DOLAR 5,6851
EURO 6,2939
ALTIN 272,1
BIST 103.072
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Sağanak Yağışlı

‘İslam’da kadının toplumsal şahitliği ve eşitlik’ tartışıldı

20.05.2019
A+
A-
DİYARBAKIR – “İslam’da kadının toplumsal şahitliği ve eşitlik” başlıklı panelde konuşan  HDP Erzurum eski Milletvekili Seher Akçınar, açlık grevi ve ölüm orucundaki tutuklu annelerinin eylemleriyle “toplumsal şahitlik” yaptığını ifade etti. Akçınar, “Beyaz tülbentli annelerimiz maalesef şu an zulüm altındadır” dedi. 
 
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB), Ramazan ayı etkinlikleri kapsamında “İslam’da kadının toplumsal şahitliği ve eşitlik” başlıklı bir panel düzenledi. Belediyenin Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen, moderatörlüğünü DİK üyesi Ronahi Çelik’in yaptığı panelin konuşmacıları ise Halkların Demokratik Partisi (HDP) Erzurum eski Milletvekili Seher Akçınar ve AKP’nin kurucularından Fatma Bostan Ünsal oldu.
 
Çok sayıda kişinin takip ettiği panelin açılış konuşmasın yapan Robahi Çelik, DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevleri üzerinde durdu. Çelik, açlık grevi eylemcilerinin sesi olmak için daha duyarlı olunması gerektiğini ifade etti. 
 
Seher Akçınar ise, “Hakikat ve otorite arasında kadın” başlığı altında yaptığı sunumunda dindar kadınların her dinde olduğunu ve yaşamlarını da buna göre şekillendirdiğini belirterek, “Dindar kadın dediğimiz olgu sadece Müslümanlara has olan bir şey değildir” dedi. 
 
Türkiye’de uzun yıllar başörtüsünün yasaklı olduğunu kaydeden Akçınar, “Türkiye’de her zaman maalesef bir korku kültürü üretiliyor. Bu korku, din, mezhepsel ve kimlik olarak sistem tarafından enjekte edilmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı. 
 
‘KAMUSAL ALAN EŞİTTİR CAMİ’
 
Başörtüsü yasağının dindar kadının kendisini ifade etmesi açısından önemli olduğuna değinen Akçınar, “Dindar kadın, sürekli ev içerisinde yer alan ve kamusal alanda ifade edemeyen pozisyonunda maalesef. Kamusal alan dediğimiz alan camilerdir. Kamusal alan eşittir camidir. Kadının, sosyal yaşam içerisinde kendisini ifade etmesidir cami. Kadının toplumsal alana dair sözünü söylemesi önündeki en temel engel, dindar kadınlar açısından baktığımızda başörtüsü yasaklardır” dedi. 
Yine Anadolu’dan gelen kadınların zor şartlarda okumasına rağmen başörtüsü yasağı ile tekrardan evlerine gönderildiğine dikkat çeken Akçınar’a göre,  evlerine gönderilmelerinden kaynaklı yine kamusal alanda söz sahibi olamadılar.
 
‘HALK SOKAĞI YÖNETİRSE ÖZGÜRDÜR’
 
Başörtüsü yasağının olduğu dönemlerde, özellikle Refah Partisi döneminde aktif olarak siyasete katıldıklarını söyleyen Akçınar, ancak kadınların bu dönemde de tam olarak kamusal şahitliğini yapamadığını dile getirdi. İktidarların her zaman kendi iktidarlıklarını korumak için sokaklara, camilere ve kamusal alanlara müdahale ettiğini vurgulayan Akçınar, şunları söyledi: “İslam ile yönetilen ülkelerde camilerde kadınlara pek fazla yer alınmasına izin verilmez. Çünkü, camiler kamusal alanı inşa eden bir alandır. Neden, modern ülkelerde kamusal alanlarda kadınların şahitliklerini yerine getirilmesine izi vermezler? Örneğin, başörtülü kadının kamusal alanda çalışması yasaklanır. Neden, Barış Anneleri ya da şu anda açlık grevi neticesinde çocuklarının şahitliğini yapmak isteyen anneler, sokakta eylemlerini gerçekleştirdiğinde yasaklanmak ister? Çünkü iktidar diyor ki; sokağın sahibi benim. Sokağın sahibi ne zaman halk ve kitleler olursa, o zaman o ülke sokak tarafından yönetilir. Ama sokakta özgürlük yoksa, hiçbir zaman o ülke sokaktaki insanlar tarafından yönetilmiyordur ve özgürlük yoktur. Tıpkı, bugün olduğu gibi.” 
 
TOPLUMSAL ŞAHİTLİĞİ YAPAN BEYAZ TÜLBENTLİLERE ZULÜM YAPILIYOR
 
Seher Akşınar, dindar kadınların özellikle başörtüsü yasağı kalktıktan sonra kamusal alana katıldığını, ancak bazı erkeklerin kadına ‘örtü sana farz kılınmış, evinde oturacaksın’ dayatmasında bulunduğunu belirtti. 
 
“Halbuki örtü, kadının kamusal alanda var olmasının garantisidir” diyen Akçınar, başörtüsü yasağının bugün olmadığını, ancak olmayacak anlamına da gelmediğini belirtti. Akçınar, yine Türkiye gibi özgürleşmemiş ülkelerde, farklı başlıklarda sıkıntılar yaşanabildiğini de ekledi.
 
