DOLAR 7,8512
EURO 9,4724
ALTIN 458,18
BIST 1.325
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 9°C
Yağışlı

Kemal Söbe yazdı: AB’nin Kürtlere ve Ortadoğu’ya yaklaşımı üzerine

01.11.2020
A+
A-

Avrupa Birliği 2. dünya savaşı sonrası kuruldu. İlk kuruluşu Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksenburg’un katılımıyla, sonrasıda İngiltere ve sırasıyla diğer Avrupa ülkelerinin katılımıyla günümüze kadar bu birliktelik genişledi.

Rusya sınırına kadar geldi hatta Letonya, Estonya ve Litvanya gibi eski bazı küçüklü Sovyet Cumhuriyetleri bile katıldı. Bu birliktelik esasen 1 ve 2. dünya savaşının yol açmış olduğu çok yönlü yıkımın önüne geçmek, olası sosyalist devrimin önünü almak ve Avrupa kapitalizmini korumaya ve devamlılığını sağlamaya yönelik bir birliktelikti.

AB’nin askeri kanadı olan NATO ‘nun ne gibi bir işlevi olduğu göz önüne alınırsa, AB’nin siyasi, askeri ve ekonomik hedefleri daha net anlaşılmış olur. AB öncelikle kendi aralarında savaşa yol açmayacak, dünyayı ortaklaşarak kendi egemenliklerine almak amacı taşıyor. Dikkat edilirse 2. dünya savaşı sonrası, Avrupa ülkeleri arasında hiç savaş olmadı, daha çok SSCB’ye karşı tetikte durdular. AB’de bazı demokratik, sosyal ve ekonomik hakların olması esasen Avrupa halkının eseridir.

AB ülkeleri kendi topraklarında sosyalist bir devrimin olmasını engellemek için bazı hakların ve halkın refah seviyesinin yüksek olmasını bunun için gerekli de gördüler, çünkü gelişmiş bir işçi sınıfını ve toplumu, gelişmiş bir kapitalist sistemde vahşi kapitalizm koşullarında tutmak zordur.

***

Yanı başlarında gerçekleşerek ve 2. dünya savaşını kazanıp, Avrupa’nın büyük bir bölümünü kendi kanatları altına alan kızılordu’nun varlığı, AB kapitalizmini gerçekten ürkütüyordu. Hem Avrupa’nın gelişmiş toplumsal yapısı ve hemde tam olarak güçlenmiş Sovyetlerin varlığı, AB’yi en azında kendi içinde demokratik olmaya zorlamıştır.

AB eğer ki, bugün sahip olunan bazı demokratik kriterlere sahip olmayıp, halkın refahını halkı memnun edecek düzeye getirmeselerdi, AB’nin çoktan sosyalist bir devrimin ikinci büyük merkezi olma ihtimali hayli yüksekti. Yani AB öyle düşünüldüğü gibi demokratik bir birliktelik olmayıp, halkların kardeşliğine dayalı bir özü ve yapısı yoktur. AB daha çok Avrupa burjuva ve elit tabakanın kendi aralarında kurdukları, pastayı paylaşma birlikteliğidir. Hatta resmi olarak olmasa bile ABD’nin bile gayri resmi olarak bu birliktelikte yer aldığını söyleyebiliriz.

AB 1950’ler itibariyle açık işgaller değilde, gizli işgal olarak bilinen ekonomik borçlandırma ve kendine bağımlı hale getirme politikasını uyguladılar. IMF AB’nin para kasasıdır ve birçok ülke IMF aracılığıyla Avrupa kapitalizmine bağımlı hale getirilip, emperyalizmin ileri karakol rolünü oynadılar. Mesela Türkiye bu ülkelerden sadece biridir. Türkiye bu borçlamanın sonucu Kore’ye asker göndermek zorunda kaldı.

***

AB kapitalizmi, kendilerine bağımlı hale getirdikleri birçok ülkede kendi gizli servislerinin devreye girmesiyle sayısız
ülkede askeri darbeler planlamışlar, kendilerine karşı olabilecek antiemperyalist yönetim ve hükümetleri devirmişler yerine günümüze kadar farklı isim ve etiketlerle, renklerle varlığını devam ettiren hükümetler
kurmuşlardır.

