DOLAR 5,9523
EURO 6,5553
ALTIN 302,9
BIST 120.150
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Yağışlı

Kapitalizm mi yoksa sosyalizm mi tercih edilmelidir?

20.05.2019
A+
A-

Son 300-400 yıldır dünyanın kapitalizmin etkisinde olduğu gerçekliğini yaşıyoruz. Dünya halkları,
bu sistemin yaratmış olduğu kötü koşullarda yaşamaya mahkum edilmiş. Toplumlar, sanki bu
sistemden başka bir sistem yokmuş, olmayacakmış gibi bir anlayışa sahipler. Aslında modern
kapitalizmin 300-400 yıllık bir geçmişi var. Ama sınıflı sistemin toplamda beş bin yıllık bir geçmişi var.
Sınıflı sistemler tarihin farklı zamanlarında farklı şekillerde varlığını sürdürerek, en son sanayinin
gelişmesi ve ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla son şeklini alıp çeşitli araç ve gereçlerle her yönden
donanımlı bir devlet aygıtıyla bunüne kadar varlığını sürdürmüştür. Sınıflı sistemler, toplumu her
bakımdan etkileyerek ve geri bırakarak kendisini var eder, varlığını sürdürür. Bilinç, örgütlülük,
sosyalite ve çok yönlü kültürel gelişimin olduğu toplumsal koşullarda sınıflı sistemler ya bitmiştir
ya da demokratikleşmiş, halka nispeten de olsa hizmet edecek bir pozisyona getirilmiştir.

Ancak, demokratik hale getirilen ülkelerin sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. Bugün dünya
halklarının çok büyük bir bölümü açlık ve yoksulluk koşullarında yaşıyor. İnsanlar daha iyi şartlarda
yaşamak için topraklarından yüzlerce, binlerce kilometre uzaklara, her türlü tehlikeyi ve ölümü
göze alarak gidiyorlar. bazıları da bu umut yolculuğunda ölüyorlar. Kapitalizm, kardeşi bile kardeşe
düşman yapan bir sistemdir. Sosyalizm ise birbirini hiç tanımayanların bile kardeşçe yaşadığı, birbiri
için her türlü fedakarlığı yaptığı en insani düzendir. Kapitalizmde insani hiçbir erdem yoktur.
Kapitalizmde çıkar, menfafat ve iktidar olma, sömürme, yok etme, öldürme temel kural olduğu
için, burada insani bir yön bulunmaz. Dünyada savaşlar, yıkımlar, açlık ve fakirlik kapitalizmin
yarattığı tahribatın sonuçlarıdır.

Bugün Ortadoğu, kapitalizmin yarattığı bataklıkta kıvranıyor. Dünyada medeniyetin doğduğu
coğrafya olması nedeniyle, kapitalizmin özel olarak ilgilendiği bir alan ve coğrafya
durumuna gelmiştir. Kapitalizmin ana yurdu Avrupa olsa da, aslında sınıflı sistemin anayurdu Ortadoğu’dur.
Yani modern kapitalizm sanayileşmeyle beraber Avrupa’da doğdu ama sınıflı sistemin, medeniyetlerin,
uygarlıkların beşiği Ortadoğu’dur. Bu açıdan gelişmiş ve sanayileşmiş (emperyalist) ülkeler bu
coğrafyayı kolay terk etmeyeceklerdir, daha çok etkili olmak isteyecekler. İnsanlar bugün Avrupa ve
Amerika’yı dünyanın merkezi olarak biliyorlar. Ama 500-600 yıl öncesine kadar Avrupa, bugünkü
Ortadoğu ve Afrika gibi yoksulluk yaşıyordu. Amarika diye bir devlet ve yoktu. Kızılderililer, küçük
toplıuluklar şeklinde Kıta Amerikası’nda yaşıyorlardı. Kızılderililerin yaşadığı sistemin komünal sistem
olduğunu ayrıca belirtmek istiyorum.

