DOLAR 6,0879
EURO 6,8088
ALTIN 250,8
BIST 85.725
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Gök Gürültülü

1968 devrimci gençliği ve Denizler

05.05.2019
A+
A-

1968 Devrimci gençliği, Türkiye’nin tam bağımsızlığını savunan anti-emperyalist ve anti-kapitalist devrimci bir gençlikti. Bazı kişiler ve çevreler Türkiye’nin bağımsız ve gelişmiş bir ülke olduğunu düşünüyorlar. Onlara göre bağımsızlık için ayrı devlet olmak, bayrak, ordu, gümrük ve sınırlara sahip olmak, yeterli oluyor ya da onların bağımsızlıktan gelişmişlikten anladıkları budur.

Sadece ayrı devletin olması bağımsız olmak demek değildir. Devlet olmak ve devlet kurumlarının olması farklı şeydir, bağımsız olmak farklı şeydir. Devletin ve hükümetin var, gümrüğün var, ordun var, sınırların var ve korunuyor, bayrağın var ve dalgalanıyor ama buna rağmen bağımsız değilsin. Bazıları, yukarıda saydıklarımızı
bağımsızlık için yeterli kıstas ve kriterler olarak görüyorlar. Yüz milyarlarca dolar borcu olan bir ülke bağımsız değil, bağımlıdır. Yani büyük gelişmiş, sanayileşmiş ülkelere göbekten bağımlıdır. Türkiye 1923’de yeni bir devlet, ülke ve cumhuriyet olarak kurulduysa da, demokratikleşmek için gerekli adımlar atılmamış, halkçı, toplumcu bir politika izlenmemesi sonucu, 1940’ların sonlarına doğru git gide toplum karşıtı bir politika izlemiş ve 1950’de sözde demokrasiye yani çok partili sisteme geçişle yavaş yavaş baş aşağı giden bir yola girmiştir. Demokrasi bazı çevrelerce çok partili sistem olarak bilindiği için, 1950 demokrasiye geçiş yılı olarak bilinmiş ve bu zihniyet günümüze kadar devam etmiştir.

Çok partili sisteme, sözde demokrasiye geçiş, Türkiye’nin dışarıya her yönden muhtaç hale getirilmeye başlandığı yıllardı. NATO’ya girme, IMF’ye borçlanma, siyasi olarak Amerika ve Avrupa’yla içli dışlı olma, Türkiye’nin günümüze kadar çok değerini yitirmesine yol açmıştır. Türkiye’nin kendi yerli sanayisini geliştirmesi mümkünken, bunlar rafa kaldırılmış, Türkiye her şeyi dışarıdan alan, dışarıya borçlanan bir ülke haline getirilmiştir. Sürekli yabancı sermayeye muhtaç bir ülke olmuştur. Ülkeye ne kadar çok yabancı sermaye gelmişse o kadar bir bağımlılık durumu artarak devam etmiştir. Yabancı askeri üsler ülkenin dört bir yanına kurulmuş, ekonomik olarak ülke yabancı tekellere açılmış, halka ait mülkler hem yabancı ve hemde yerli tekellere, sermayeye satılmıştır. Liranın Dolar karşısında değer kaybı 1950’den sonraki dönemlerle başladı. Türkiye’de, Osmanlı döneminden günümüze kadar, devlet içinde dışarının hizmetinde olan ve kendi halkına zulüm yapan bir iktidar var ve bu iktidar sürekli etkili ve yetkili olmuştur. Vatanseverlikten anlamayan, devletin parasını ve imkanlarını kendi babalarının çiftliği olarak gören bu kesim, Türkiye’ye çok şey kaybettirdiler.

1968 devrimci gençliği, Türkiye’nin kendi her şeyini üretmesini, dışarıya bağımlılığın bitmesini istemişler, bunun mücadelesini vermişlerdir. Kendi halkını ezen, kendi gençlerini dar ağaçlarına götüren bir zihniyet ve rejimin meşruluğu yoktur. Türkiye’de egemen kesimler, yıllardır Türkiye halkına zulmettiler, halkı açlığa ve işsizliğe mahkum ettiler.

Son 70 yıldır bütün hükümetler eksiksiz olarak bir zengin sınıfın peydahlanmasını sağladılar. Onlarca yıldır bütün hükümetlerin hiçbiri halka hizmet etmemiş, elit bir sınıfın gelişmesine hizmet ettiler, hizmet etmeye de devam ediyorlar. İşte Türkiye’de halkın zenginlik içinde fakirliği yaşamasının en temel nedeni budur. Gerçekten de halka hizmet eden bir devrimci sistem olsun, Türkiye 5-6 yılda İsviçre ve isveç’i, bile geçer, dünyanın en gelişmiş ülkesi haline gelir. Saraylarda, yalılarda ve malikhanelarde yaşayanlar, ”biz millete hizmet ediyoruz ” diyorlar. Nasıl hizmet etmişler? ”Biz, otoban, ve köprü yaptık, yeşil kart verdik” diyorlar. Bundan binlerce yıl önce Mısır’da Firavun da kendi köle ve hizmetçilerine yiyecek dağıtırdı ve hizmetçileri sevinirlerdi, Firavun bize iyilik yapıyor diye. Şimdi aynısı Türkiye’de de var. Makarna, bulgur, pirinç ve kömür dağıttıkları zaman, bazıları, ”bize iyilik yapıyorlar” diye seviniyorlar. Buna ne denir?

