DOLAR 6,9750
EURO 8,2254
ALTIN 443,19
BIST 9,1466
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Az Bulutlu

Kandil’e operasyon mu ‘Reis’in son hamlesi mi?

10.06.2018
A+
A-

24 Haziran seçimlerine sayılı günler kala kaybettiği prestiji toparlama peşine düşen AKP-MHP bloku milliyetçi oyları ipotek altına alabilmek amacıyla “Kandil operasyonu” sinyallerini veriyor. Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, 4 Haziran’daki Bakanlar Kurulu sonrası “Her an her şey olabilir” derken, geçtiğimiz son 3 yılın Mart aylarında bir daha kimsenin PKK’nin adını anamayacağını savunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da, Kandil için “Uzak hedef değil” diye verdi mesajı. Hemen ardından ise, Trabzon’da “Ben hepsinin paşasıyım” diyerek, Başkomutan edası ile Zonguldak’tan seslenen Erdoğan “Afrin’de zaferi yakaladık. Sıra Kandil’de Sincar’da” sözleri ile “Kandil operasyonu propagandasını sürdürdü.

15 Temmuz darbe girişimi, OHAL, KHK’lerin ardından başta milliyetçi dalgayı besleyen Afrin saldırısının havası ekonomik kriz içinde sönmüş olacak ki; AKP yıllardır MHP’nin istediği “Kandil operasyonuna” fit olmuş. Elindeki medya gücüne rağmen Kandil sonuç verir mi bilinmez ama bu güne kadar ki operasyonlara bakılacak olursa sonuç hüsran. PKK genişledikçe genişledi. Artık Kandil’de olup olmadıkları bile neredeyse şüpheli (Gazetecilerin ve stratejistlerin genel değerlendirmesi) bir durumda. Peki, Kandil’e operasyon yeni mi? Tabi ki değil. Bu güne kadar yapılan sınır ötesi operasyonlara hep birlikte bir göz atalım;

İlk sınırötesi operasyon, 25 Mayıs 1983’te yapıldı. 7 binden fazla askerin katıldığı operasyonda Baas rejimi ile anlaşıldı. Sınırın beş kilometre ötesindeki PKK kampları ve peşmerge mevzileri hedef alındı. Ekim 1984’te ikinci sınırlı bir operasyon ile PKK hedef alındı. Sonraki operasyon Ağustos 1986’da KDP’nin de hedef alındığı operasyon olurken, Mart 1987’de havadan PKK kampları bombalandı. 1988-1991arasında Irak’tan izin cıkmayınca operasyonlar durdu.

Ekim 1991’de yeniden girişilen operasyona 5 bin asker yanı sıra korucular da katılırken adına da şaşaalı bir şekilde ‘Süpürme Operasyonu’ denildi. Mayıs 1992’de operasyonun adı bu defa ‘Süpürme’ yetmemiş ki ‘Kazıma Harekatı’ oldu.

1986 yılına kadar KDP hedeflerini de vuran Türkiye, Ağustos 92’den itibaren KDP’yi de yanına alarak operasyonlara girişti. Ağustos 92’de PKK’nin Alan Karakol saldırısı sonrası binlerce askerle başlayan operasyon Eylül ve Ekim aylari boyunca 20 binden fazla asker ve korucu ile KDP’nin de desteği ile sürdürüldü. 25 Ekim 1992’de PKK’nin tarihe geçen komutanlarından Gülnaz Karataş (Beritan) eylemi ile hayatına son verirken, korucu ve peşmergeler üzerinde bıraktığı etki ile tarihe adını yazdırır.

Kasım-Aralık 1993’te süren operasyonlar, 94’te Ocak, Mayıs, Temmuz ve Ağustos aylarında pes peşe devam etti. 95 Mart ayının 21’inde adına ‘Çelik’ denen ve 35 bin askerin katıldığı operasyon KDP’nin öncülüğünde 2 Mayısta kadar sürdü. Türkiye’nin en kapsamlı operasyonlarından biri olan ‘Çelik Harekatı’nda 200 Güney Kürdistanlı sivil yaşamını yitirdi; 15 bini aşkın sivil köylerinden oldu. 95 yılının Temmuz ayında da operasyonlar havadan ve karadan devam etti.

Mart 1996’da ‘Atmaca Harekatı’ ile Haziran’da ‘Tokat Operasyonu’, Temmuz’da 2 ayrı hava Harekatı, Ekim ve Aralık’ta kara ve hava operasyonları ile PKK kampları vuruldu.

1997 yılının Mayıs ayında operasyona katılan asker sayısı 50 bine çıkarken operasyona da ‘Balyoz Harekatı’ denildi. Süpürme, Kazıma, Çelik, Atmaca, Tokat derken Balyoz çok daha havalı bir isimdi. Ancak bu operasyon Kürtlerin tarihine ise Hewler Katliamı olarak geçti. Çünkü KDP ile Türkiye’nin birlikte devam ettirdiği operasyonun 16 Mayıs’nda KDP, Hewler’de tedavi gören yaralı PKK’liler ile gazeteci, sanatçı ve doktorların içinde olduğu onlarca savunmasız kişiyi öldürdü.

