DOLAR 8,0580
EURO 9,6752
ALTIN 460,38
BIST 1.408
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
13°C
Sağanak Yağışlı
Paz 19°C
Pts 17°C
Sal 16°C
Çar 18°C

Kaplan: Kürtler öz gücüne güvenerek ulusal birliğini sağlamalı

21.11.2019
A+
A-

İSTANBUL – Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarının “işgal” olduğunu söyleyen HDP eski milletvekili Hasip Kaplan, “Eşit yurttaşlık hakları dahi kabul edilmeyen, dili, kimliği, kültürü yasaklanan Kürt halkının ulusal birliğini sağlaması, öz gücüne güvenmesi önemlidir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili Hasip Kaplan, Türkiye’nin 9 Ekim’de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlattığı saldırılar, bu saldırıların yeniden canlandırdığı Kürt ulusal birliği tartışmaları ve AKP’nin Kürt politikasını Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.
 
Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük süren saldırılara “operasyon” denilmesinin siyasi, sosyolojik, hukuksal ve tarihsel olarak yanlış olacağını belirterek konuya yaklaşan Kaplan, binlerce zırhlı araç tank, top, asker ve yüzlerce uçakla yapılan harekatların bir “işgal” girişimi olduğunu ifade etti.
 
Kaplan, “Öncelikle saldırıya ve işgale uğrayan Kürdistan’ın Rojava bölgesidir. Suriye topraklarında Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bölge saldırı altındadır. 400 binden fazla kişi yerinden edilmiş, sivillere karşı savaş suçları işlenmektedir. Suriye’deki rejim, Kürtler, Rojava’da yaşayan halklar ve dünyada bir çok devlete göre yapılan ‘savaş ve işgal’ harekatıdır. Hedef olarak Rojava bölgesinde demografik yapının değiştirilmesi, ‘güvenli bölge’ diye adlandırılan yerlere Türkiye’nin 2011 yılından beri destek verdiği, İslami radikal çetelerin zorla yerleştirmesi amaçlanmaktadır. Daha önce Afrin’e girilmesi, Suriye’de iç savaş sonrası Kürtlerin otonomi dahil herhangi bir statüye kavuşmasını engellemeye yöneliktir” diye konuştu.
 
‘AMAÇ KÜRTLERİN ÖZGÜRLÜKLERİNİ ENGELLEMEK’
 
AKP-MHP ittifakının başlattığı saldırılara diğer muhalefet partilerinin de başından beri destek verdiğini belirten Kaplan, iktidarın öne sürdüğü ‘mültecileri yerleştireceğiz’, ‘teröre karşıyız’ bahaneleriyle işgale uluslararası meşruiyet kazandırmayı amaçladığını dile getirdi.
 
Kaplan, “Asıl amaç Kürt halkının ve birlikte yaşadıkları kadim halkların self determinasyon ve statü hakları ile özgürlüklerini kazanmalarını engellemek. Erdoğan, Demokratik Suriye Güçleri’ni (QSD) ‘terörist’ olarak niteliyor ama Rojava’da IŞİD, El Nusra, El Kaide ve ÖSO/SMO gibi cihadist olarak tanımlanan çete ve dini radikal terör örgütlerine karşı savaşan güçler başta olmak üzere Güney Kürdistan’da referandum isteyen ve Rojhilat’ta kendi haklarını talep eden güçler, özgürlük savaşçılarıdır. Meşru başkaldırı hakkını kullandıkları için BM’in 665 sayılı kararı da bunu söylüyor. IŞİD’e karşı Kobanê ve Şengal’de zafer kazananlar, terör örgütleri listesinde yer almadıkları gibi BM, ABD, Rusya ve birçok devlet ile görüşmeler yapabilmektedir” ifadelerini kullandı.
 
‘ORTAK DEVRİYEDEN ÖTE HESAPLAR VAR’
 
AKP iktidarının sınırda 30 kilometre derinlikte bir ‘güvenli bölge’ oluşturmayı, ardından Rakka’ya kadar uzanıp geniş bir bölgede Suriyeli mültecileri yerleştirmeyi planladığına dikkat çeken Kaplan, 4 milyon Suriyeli mülteciyi bölgeye yerleştirme, TOKİ konutları yapma ve fetih hezeyanlarının bin yıldır birlikte yaşayan Türk ve Kürt halkını bir savaşın eşiğine getirdiğini kaydetti.
 
Kaplan, “Ancak Türkiye’nin ABD ve Rusya ile yaptığı görüşmeler, imzaladığı mutabakatlar çok daha dar bir alanı ve sınırda ortak devriye gezmeyi öngörüyor. Dışişleri Bakanı önceki gün ABD ve Rusya’nın mutabakata uymadığını, teröristleri temizlemediği takdirde yeniden harekatın başlatılacağını açıklıyordu. Anlaşılan ortak devriyeden öte hesaplar var” diye konuştu.
 