Türkiye’de DP, AP, ANAP ve AKP bunlardan bir örnektir. Mısır’da Mübarekli hükümetin uzun yıllara sarkan iktidarı buna örnektir. Kaddafi Libyası AB emperyalizmine 30-40 yıl karşı çıktıysada fazla başarılı olamayıp, AB tarafından yapılan saldırıyla yıkıldı. AB dışarıda bakıldığında sanki özgürlüklerin ve insan haklarının cennetiymiş gibi görünüyor. Acaba gerçekten öylemidir? Türkiye’de Kürt sorununun hala çözülmemiş, çözülememiş olması esasen AB’nin Ortadoğu ve Kürdistan’a geleneksel yaklaşımıyla ilgilidir. AB eğer istesin, Kürt sorununu bir haftada çözer, çözdürür.

Türkiye her bakımdan AB’nin avucunun içindedir. Tabi Kürtlerin artık ulusal bir güç haline geldiğini ve büyük bir aktör olduğunu, önemli roller oynamaya aday olabileceğini görüyorlar ve son yıllarda Kürtlerle taktik gereğide olsa ilgilenmeleri, Kürtleride kendi kamplarına alma amacı taşıyor.

***

Ama Kürtlerin, halkların kardeşliğine dayalı demokratik Ortadoğu projeleri, Avrupa’yı Türkiye ve Kürdistan arasında bir seçenek yapmaya zorluyor ve bu konuda AB hem Türkiye’yi hemde Kürtleri kaybetmeme siyaseti izliyor.
AB kapitalist bir projeyle hem Türkiye’yle hemde ulusal meseleleri çözülmüş bir Kürdistan’la bereber hareket etmek istiyor.

AB kendisine karşıtlık oluşturacak ve Ortadoğu’da alternatif sistem ortaya çıkarabilecek her oluşuma karşıdır. PKK’yi hala ulusal bir hareket olarak kabul etmemeleri esasen ideojoji nedenlere dayanıyor. PKK’nin, kapitalizme yatkın olmadığı ve kendilerine alternatif bir güçlü Ortadoğu’yu hedeflediğini bildiklerinden dolayı PKK’yi kabul etmiyorlar ve Türkiye’yide PKK’yle anlaşmış ve Kürt sorununu çözmüş haliyle görmek istemiyorlar.

Eğer Türkiye PKK’yle olası bir anlaşma yaparda, Kürt sorunu çözülür ve Ortadoğu halklar birliği kurulursa, bu, AB’nin yüzyıllık Ortadoğu planlarını bitirir. Bu nedenlerden dolayı AB kendilerine karşı oluşabilecek bir PKK’li Ortadoğu projesi olduğu sürece, Türkiye’de savaşın bitmesini, Kürt sorununun çözümünü ve demokratikleşmeyi istemezler.

***

Bundan dolayı AB, Kürdistan’da son beş yıldır şiddetlenen savaşı, Kürtlerin topraklarından sürgün edilmesini ve öldürülmesini, şehirlerin yıkılmasını görmezden geliyor. Yani AB emperyalist politikalardan vazgeçmemiş, tam tersi vahşice bu politikaları Ortadoğu’ya dayatmak istiyor. Ama PKK önderlikli mücadele Türkiye’yi demokratikleştirecek, Kürtleri özgürleştierecek ve AB’yi artık eskisi gibi Ortadoğu’da emperyalist politikalar yapamaz hale getirecek ve AB kendi içinde daha çok demokratikleşmek ve dünyaya karşıda demokratik olmak zorunda kalacaktır.

Başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın birçok yerinde verilen mücadeleler aslında Avrupa’yı sosyalist değişime zorlayacaktır. Çünkü AB emperyalizminin siyasi ve ekonomik etki alanları daralırsa bu, AB’de büyük krizlere yol açar ve AB istemeze bile değişimi yaşayacaktır. Çünkü demokratikleşmiş ve gelişmiş ülkelerde gelişmiş kapitalizmden sonra gelecek sistem sosyalizmdir. Avrupa halkları geri bırakılmış halklar gibi zam ve zulmü baskıyı, fakirliği fazla kaldırmazlar, hükümetleri, geleneksel devlet aygıtını devirirler.

Avrupa’da sosyalizme geçişin kısmende olsa kitlesel, en azındandan, ekonomik ve teknik alt yapısı hazırdır. Bir ülkede toplumun demokratik olması, ekonomik, siyasi ve teknik imkanların yeterli olması, sosyalist devrimi demokratik yollarla kısa sürede gerçekleştirme imkanını verir. Tabi bu, sosyalist devrimin hiç bedel ödemeden olacağı anlamına gelmemeli, çünkü her ne kadar demokratik ortamda sosyalizme geçiş fazla kanlı olmasada yinede belli bir bedeli olur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.