PKK’lilerce biri savaşı koordine eden komutanları taşıyan olmak üzere iki helikopterin düşürüldüğü Balyoz Operasyonu iki buçuk ayın sonunda 7 Temmuz 1997’de son buldu.

Balyoz’dan sonra sıra ‘Çekiç’e gelmişti. 97 Eylül’ünde Şemdinli’den Zap’a kadar olan bölgede 10 bin askerle ‘Çekiç Harekatı’ düzenlendi. Tabi KDP yine beraberindeydi. Çekiç de elde kalınca 97’nin diğer harekatı ‘Şafak Harekatı’ oldu. Eylül 97’de 15 bin asker ile yapılan ‘şafak baskınları’ 13 Ekim’de başarısızlıkla sonuçlandı. Ordu geri çekildi.

97’de KDP ile Türkiye arasindaki anlaşmayla, tank, savaş helikopteri gibi büyük silahlarıyla birlikte kalıcı olarak Güney Kürdistan’a yerleşen Türkiye, 5 bin kadar özel kuvvet birliği ve MİT mensubu ile faaliyetlerine başladı. Bu hamlenin ardından ilk harekat yine en başa dönerek Aralık 97’de ‘Süpürme Operasyonu’ oldu. Nisan 98’de ‘Yarasa’ tekrarlandı ve bu operasyonda Türkiye PKK’den kaçan iki isim Şemdin Sakık ve Arif Sakık ile kazanım! elde etti. Sakık kardeşler Türkiye’nin tüm bu operasyonlardaki en büyük kazanımı olarak ifade edilir.

Nisan 98’de 40 bin asker ile ‘Murat Operasyonuna’ çıkan Türkiye, bir orgeneral, 3 korgeneral, 3 tümgeneral ve 17 tuğgeneral olmak üzere, fiilen 24 generalin yönettiği ve PKK’ye karşı başlattığı 25’inci harekat olan bu operasyonda da muradına eremeden 8 Mayıs’ta bitirildi.

1998 yılında 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan, ‘Her savaşın bir barışı vardır’ diyerek Kürt Sorununda Demokratik çözüme tekrar fırsat tanımak için üçüncü kez ateşkes ilan etti. Ancak Türkiye önce MGK kararı ile ardından en üstteki yetkili ağızlardan yapılan açıklamalarla Suriye’yi Öcalan’ı ülkeden çıkarmakla tehdit etti. Tehditler sonrası Öcalan Suriye’den çıkarken, ABD’nin gizli diplomasi görüşmeleri sonrası Öcalan uluslararası bir organizasyonla 15 Şubat 1999’da Türkiye’ye teslim edildi.

Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi ‚büyük bir başarı‘ olarak lanse edilse de, Öcalan’dan sonra dağılması beklenen PKK kendisini kısa sürede topralayarak, etki alanını genişletmeyi sürdürdü. Türkiye ise, ekonomik ve siyasi krizlerle boğuşan bir ülke poziyonundan çıkamadı. Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinden sonra kurulan ilk hükümet 3 yılda dağıldı ve 2002’de AKP’nin iktidar olması ile Türkiye için yeni bir dönem başladı. PKK’nin çatışmasızlık ilan etmesi ile uzun süren çatışmazlık yıllarının ardından AKP’de çözümü operasyonlarda bularak, 2007 yılında Kandil ve çevresine hava harekatı başlattı. Geçmiş hükümetler gibi Kürt sorununu güvenlikçi politikalarla ortadan kaldıracağına kendini iyice kaptırmış olan AKP hükümeti 2008 yılına da operasyonlarla girdi. Ocak 2008’de Güney Kürdistan’daki Zap-Şivi, Avaşin-Basyan ve Xakurkê bölgeleri Türk savaş uçaklarının hedefi olurken Şubat başlarında Zap’ı es geçip, Avaşin-Basyan ve Xakurk bölgeleri bombalandı.

Harekatın adı 21-29 Şubat 2008’de ‘Güneş Harekâtı’ oldu. Havadan onlarca uçak ve 10 bin askerin katıldığı operasyonda Zap Bölgesi’nin PKK’den temizlenmesi amaçlandı. Sri Lanka‘da Tamil Kaplanları’na yönelik “Çökertme Planının“ benzerinin uygulanmak istendiği Zap’ta neler yaşandığını dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de ‘Orada müthiş bir direniş var’, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın önce ‘Girmek kolay ama bir de çıkması var’ çekildikten sonra ise, ‘Yağdan kıl çeker gibi çekildik‘ sözleri, CHP lideri Deniz Baykal’ın, “Hükümet bilgi vermiyor. Askerimizin ne durumda olduğunu PKK medyasından öğreniyoruz” sözleri ortaya koydu.