Amerika kıtası Avrupalılar tarafından keşfedilip, sınıflı sistem zihniyeti Avrupalıların eliyle kıtaya taşınması
bir süre sonra Kızılderililerin sahip olduğu komünal yaşamı da dejenere etmiş, ortadan kaldırmıştır.
Amerikan filmlerinde, Kızılderililer, vahşi toplummuş gibi gösterilir ama aslında vahşi olanlar, Amerika
kıtasını hakları olmadığı halde işgal edip sömürenlerdir. Komünal yaşam, sanayileşme ve kapitalizmin, devlet
erkinin güçlü olmadığı birçok Afrika ülkesinde bile yakın geçmişe kadar ilkel tarzda da olsa yaşanılıyordu.
Hatta Kürdistan’ın kuzeyinde birçok bölgede de yakın geçmişe kadar köy komünalizmi belli ölçülerde
yaşanılıyordu diyebiliriz. Kapitalizmin, adı geçen bölgelere girmesi hayatı cehenneme çevirmiştir.
Kapitalizm insanın yeteneğini, fiziki gücünü, bilimi, tekniği, teknolojiyi ve herşeyi kullanarak, kendisini
var eder. Bilimi, tekniği ve insan gücünü kullanmayan bir kapitalizmin kendisini geliştirme ve yaşatma
şansı ve imkanı yoktur. Avrupa’da belli bir refah seviyesinin olması, Avrupa’da sanayileşmeyle beraber
yürütülen mücadelenin kazanmış olduğu haklardır.

Yani Avrupa’da iyi şartlarda yaşam koşullarının olması, Avrupa devletlerinin iyi niyetinden kaynaklanan
bir durum değildir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşanılan yoksulluk kesinlikle kurulan sömürü
sisteminin bir sonucu olup, kader değildir. Dünyada bilim ve teknoloji gelişmiş ve yeterli bir üretim de
oluyor ama buna rağmen dünya nüfusunun büyük çoğunluğu yoksulluk ve açlık yaşıyor. Yeterli bir üretim
yapılıyorken, insanların yoksun bir şekilde yaşamaları kabul edilemez. Yapılan üretimi kasalarına dolduran bu efendiler düzeni yıkılmadığı ve yerine adil ve eşit bir düzen kurulmadığı sürece yoksulluk, fakirlik ve açlık bitmez. İnsanlar sabahtan akşama kadar çalıştıkları halde iyi şartlarda insanca yaşayabilecek imkanlara sahip
değiller. Toplumun büyük bölümü durumlarından şikayetçiler. ”Markete, pazara, çarşıya gidiyoruz, çoğu
kez meyve ve sebzelere bakıyoruz ama alamıyoruz ” diyorlar. Bakınız herşey var ama alım gücü yok.
Yani fakirlerin alım gücü yok. İnsanlar çalıştıkları halde neden iyi şartlarda yaşayabilecek imkana sahip
değiller? Çünkü kapitalizm, yaşatan değil, sömüren ve açlığa, yoksulluğa mahkum eden bir düzendir.
Sürekli ekonomik büyümeyi hedefleyen kapitalizmde toplumun bu nedenlerden dolayı iyi şartlarda
yaşama şansı yoktur.

