DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 7°C
Parçalı Bulutlu

Kadınlar sığınmaevini anlattı: Mağduriyetimizi sömürüyorlardı

14.01.2021
A+
A-

MALATYA – Eşleri ve ailelerinden gördükleri şiddetten kaçarak Malatya Kadın Konukevi’ne yerleşen kadınlar, polis yerine temizlik görevlileri eşliğinde adliyeye götürüldüklerini belirterek, “Sığıntı bile değildik. Mağduriyetimizi sömürüyorlardı” dedi.

Kadınları maruz bırakıldıkları şiddete razı eden, eve döndürmeyi hedefleyen ataerkil bakış, devlette ait sığınmaevlerinde de itinayla uygulanıyor. Malatya’da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Şiddet İzleme ve Önleme Merkezi’ne (ŞÖNİM) bağlı bir kadın sığınmaevinden ayrılan iki kadın, maruz bırakıldıkları uygulamaları anlattı. 
 
MANTIK: KOCAYA DÖN 
 
Güvenlik nedeniyle ismini vermediğimiz M.A., kurtuluş olarak Konukevi’ne yerleşen binlerce kadından sadece biri. Erkek şiddetinden kaçarak geldiği kurumda ise eril sistemin başka bir yüzüne tanıklık eden M.A., maruz kaldıklarını “insanlık dışı” olarak nitelendirdi. Burada suçlu muamelesi gören M.A., “En iyi yer kocanın yanıdır” mantığının hakim olduğunu söyledi. Destek için gittiği kurumda kendini oldukça değersiz hissettiğini belirten M.A., “Yaşadığım acılar bir yana kurumda gördüklerimin insani değerlerle karşılaştırılacak hiçbir yanı yoktu. Çok kötüydü. Hiçbir talebimiz karşılanmıyordu. Orada kendimizi rahat hissettirecek bir şey yoktu. Sürekli bizi gönderme çabasındaydılar. Aynı zamanda danışmanımız olan sosyal güvenlik uzmanı bana ‘Ne yapacaksın? Nereye gideceksin? Planın nedir?’ gibi sorular soruyordu. Onlara ‘kendimizi bir sığıntı gibi hissediyoruz’ dedim. Onlarda ‘hayır öyle değil siz devletin malından yararlanıyorsunuz’ diyorlardı. Sanki kişilerin şahsi malından yiyormuşuz gibi davranıyorlardı. Hep bunu hissediyorduk. Sürekli ‘Neden gitmiyorsun? Neden karar vermiyorsun’ sorularını soruyorlardı” dedi.   
 
CEZAEVİ KOŞULLARI 
 
Kurumda kalan çocukların top ve oyuncak taleplerinin ise günlerce karşılanmadığını ifade eden M.A., “Düşünün sadece çocukların oynayabileceği bir top. Oraya gelen insanlar zaten kaostan çıkmışlar. Kimisi çocuklarının oyuncaklarını kimisi de kimliğini dahi almadan gelmişler. 3 çocuklu bir anne vardı. O çocukları ağlardı. Günlerce bir tane oyuncak verilmedi. Kimse hangi koşullarda yaşadığımızı görmek istemiyordu. Yaşadığımız koşullar insani değildi. Çay bardağı bulamıyorduk. Çayı kepçeyle alıyorduk. Yemekler soğuk geliyordu. Devlete sığınıyorsun ama bu durumu yaşıyorsun. Kesinlikle hapishane boyutundaydı. Keyfi olarak ‘bahçeye çıkamazsın’ deniliyordu, iki saatlik bahçe iznine rağmen. Herkes bir birini kolluyordu. Çocuğumu bahçeye çıkaramıyordum” diye anlattı. 
 
KONUK EVİ Mİ?
 
Eşinden gördüğü şiddet nedeniyle can güvenliği olmadığı için Konukevi’ne yerleşmek zorunda kalan N.A. da, kişisel ihtiyaçlarının karşılanmadığını vurguladı. 14 gün karantinada kalan N.A., yıkanması için şampuan verilmediği gibi karantina odasının da hijyenik olmadığını, temizliği kendilerinin yaptığını ve odadaki lavabonun 10 gün süreyle tıkalı kaldığını söyledi. 
 