2011 Temmuz ve Ekim aylarında gerçekleştirilen operasyonlar da fayda etmedi. Yıllar içinde PKK ile Devlet yetkililerinin yaptığı görüşmeler nihayet PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 21 Mart 2013 Amed Newroz’unda ‘Demokratik toplum olarak, barış içinde ve kardeşçe yaşama sürecine giriyoruz‘ çağrısı ile 3 yıl süren ‘Demokratik Çözüm Süreci’ne evririldi. Ancak Erdoğan’ın ‘Baldıran zehiri‘ içmeyi göze alarak başlatılan süreç, Dolmahçe’de ‘Bu hasretle beklediğimiz bir çağrıdır‘ diye devam ederken, seçimleri kaybetme kaygısı ile çark etme ustalığını kullanan Erdoğan, ‘Ne mutabakatı. Böyle bir mutabakat yok‘ diyerek çözüm süreci de sona erdi. Sonrası ise, Türkiye için malum; onbinlerce asker ve özel harekatçı ile, tank ve toplarla sınır ötesini bırakıp şehirlerde başlatılan savaş yakılan, yıkılan kentler, panzer arkasında sürüklenen bedenler, bodrumlarda yakılan insanlar, sokak ortasında kalan cansız bedenler…

Başlatılan savaş konsepti işe yaramış olacak ki; Erdoğan 7 Haziran’da kaybettiği iktidarını 1 Kasım’da yeniden eline aldı. Savaş kabiliyeti olduğunun farkına varan asker ise, yönetme kabiliyetinin de olduğunu ispatlamak için 15 Temmuz’da darbeye girişti. Erdoğan bu süreci kendi lehine çevirmeyi başarsa da bir süre sonra 15 Temmuz’un getirisi de sona erdi. Derken yeni bir girişim ile AKP Kürt düşmanlığını da arkasına alarak önce Suriye’de Şehba Bölgesi’nde savaşa başladı. Ardından ise, yönünü Kürtlerin önemli merkezlerinden Afrin’e döndü. Suriye’de giriştiği her iki operasyon da Türkiye için bir çıkmazdan başka birşey doğurmuş değil.

Peki şimdi 24 Haziran seçimlerine giderken ‘Kandil’e operasyon‘ naraları atan AKP-MHP ruh ikizleri bu operasyonla neyi amaçlıyorlar, ne kadar başarılı olurlar ve Türkiye açısından nasıl bir sonuç doğurur?

Kurtuluşu ‘erken/baskın seçimde‘ gören Erdoğan ve AKP, yükselen muhalefet karşısında aslında son kozunu masaya sürüyor. Ancak hesaplamadığı bir gerçeklik Kandil’e operasyonun tarih açısından seçim öncesine gelmesi inandırıcılık ve samimiyet ile karşılanmıyor. Yine seçim öncesi operasyon hazırlıkları tamamlanabilir mi? Bu da şüpheli. Sonuç olarak Türkiye’nin bu güne kadar yapmış olduğu her operasyonun ardından etki alanını genişleten PKK’nin olası bir Kandil Operasyonu’nda alanını daha da genişletme fırsatını ele geçirmesi büyük olasılık.

Tarih bu ya tekerrür etmekten sıkılmıyor ne yazık ki; tabi bu tespitler sadece tespit ama olası bir Kandil Operasyonu, yöntem olarak en fazla 2008’de yapılan ‘Güneş Harekâtı’na benzeyecek. Tabi daha kapsamlı olması ihtimal dahilinde. Türkiye bu defa çok daha güçlü gidebilir. Ancak şunu da göz ardı etmemek gerek ki, 2008’den bu yana PKK’de hem çok genişledi, hem de askeri anlamda çok ileri bir gelişme gösterdi. Kandil operasyonunun sonu da yukarıda sıraladığımız onlarca operasyonun akıbetine uğramaya açık. Hele hele Zap Operasyonunun akıbetini yaşamasının ihtimal dahilinde olması bile sadece AKP için değil Türkiye ordusu için de ürkütücü sonuçlar doğurabilir. Hakeza bu defa ‘Yağdan kıl çeker gibi geri çekilmek‘ o kadar mümkün de olmayabilir.

Operasyonun adı da sanırım Kandil Operasyonu olmaz tabi ki. ‘Recep gidici mi’ olur operasyonun adı başka bir şey mi olur bilinmez ama kamuoyunda ‘Reis‘in son hamlesi‘ olarak konuşulması daha muhtemeldir. Türkiye’ye getirisi ise, daha çok yoksulluk, daha fazla ölüm ve daha fazla dışa bağımlılık demek. Aynı Afrin’den sonra Rusya’ya bağımlı yaşamak zorunda kaldığı gibi Kandil’de de ABD’ye her zamankinden daha fazla bağımlı yaşamaya mecbur kalmaktan başka bir yol yok ‘Reis’in önünde. Ve iki kutuplu bir bağımlılığın sonunu düşünmek hiç zor olamasa gerek? Pinpon topu misali, kimin önüne düşersen kafana tekmeyi yemek gibi birşey.

Şimdi üç bin koruma olmadan camiye bile gidemeyen Erdoğan, ilk defa kaybedeceği korkusuna kapıldığı için Kandil’e operasyon diyor. Kandil’e operasyon, TEK ADAM demek! Halklar için de 24 Haziran operasyonlara, tek adama, açlığa, ölüme, yoksulluğa, yolsuzluğa, hırsızlığa, savaşa HAYIR! demek.

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.