Bütün sorunların kaynağında, kapitalizm yani sermaye, para var. İnsanlar ev kiralarını, faturalarını nasıl
ödeyeceklerinin hesaplarını yapıyorlar, çocuklarını okula nasıl göndereceklerini düşünüyorlar. İnsanlar
yaşamlarını nasıl idame etirecekleri korkusunu sürekli yaşıyorlar. Milyonlarca, onmilyonlarca, yüzmilyonlarca,
milyarlarca insnanın yaşamı ve kaderi sadece sayıları belki de 2000’i geçmeyen zenginin elindedir.
İnsanlar çalıştıkları halde iyi şartlarda yaşayabilecek imkana sahip değillerse, orada kölelik var demektir.
Köleci ve feodal koşullarda insanlar, efendilerine karın tokluğuna çalışırlardı. Yani sadece yemek yer su
içerlerdi. Yedikleri yemek ve içtikleri su sadece fiziki olarak yaşamak ve çalışmak içindi. Çünkü aç ve susuz
köleler, efendilerine hizmet edemezler, çalışamazlar. Bundan dolayı da efendiler kendi kölelerine yemek
ve su verirlerdi, elbise giydirirlerdi. Bu saydıklarımız olmadığı zaman, köleler zaten üretim yapamaz, çılışamaz,
efendilerde kendi sistemlerini devam ettiremezlerdi. Demek ki şu anda kölelik devma ediyor, hem de adına
modern kölelik dediğimiz ücretli kölelik, kapitalizm insanın başına musallat olmuş. Köleci ve feodal koşullarda
insanlar bir yere gidemiyor, sosyal yaşamları yok, sadece efendilerinin bir makinesi ve malı mülkü olma işlevine
sahiplerdi.

Şimd ise insanlar fiziken serbestler ama ekonomik olarak kapitalizme bağımlı oldukları için modern kölelik
statüsündeler. Çünkü çalıştıkları halde iyi şartlarda yaşayamamak kölelik demektir. İnsanlar, fabrika ve atölyelerde, hizmet sektörlerinde ve çok çeşitli iş ve meslek gruplarında çalışıyorlar ama aldıkları ücret sadece fiziki olarak yaşayıp, ertesi gün tekrar çalışıp modern efendilerine üretim yapmasına, sermaye artışına yetiyor. Ki insanlar şimdiki şartlarda iyi bir şekilde beslenemiyorlar bile. Ayrıca bir taraftan da yedekte tutulan işsizler ordusu yığınca insan var. Fabrikalarda ve her iş sektöründe işten çıkarılma tehlikesi olduğu için yeterli bir hak alma mücadelesini ve grevleri bile ya yapamıyorlar ya da efendilerle kavgalı ve gürültülü yapıyorlar ve sonuç yine modern kölelik. Yapılan azbuçuk zam, temel tüketim ürünlerine ve birçok şeye yapılan zamla buhar olup uçuyor. Çünkü dışarıda yedekte bekleyen yığınca işsiz ve açlık tehlikesi yaşayan milyonlar var. Siz ya bu şartlarda çalışırsınız ya da dışarıda yığınca işsiz var tehtidi var. Gerek özel sektörde gerekse de devlet sektöründe bile çalışanların mücadelesi bu gibi tehditlerle bastırılmak isteniyor. Yani kamuya ait bir kuruluşta çalışanlar bile devlet tarafından işten çıkarılmakla tehdit edilip düşük ücretle çalışmaya zorlanyorlarsa, işte bu durumda özel sektörde çalışanların kılı bile kıpırdamaz, her yapılana boyun eğerler. İnsanlar sadece fiziki olarak ayakta kalmak için çalışıyor, yaşıyorlar.

Türkiye’de bir işçi tatile gidebiliyor mu? Asgari ücretli biri dışarıda ailesi ile beraber yemek yiyebiliyor mu?
Yoksul insanlar ne evlerinde yeterli beslenebiliyorlar ne de evlerinden dışarı bile çıkabilecek imkana sahipler. Çünkü evlerinde bile yeterli beslenemeyen fakirler, dışarıda nasıl yemek yiyecekler, otobüse, tramwaya nasıl binecekler? Zenginler, efendiler ise boğaza gidip lüks restoranlarda sadece bir kişilik yemek içim emin olun 500 ila 1000 lira arası para ödüyorlar. Yani bir zenginin bir gün dışarıda yediği yemeğe ödediği para, bir asgari ücretlinin aldığı aylık maaş kadardır. Bu durumda varın siz, insanlığın ve yaşamın nereye gittiğinin muhasebesini, yorumunu ve eleştirisini yapın. Bir zenginin, sadece bir çekete, pantolona, gömleğe, ayakkabıya ödediği para en az 500-600 Dolardır. Zenginler Dolar hesabı alış veriş yaparlar. Hatta bazı mankenler ve sözde sanatçılar bile 500-700-1000 Dolardan başlayan elbiseler giyiyorlar. Bazı sözde sanatçılar her ay onbinlerce Lira parayı sadece kıyafetlere harcıyorlar. Yoksullar 20 Liralık bir elbise almaya zorlanıyorlar. Ayaklarında ayakkabı, sırtlarında ceket olmayan o kadar çok insan var ki.

