DOLAR 5,7180
EURO 6,3419
ALTIN 276,2
BIST 95.522
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 29°C
Gök Gürültülü

Sınırdaki Tahterevalli

13.08.2019
A+
A-

“Bütün düzen bir tahterevalli aslında.
İki ucu birbirine bağımlı.
Yukardakiler durabiliyorlar orada,
Sırf ötekiler durduğundan aşağıda”
Bertolt Brecht

Bir grup aktivistin, ABD’nin Meksika sınırına mültecilerin geçişini engellemek amacıyla inşa etmiş olduğu sınır duvarına, kurduğu tahterevalli ile iki yakadaki çocuklara bir anlık da olsa yaşatmış oldukları mutluluk, sosyal medyada geniş bir yankı yarattı. Bir insanlık dramını bir anlığına bile olsa güzelliğe çevirme duygusu kulağa hoş gelebilir ama geriye kalan zamanlardaki trajedileri ne yapacağız?

Sınır uygulamaları gittikçe büyük bir sorun haline geldi. Özellikle mültecilerin geçişlerini engellemek amacıyla katı sınır politikaları yürülükte. İnsanların savaştan, açlıktan ve kaostan kaçış umutları yarı yolda son buluyor. Haber bültenlerinde kıyıya vuran insanların cansız beden haberleri hiç eksilmiyor. Bu trajediler adeta normalleşti. Peki bunu normalleştiren nedir? Duyarsızlaşan vicdanımız, etik değerlerimiz mi yoksa devletlerin yapmış olduğu her şeyi meşru gören zihniyeti mi? Bu soru kendi içinde bir paradoksu barındırıyor. İnsanların maddi ve manevi yönden devleti beslediği gibi, devletler de insanı zihinsel anlamda dönüştürür.

İnsanlık tarihi boyunca ulus-devletler kadar sınırların kutsandığı; yasa, kanun ve kurallarla meşru hale geldiği başka bir dönem olmamıştır. Çağdaş devlet yönetimleri bir kara parçasının etrafına çektikleri sınırlarla birlikte, o kara parçasıyla ilgili her türlü tasarruf yetkisini de ellerine almışlardır. Ancak toprakları adeta cetvellerle çizilmiş halklar, bu haktan mahrum oldukları gibi her türlü yaptırıma da maruz kalmalarına neden olmuştur. Özelikle devletsiz halklar için bir anlamda “yersiz-yurtsuz” gibi anlamsız bir statü ortaya çıkarmıştır.

Kürdistan coğrafyası bu durum için somut bir örnektir. Birinci dünya savaşı öncesi iki parça olan Kürdistan toprakları, savaş sonrası galip ile mağlup devletler arasında imzalan Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923) ile birlikte dört parçaya bölündü. Adeta cetvellerle çizilen yeni sınırlar ile birlikte yüzlerce yıllık aile, akraba ve aşiretlerin arasına tonlarca mayın döşendi. Sınır boyları boyunca yüzlerce karakol inşa edildi, dikenli teller çekildi. En sonunda olmadı duvarlar örüldü. Kürtlerin üzerinde binlerce yıldır yaşadıkları topraklar bölük pörçük edildi.

Ancak bu fiziki engellere rağmen halk bağlarını koparmadı, baş eğmedi. Kürtler için sınır bir “xet”ten ibrarettir. “Xet” çizgi anlamına geliyor. İnsanlar toplumsal, sosyal, kültürel ve iktisadi bağlarını koparmadılar.

Egemen, bölgesel devletler sömürge haline getirdikleri Kürdistan topraklarını, yeraltı-yerüstü doğal kaynaklarını kendi siyasi, askeri amaçları için hoyratça kullanırken; halkı da açlık, sefalet ve yoksullukla terbiye ettiler. Bu devletlerin stratejik planlarıydı. Bu yüzden insanların geçimini sağlamak için yüzlerce yılldır devam ettikleri sınır ticaretini, “kaçakçılık” ile suçlayarak, hedef haline getirildiler. Sınır boylarında yaşayan insanlar, kar kış demeden çektikleri eziyet yetmiyormuş gibi bir de canlarından oluyor. Hayır Kürtler kaçakçı değiller, kendi öz anavatanlarından rızaları olmadan çizilen sınırları kabul etmeyerek, mecburi yaşamlarını idame etmeye çalışıyor. En son 14 yaşında Vedat Ekinci adlı bir çocuk, Türk askerleri tarafından hedef gözetilerek katledildi. Türk devlet yöneticileri bu durumu; “uyarı ateşi”, “seken kurşun” “coğrafya kaderdir” “kaçakçılık”gibi kavramlarla ört bas ettiler.

İnsanların maruz kaldığı şey, egemen devletler tarafından bilinçli olarak yaşam ve ölüm arasına kurulan bir tahterevallidir. Bertolt Brecht’in dediği gibi, “İktidarın yukarıda kalabilmesi için, insanların hep aşağıda kalması gerekir.” Bu iktidar biçimi egemen- sömürge hukukuna göre işlenen bir sistemdir.

Türk devleti bugüne kadar sınır boylarında yapmış oldukları katliamlar az gelmiş olacak ki, “barış koridoru” dedikleri, aslında “savaş koridoru” adı altında yeni bir işgal hareketi hazırlığını yapıyor. Uluslararası büyük devletlerden icazet bekliyor, gerekirse büyük tavizler karşılığında harekete geçecekler. Maksat Kürtlerin Suriye’de kurmuş oldukları sistemi dağıtmak, Kürtlerin kendi ana topraklarında kendi tasarruf yetkisini kullanmasını engellemek, ve böylece utanç sınırlarını kalıcı hale getirmektir. Bunu yapan sözüm ona kürtlerin bin yıllık “kardeşleri” olan Türklerdir.

Sömürgecilerin koymuş oldukları yasaları, sınırları, kuralları tanımamak en büyük haktır. Bu uğurda politik mücadele etmek, bu rezilliği teşhir etmek, bu insanlık suçunu deşifre etmek en büyük amacımız olmalıdır. Bunun için bir anlığına sınır duvarlarına kurulacak tahterevallileri kabul etmiyoruz. Binlerce yıl geçse de içimiz pasaporta, sınırlara ısınmayacaktır.

Yüzlerce yılldır sınır boylarında ölüyoruz; sömürgecilerin, egemenlerin çapraz ateşinden kurtulmak en büyük hedefimiz olmalıdır.

Bu durum karşında her ne gerekçe olursa olsun “ama”larla geçiştirenler, en az bu işin failleri kadar suçludur. Bu zihniyete sahip kim olursa olsun dostumuz değildir. Sosyalist, demokrat veya hümanist olmanın bir ölçüsü vardır. Bu büyük iddaaların ağır sorumlulukları vardır. Kürtlerin artık kendilerini birilerine anlatma derdinden kurtulmaları gerekir. Bu yüzden Kürtlerin kimseye diyet borcu da yok. Kürtlerin Ortadoğu’daki bütün halklardan alacağı vardır. Eğer kendi topraklarımızda birileri sınırlar koyup sonra bizi katlediyorlarsa, bizim de her türlü meşru müdafaa hakkımız vardır. Bugün sınır politikalarının karanlık çağalardaki insanlık onurunu rencide eden uygulamalardan farkı yoktur; cadı avları, köle ticaretleri, gladyatör savaşları, faşizm kamplarının modern biçimleridir. Acı da olsa hakikat budur. Özgür halklar için sınırsız bir dünya umuduyla…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.