaltılmıştır. Buna rağmen demokrasiye inanmak ve bu uğurda mücadele etmek hayati bir önem taşımaktadır.

Kürt halkı günümüzde bu uğurda en fazla bedel ödeyen halklardan bir tanesidir. Ortadoğu gibi siyasal, toplumsal ve kültürel kaosun yaşandığı bir coğrafyada, buna benzer insani evrensel değerleri savunmak, bıçak sırtında siyaset yapmaya benzer. Bu yüzden Ortadoğu bataklığında “küçük demokrasi adaları” kurmaya çalışmak; ölümle dans etmeye benzer. Sarsılmaz bir irade azmi gerektirir.

Modern ulus-devletlerin kurulmasında önemli işlevi olan ABD ile SSCB’nin birbirine yakın bir perspektife sahip olduğunu biliyoruz. Kürtlerin, gerek ABD’nin “Wilson İlkeleri” nde olsun; gerekse Lenin’in, “Halkların Kaderini Tayin Hakkı” ilkesinde olsun bu hakların dışında tutulduğu bilinmektedir. Kürtler daha buna bezer onlarca kez yüz üstü bırakılıp, ihanete uğradılar.

Türkiye’de son 40 yıldır devam eden Kürt Özgürlük Mücadelesinin en büyük hedeflerinin başında; özgürlük ve demokrasi gelmektedir. Bu iki kavramı birbirinden bağımsız düşünmek neredeyse imkansızdır. Özgürlüğün olmadığı bir toplumda, nasıl demokrasi işlemezse; demokrasisiz bir özgürlükten de bahsedemeyiz. Bu kavramların “birbirine tercih edelim” gibi bir söylem gerçekçi değildir. Her iki kavramın paralel yürümesi elzemdir.

İnsanların çoğunda, “önce özgürleşelim sonra, demokrasiyi işletiriz” düşüncesi hakimdir. Ancak biraz derinlemesine irdelediğimizde bunun faydasız bir uğraştan başka bir şey olmadığı görülecektir. Örneğin; Kürt halkının sosyolojik yapısına baktığımızda, çok geniş bir coğrafyada birçok farklı kültür, inanç, topluluk ve dil diyalektiğine sahip olduğu görülecektir. Tarihsel gerekçelerden dolayı bu farklılıklar arasında hala önemli uyuşmazlılıklar söz konusudur. Bunların tekrar bir araya getirilmesi, demokrasi ve eşitlik ilkesinin işletilmesi ile ancak mümkün olacaktır. Toplumda gelişecek bir “demokrasi sözleşmesi” ya da “demokratik birliktelik” önemli bir etki yapacaktır. Bu mantıkla yaklaşılmadığı sürece ortak bir yaşam inşa etmek zor olacaktır. Aynı zamanda toplumda sürekli bir karışıklık ve anlaşılmazlık için zemin sunmuş oluruz.

Bugün Kürt Özgürlük Hareketi’nin ısrarla bu hususlara dikkat çektiğini görmekteyiz. Örneğin, son yerel seçimlerde Kürtlerin tutumu çok tartışıldı. Taraflı-tarafsız tartışmaların büyük çoğunluğu salt dönemsel bir taktik üzerinde duruldu. Türkiye’de son yerel seçimlerdeki mevcut durum belediyelerin koltuk mücadelesi olarak değerlendirildi. Halbuki Türkiye’de kurumsal hale gelen faşizan bloka karşı, bir halk bloku olma amacı taşıyordu. Stratejik, uzun soluklu bir mücadele için somut bir başarı örneğiydi. Ki kısa sürede faşizan bloku nasıl sarstığını herkes gördü.

Tarihte meydana gelen olay ve olgulardan çıkaracak en önemli dersler vardır. Bununla birlikte, sadece Kürtleri kapsayacak bir “demokrasi adasının” kendi başına yaşam bulması zordur. Bunun gerek sömürgeci devletler nezdinde, gerekse Ortadoğu genelinde imkansız olduğu görülecektir. Bu bağlamda bir, “demokrasi bloğuna” ihtiyaç vardır. Bunun da bütün Kürdistanı ve Ortadoğu’yu kapsayacak bir çepere sahip olması gerekir. Her ne kadar bu zord olsa da bu fikirden caymamak gerekir.

Kürtlerin karşısında hiçbir hukuk ve kaide tanımayan hoyrat faşizan devletler olduğu tartışmasızdır. Bu otoriter ve faşizan devletlerin kendileri dışındaki her türlü kültür, inanç ve etnik kimliklerin varlığına tahammülleri yoktur. Bu yüzden bunlardan bir beklenti içerisine girmek gerçekçi olmayacaktır.

Demokrasi, kültürel bir olgudur. Zamanla olgunlaşır. Bunun ilk evresi düşünce ve zihniyette başlar. Devamında gündelik yaşamda nüvelerini verir. Kökleşip serpilebilmesi için kararlı, tutarlı ve ilkeli bir süreç gerektirir.

Özcesi demokrasi bir zihniyet ve yaşam biçimdir. Günümüzde sıkça dile pelesenk edilmiş içi boş bir kavramdan daha fazlasını ifade ettiğini biliyoruz. Demokrat olmak ya da demokrasiye inanmak, özgür bir birey olmayı gerektirir. Toplum için ise eşit bir toplumsalığa sahip olmak gerekir. Bu aynı zamanda evrendeki her varlık ile kurduğumuz eşit ilişkiye dayanır. Kısacası doğadaki bütün canlı ve cansız varlıkları kapsıyor. Bu ilişkinin ölçüsü; eşit, adil, ahlaki ve evrensel ilkelerin içselleştirmesinden geçer. Bunu ihlal etmek, toplumsal kaos ve çatışmalara davetiye çıkarmaktır…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.