Kapitalizm, yoksulluğun, açlığın, fakirliğin zirvede olduğu düzendir. Hedefine sadece daha çok kar edeyim, daha çok sermaye biriktirip daha çok yatırım yapıp ve daha çok büyüyeyim diyen bir sistemden her türlü kötülük gelir ve geliyor da. Dünya ve insanlık tehlike altındadır.

Bir ülkede insanlar hayvani koşullarda yaşamaya mahküm edilmişse, orada haysiyet, onur, şeref kalmamıştır. İnsanlar
kaldırımlarda, köprü altlarında yaşıyorlarsa, çöplerden ekmek arıyorlarsa, o ülkede anormal bir durum var demektir.
Kapitalizm, insanı hiçleştirmiş, değersizleştirmiştir. İnsanlık kapitalizmde bütün değerlerini yitirmiştir. İnsanlığın kendi özüne dönmesi gerekiyor. İnsanın özü sosyalizmdir, paylaşımdır, eşitliktir. İnsanlar iyi şartlarda insani bir yaşam sürdürmek için çalışmalılar, birileri zenginleşsin, köşklerde, saraylarda, süper lüks pahalı, şatafatlı, gösterişli bir hayat yaşasınlar diye değil. İnsanlık tercihini yapmalıdır. Kendi özü olan sosyalizmi mi yoksa kendisini bitiren kapitalizmi mi tercih edecek?

Ssoyalizmde bir avuç asalak sömürücü sınıf olan kapitalistler, patronlar sınıfı yoktur. Emeğin asli sahibi olan halk vardır. Sosyalizm, bir avuç elit kesimin, sermaye sınıfının, toplum üzerindeki egemenliğinin bitmesi, sona ermesidir. Sosyalizmde sınıflar, sınırlar, savaşlar ve sömürü yoktur. Kapitalizmin en çok istediği şey, belleksiz, hafızasız, bilinçsiz toplum ve birey yaratmaktır. Kapitalizm, bilinçli kültürlü, örgütlü ve emek bilincine sahip toplumu kullanamaz, sömüremez, istediği gibi yönlendiremez. Kapitalizmin, sosyaliteyi ve emek bilincini en üst seviyede yaşayan bir toplum karşısında zaten yaşama şansı yoktur. Kapitalizmin neye nasıl dayanarak kendisini ayakta tuttuğunu ve yaşattığını iyi bilince çıkarmamız gerekiyor.

Bugüne kadar üretilen, geliştirilen hiçbir değer, kapitalizme ait değildir, insanlığa aittir, insanlığın ortak emeğidir. Kapitalizm, insana ait bütün değerleri yamyamca kullanır. Sosyalizmde insan bütün değerlerine tekrar kavuşur ve bütün değerlerini tekrar yaşar. İnsan sosyalizmi yaşadığı ve temsil ettiği sürece gerçek manada insanlaşmış olur. Bundan dolayı sosyalizm insan yaşamının vazgeçilmez değeridir, özüdür. İnsanlığın gerçek tarihi, sosyalizmle başlayacaktır. Çünkü sınıflı sistemlerin hepsi insanlığın tarihini ve yaşamını kirletmiştir…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.