ÇORBA KASELERİNDE ÇAY 
 
14 günlük karantina süresi boyunca kurumdan sorumlu yetkilileri görmediğini kaydeden N.A., yetkili olarak sadece güvenlik, temizlik görevlileri ve bir hemşireyle muhatap olduğunu dile getirdi. N.A., karantina sürecine ilişkin ise şunları aktardı: “Bardak yoktu. Çorba kâselerinde çay içmek zorunda kalıyorduk. Sadece sabah çay veriliyordu. Akşam ya da öğlen çay içmek istediğimizde verilmiyordu. Kendi aramızda para toplayıp çay satın alabiliyorduk. Pet bardak veriyorlardı. ‘Bu bardağı çay için tekrar yıkayın ve kullanın’ diyorlardı. Bir insan o bardağı kaç kez kullanabilir ki? Bir hafta boyunca çay verilmedi. Kahvaltımızı su ile yapıyorduk. Yemek ve kahvaltı eksik geliyordu. Yemekleri bodrum katta bir masanın üzerine bırakıyorlardı. Kediler mutfağa ve odalarımıza kadar geliyorlardı. Bunlar sadece 14 günlük karantina sürecinde yaşadıklarımız. Çok sorumsuzdular.” 
 
GÜVENLİK İÇİN TEMİZLİK GÖREVLİSİ 
 
Karantina bittikten sonra kendisi için ayırılan odaya geçtiğini söyleyen N.A., yaşadığı sorunların burada da devam ettiğini belirterek şöyle devam etti: “Daha önce odada kalanların çarşaflarını bana toplattırdılar. Oranın bir çalışanıymışım gibi davranıyorlardı. ‘Çarşafları getir yıka kurut’ diyorlardı. Çalışanmışım gibi bu işleri bana yaptırıyorlardı. Temizlik görevlisi elime deterjan verip ‘banyoyu yıka gelip banyo yapacağım’ diyordu. Bunu yaptırmaması gerekiyordu. Bir şey de diyemiyordum. Çünkü gidecek yerim yoktu. Sonuçta onlara muhtaçtım. Yapmazsam bana kötü davranırlar diyordum. Yani mecbur bırakılıyorduk. Can güvenliğimiz olmadığı için polis eşliğinde adliyeye gitmek zorundaydık. Ama polis çağırmıyorlardı. ‘Can güvenliğimiz’ yok dediğimizde, ‘adliyede zaten polis var’ diyorlardı. Temizlik görevlileri eşliğinde adliyeye gidiyorduk.”
 
KARANTİNA BİNASI TEMİZLETİLDİ
 
Bir keresinde güvenlik görevlisi tarafından çağırılarak karantina odasının temizlenmesi emri verildiğini belirten N.A., “Kurallarda kaldığımız odayı, yatağı temizlememiz yazıyordu. Ama karantina binasını da biz temizliyorduk. Oradaki kadınların mağduriyetinden faydalanıyorlar. Kendilerine ait işleri bize yaptırıyorlardı. ‘Burası geçiş bölgesi seni göndereceğiz’ diyorlardı. ‘Başka yere nasıl gideyim. Burada bana bir iş bulun sizden başka bir şey istemiyorum’ dedim. Kaldığım süre boyunca İş Kur kaydımı yapmadılar” diye belirtti. 
 
ŞİDDET ORTAMINA GÖNDERME ISRARI 
 
N.A., kurumda karşılaştığı bir diyaloğu ise şöyle anlattı: “Bir kadın vardı çok şiddet görmüştü. Yanımda kadına ‘Sanki hala kocanı seviyorsun. Sanki dönmek istiyorsun’ diyordular. Şiddet görmüş bir kadına bu söylenir mi? Yine seslerini yükseltiyorlardı. Bağırıyorlardı. Zaten psikolojimiz iyi değildi. Bide bunlarla karşılaşıyorduk.”
 
‘SIĞINTI BİLE DEĞİLDİK’ 
 
Kaldıkları yerde her hangi bir psikolojik destek görmediklerini kaydeden N.A., “Sosyal hizmet uzmanı yanına çağırıyordu. Bana ‘Ne yaşadın? Niye buraya geldin? Ne yapmayı düşünüyorsun? Seni buradan gönderelim. Burada seni bulurlar. Burada olursan biz sana bir şey yapamayız’ diyordu. Sonrasında ‘Ne karar verdin, gidiyor musun?’ deniliyordu. Sürekli çıkmamız empoze ediliyordu. Kesinlikle bir yardım veya insancıl bir şey yoktu. Sığıntı bile değildik orada. Kendi işleri için bizi kullanıyorlardı. Mağduriyetimizi sömürüyorlardı” dedi. 
 
SORULAR YANITSIZ BIRAKILDI 
 
Söz konusu iddialara ilişkin aradığımız kadın sığınmaevi yetkilisi ise, “Telefonda bilgi vermiyoruz” demekle yetindi. 
 
MA / Barış Polat

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.