Buna beynin köleleliği denir. Devletin bütçesi zaten halkın verdiği vergilerdir, halkın emeğinin toplamıdır. Halkın, devletin imkanlarından eşit olarak faydalanma hakkı var. Hiç kimse devletin imkanlarını kullanarak ” biz millete şunu bunu yaptık” diyemezler. Kaldı ki yaptıkları birşey de yok. Halkın konut, ev, iş, sağlık ve eğitim
sorunları çözülmüş mü? Hayır. Hastaneler için verilen ”yeşil kart” dilencilere verilen sadaka olup, halkla alay etmektir. ” Biz yeşil kart verdik” diyenler, kendileri niye yeşil kart kullanmıyorlar, fakir fukara fonundan geçinmiyorlar? Halk 2000 lirayla kölelik denecek şartlarda yaşıyorken, kendileri 25 bin-30 bin lira maaş alıyorlar. Ve bu aldıkları süper maaş yetmiyormuş gibi bu sefer çuvallarla devletin parasını götürüyorlar.

Türkiye, son 70 yılda bir kapitalist sınıfın ortaya çıktığı, halkın ise dilencileştiği, köleleştiği bir ülke haline geldi. 1968 devrimci gençliği yukarıda izah etmeye çalıştığımız Türkiye’nin bu kötü gidişatına dur demişler, kendi bedenlerini Türkiye’nin tam bağımsızlığı için siper etmişlerdir. Kendi gençlerini idam etmek için ya katil, cani olmak ya da emperyalizmin ve yerli sermayenin uşağı olmak gerekiyor. Başka türlü bu durumu izah etmk çok zordur. Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin suçu neydi ki idam edildiler?

Hükümet bunun, bu sorunun cevabını versin! Türkiye’de sosyal devlet olsun ve devlet halka hizmet etsin demek suç mu? Türkiye dışarıyla bağımlılık ilişkilerine son versin, yabancı askeri üsler kapatılsın demek suç mu? Türkiye kendi yerli sanayisini üretsin ve dışarıya bu konuda muhtaç olmasın demek suç mu? Hükümet halka hizmet etsin demek suç mu? Bu söylediklerimizin hangisi suç sayılılıyor? Bunların hepsi, Türkiye’de yetişen yeni burjuva sınıfı için suçtu ve bu suçu işleyenlere ceza vermek istiyorlardı ve ceza da verdiler. Yani Türkiye’de adalet ve demokrasi istemek suçlu olmak demektir. Sosyal devlet olsun demek, sosyal, ekonomik ve demokratik haklar olsun, halk iyi şartlarda yaşasın demek ve bunu istemek suçlu olmak demektir! Hak aramanın ve hak istemenin suç olarak görüldüğü bir ülkedir Türkiye.

1950 sonrası Türkiye’de yeni gelişen kapitalist sınıf, Amerika ve Avrupa’nın desteği ve teşvikiyle büyüyüp geliştiler. Bu seçkin kesim ABD ve Avrupa’nın bir nevi Türkiye bayiliğini yaptılar. Dışarıya bağımlı çarpık kapitalizm ve montaj sanayi dediğimiz 70 yıllık siyasi hayat bu şekilde gelişti ve büyük iktidar kavgalarına yol açtı.

Türkiye’nin ürettiği yerli ağır sanayisi yok. Dışarıya bağımlı bir montaj sanayi var ve hükümetler 70 yıldır bu siyasetin icra güçleri olarak çalışıyorlar. Bütün güç ve enerjilerini bir asalak sömürücü sınıfı yaratmak için harcadılar ve bunu başardılar da ama bunun da bir sınır var tabi. Türkiye şimdi 1968 devrimci gençliğin mücadelesine daha çok ihtiyaç duyuyor. Üç fidanı idam etmekle mücadele bitmedi, daha çok gelişti ve şimdi
binlerce, onbinlerce Deniz, Hüseyin, Yusuf var. Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve çok yönlü bağımsızlığını savunan herkes birer Denizdir, Hüseyindir, Yusuftur. 6 Mayıs’ta Üç Fdan’ı asanlar cinayet işlediler. 6 Mayıs, Türkiye’nin tarihine bir kara leke olarak geçti. 1970’lerde gelişen devrimci mücadele günümüzde daha çok kitlesel bir hale gelmiştir. Karanlık zihniyetler siyaseten iflas etmiş, 1968 devrimci ruhu büyük başarılar kazanmıştır. 1968 devrimci ruhu bir başlangıçtı, önümüzdeki yıllar bu büyük devrimci ruhun tam olarak kazanacağı yıllar olacaktır. devrimci gençlik kazanacak, Türkiye bir devrimle tam bağımsız ve özgür bir ülke olacaktır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.