‘FETİHÇİ ANLAYIŞ BİR HAYAL’
 
Kaplan, Türkiye’nin bölgeye yönelik devam eden saldırılarına BM ve Avrupa devletlerinden cılız tepkiler gelmesini de eleştirdi. Kaplan, şunları söyledi: “Kürtler dünya gündeminde yer alsa da self determinasyon hakları göz ardı ediliyor. Cenevre’de, Anayasa görüşmelerinde Kürtler dışlanıyor. S-400 füzeleri, F-35 savaş uçakları, petrol pazarlığı sürüyor. ÖSO/SMO gibi IŞİD benzeri çete yapılanmalarının çok sayıda savaş suçları işledikleri belgeleniyor. Bu suçlamalar onlarla birlikte hareket edenlere yöneliyor. NATO’nun tutumu, Avrupa ordusu konuşuluyor ve Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Başkasının toprağına yönelik fetihçi anlayışlar günümüzde bir hayaldir. Türkiye iç kamuoyunda savaşa karşı sesler yükseliyor. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Öte yandan sınırdaki ortak devriyelere karşı halkın tepkisi de giderek artıyor. Bütün dünya bu tepkileri görüyor ve birçok ülkede protesto gösterileri artıyor. Bu haksız savaşa karşı meşru bir savunmanın vicdanlarda oluşması önemlidir.”
 
‘STATÜ İSTEYEN TÜM KÜRTLER ‘TERÖRİST’
 
Ortadoğu’da en büyük Kürt nüfusunun Türkiye’de yaşadığını işaret eden Kaplan, ‘Kürt kardeşlerim’ söylemini dillerinden düşürmeyen iktidarın diğer tarafından HDP’li belediyelere kayyumlar atayıp, belediye eşbaşkanlarını tutuklamasına işaret etti. Kaplan, iktidarın bu politikası ile seçme ve seçilme hakkını gasp ettiği Kürt halkının gururuyla oynandığını ifade etti.
 
 “AKP, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki federatif yapıya ‘kırmızı çizgimiz’ demişti. Sonra bu çizgiler değişti. Kürtlerin bağımsızlık referandumuna en düşmanca ve aşağılayıcı tavrı AKP iktidarı koymuştu. Onlara göre özgürlük ve statü isteyen Kürt halkının tamamı teröristtir” diyen Kaplan,  artık bir zorunluluk haline dönüşen Kürtlerin “ulusal birlik” ihtiyacı üzerinde durdu.
 
Ulusal birliğin sağlanması için siyasi ve diplomatik çalışmaların önem arz ettiğini vurgulayan Kaplan, “Bu dönemde ulusal birlik çalışmalarının arttığını görüyoruz. 40 milyon Kürt halkının yaşadığı Ortadoğu’da bu çok önemlidir. Birliğe gidecek yolda konferans ve kongre çalışmalarının bir an önce hayata geçmesi önemlidir” dedi.
 
‘DAYANIŞMAYI GÜÇLENDİRMENİN ZAMANIDIR’
 
Kürt halkının Ortadoğu’da demokrasiye en açık, farklı kültürleri bir arada yaşatan, batı demokrasilerine yönelmiş bir halk olduğunu dile getiren Kaplan, Irak ve Suriye kanton yönetimlerinde bunun kanıtlandığını kaydetti.
Kaplan, “Mazlum Kürt halkı hakkını ararken onu emperyalizmle işbirliği içinde terörist olmakla suçlayan, ezen iktidarlarının hepsi, emperyalizmin kuklası, yalancı, işbirlikçi, despotik rejimlerdir. İktidarın ‘Kürtler kardeşimizdir, onları koruyoruz’ söylemleri hayasızca bir yalandır. Eşit yurttaşlık hakları dahi kabul edilmeyen, dili, kimliği, kültürü yasaklanan Kürt halkının, bölgesel ve evrensel dayanışma ile ulusal birliğini sağlaması ve güçlenmesi öz gücüne güvenmesi elbette önemlidir. Ancak bölgeden çok bir dünya sorunu haline gelen Kürt sorunu konusunda, insanlığın, uygar dünyanın en başta Avrupa’nın, Birleşmiş Milletlerin paslı vicdanlarını zımparalama zamanıdır. Türkiye’de otoriter tek adam rejimine karşı, barış, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük için içerde ve dışarda demokrasi güçleriyle birlik ve dayanışmayı güçlendirmenin zamanıdır” diye konuştu.
 
MA/ Ferhat Çelik 
 
 

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.