Beyaz tülbentli annelerin bugün toplumsal şahitlik yaptığını vurgulayan Akçınar, bu konuda şunları dile getirdi: “1 Mayıs’ta anneler beyaz tülbentleriyle miting alanına girdi. Fakat tülbent sembol olarak görüldü ve izin verilmedi. Şu anda zindanlarda açlık grevlerindekilerin anneleri, taleplerinin karşılanması için sessizce oturma eylemi yapmak istiyorlar. Ama anneler, Koşuyolu Parkı’na alınmıyor. Kaldırımda oturtuluyor ve oruçlu oldukları halde araçlardan sürekli sıcak bir şekilde hava püskürtülerek resmen işkence yapılıyor. Dindarlık, kadının toplumsal şahitliğidir. Mevcut siyasal iktidar kendisini İslamcı bir yerde görüyor ya, onlar için bunlar çok önemli değerlerdir. Kadını tanımladıklarında ‘kadın anadır’ sloganı üzerinden gidiyorlar. Cennetin ayakları altında olarak tabir ettiğiniz beyaz tülbentli annelerimiz maalesef şu an zulüm altındadır. Eylemlerini gerçekleştiremiyor. Bir dönem başörtüsü yasağı vesilesiyle iktidara gelen İslamcı aklın, geldiği yerde çürüdüğünün resmidir. Demek ki bir dönem mazlum olan kitleler aslında iktidara geldikleri zaman bir zulüm icra edebiliyor. Zihniyet özgürleşmediği sürece iktidara kim geçerse geçsin, iktidar kendi ötekisini bir şekilde oluşturur.”
 
‘SİYASAL İKTİDAR DEĞERLERİN VE DİNİN İÇİNİ BOŞALTTI’
 
Roboskili annelerin de benzer şekilde toplumsal şahitlik yaptığını kaydeden Akçınar, “Onlara da müdahale edildi. Dini bir tarafa bırakıyorum; gelenek ve kültürümüzde annelerin kolunu tutarak, yerlerde sürükleme anlayışı yok. Mevcut siyasal iktidar, değerlerin ve dinin içini boşalttı” dedi. 
Yaşanan çatışmalardan kaynaklı Cizre ve Sur’un boşaltıldığına işaret eden Akçınar, Sur’a ilişkin 100 anneyle bir çalışma yürüttüğünü ve onlara ‘Diclekent veya 75 Yol’da bir ev verilirse orada yaşamayı mı tercih edersiniz, yoksa Sur’un tekrardan açılarak oraya gitmek mi?’ diye sorduklarını, tümünün samimiyetle ‘Ben kapımın önündeki sohbeti 75’teki kırk villaya değişmem’ yanıtı verdiğini paylaştı. 
 
‘DİNİ ARAÇSALLAŞTIRDILAR’
 
Akçınar, geçmiş dönemlerde kılınan Sivil Cuma namazlarına da değindi. Bu namazlarda bir çok kadının namaz kılarak toplumsal şahitlik yaptığını dişle getiren Akçınar, mevcut siyasi iktidarının kurucularının da bir dönem Sivil Cuma namazı kıldığını ifade etti. Akçınar, “Kürtler kılınca Sivil Cuma namazları da öteki ve sözde oldu. Bir dönem AKP ve Refah Partisi içerisinde aktif olarak başörtülü bir şekilde siyasete katılanlar alkışlanırken, HDP’nin ya da başka muhalif siyasi parti içerisinde başörtülü siyaset yapan kadınlar, alanlarda yuhalatıldı. Kendilerine ait olan bir alan olduğunda alkışlanan, kendileri dışında olan bir alan olduğunda ise ötekileştiriliyor. Yani iktidar tarafından din araçsallaştırılıyor ve kendilerine göre kullanılıyor” dedi. 
 
Akçınar, Kürdistan’da her anlamda iktidar eliyle caminin, sokağın ve kamusal alanın dindarların elinden alındığını gördüklerini belirterek, “Dindar kadınların her dönemde ellerinden gelince bulundukları alanda kendi şahitliklerini, bulundukları alanlarda yapmaları gerekliliğine inanıyorum” diye belirtti. 
 
‘ŞAHİTLİKTEN VAZGEÇERSEK TÜM TOPLUM ZARAR GÖRÜR’
 
Fatma Bostan Ünsal ise, “İslam’da kadının toplumsal şahitliği” başlığı altında sunum yaptı. Kimi ayetlerden örnekler vererek, Kuran’da “Ey inananlar, ana ve babanızın aleyhine bile olsa şahitlik yapın ve adaleti titizlikle ayakta tutun” denildiğini belirten Ünsal, ancak Türkiye’de internette ‘şahitlik’ kelimesi arayanların karşısına ‘yalancı şahit’ çıktığını dile getşrerek, şahitlik kelimesinin Türkiye’de çok dar kaldığını kaydetti. 
 
Hem adaletin hem de adaletsizliğin ilk başladığı yerin ev ortamı olduğunu vurgulayan Ünsal, “Adaletsizlik, ilk önce evde kız çocuklarına yapılıyor. Erkek çocuk ile kız çocuğu eşit tutulmuyor. Bu da toplumsal düzeni çok ciddi anlamda bozuyor” dedi. Adaletin yalnız ev ile sınırlı olmadığını da söyleyen Ünsal, “Kadınların her alanda toplumsal şahitlik yapması gerekir. Peygamberimiz döneminde kadınların camiye gelmesi için teşvik edilirken, bugün ise tam tersi yaşanıyor” diye konuştu. 
 
Zengin ve fakir bakılmaksızın şahitlik yapılması gerektiğini belirten Ünsal, “Şahitlik, lafı eğip bükmeden doğruları söylemektir. Kadınlar, hayatın içerisinde olmadığı zaman büyük adaletsizlikler ortaya çıkar. Şahitlik etmekten çoğu insan kaçma eğilimindedir. Şahitlikten vazgeçersek tüm toplum zarar görür” dedi. 
 
 

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.