DOLAR 5,8039
EURO 6,5456
ALTIN 238,0
BIST 97.167
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Hafif Sağanak

Kobani’ye Son Bakış

02.11.2018
A+
A-

İrfan ARSLAN

Tarihi anlara tanıklık etmiş önemli görsel kareler vardır. Bunlar adeta “Sonsuzluk ve Birgün” gibi insan hafızasında derin izler bırakır. Özelikle savaş zamanlarının en somut sembolleridirler. Genellikle savaşın korkunçluğu böyle karelerde ifşa olunur. Vietnam’da bombalama sonucu çıplak, çığlık çığlığa koşan küçük kız çocuğu Kim Phuc, Nazi Auschwitz kampında bir deri bir kemik kalan yahudiler, Halepçe sokaklarında boylu boyuna uzanan gazdan zehirlen çocuk cesetleri… daha birçok örnek gösterilebilir. Örneğin; Avrupadaki faşist ittifakın sonucu (Hitler-Franko) bombalarla yerle bir ettiği; Bask ülkesinin Guernica şehrinin yıkımını, sürrealist sanatla tuvale aktaran Picasso’nun “Guernica” tablosu gibi.

Kobani savaşının önemli simge fotoğraf karelerinde bir tanesi, YPG savaşçısı Musa Kobani’ye aitti. Fotoğraf karesin de; bir binanın damında, kadraja sırtı dönük, kesikin nişancı silahı ile yerle bir olmuş Kobani’ye bakan bir savaşçı görünür. Her ne kadar savaşçının yüzü görünmese de, yüzündeki derin yarıklarlada nasıl bir ifade oluşacağını tahmin ediyoruz. Şehir, adeta harabeden gri bir ova gibi uzanıyor buğulu ufkumuzda; savaşçının muzzafer ve hüzünlü duruşu, bizde muğlak bir duygu seli yaratıyor, binlerce genç insanımızın hayali, bir film şeridi gibi gözlerimizin önünde geçerken, tek teselli ise uğruna inandıkları değerlerin, bayrağın yere düşmemesidir.

Kobani, Kürtlerin 21. Yüzyıldaki Stalingrad’ı oldu. Direnişin en görkemli kalelerinden biri olarak adını tarihe yazdı. Bütün dünya halkları, Kürtlerin zor günde neleri başarabileceğini gördü. Tabii Musa, sonraki özgürleştirme operasyonlarından birinde yaşamını yitirecekti. Hayatın cilvesi bu olsa gerek bazen bir şeyleri kurtarırken ama aynı zaman da bir şeyleri de yitiririz.

Kobani’de ne olduya gelecek olursak; Kürt kenti Kobani, 14 Eylül 2014 tarihinde, Ortadoğu’nun en vahşi ve İslami cihatçıların en uç versiyonunu temsil eden İŞİD, on bini aşkın bir güçle saldırmaya başladı. Kısa bir sürede Kobani’nin bütün köyleri ele geçirip, şehir merkezine kadar ilerlediler. Bu noktadan sonra şehir savaşı başladı. Kürtlerin Rojava askeri güçlerini oluşturan YPG-YPJ öncülüğünde direniş başladı. İŞİD’in bölge devletlerin desteğinin yanında, Musul ve Rakka gibi büyük kentlerden ele geçirdikleri ağır silahlarla adeta şehri yıka yıka ilerlemeye başlandı. Buna karşı daha yeni kurulmuş olan Kürt Özsavunma güçleri, hem askeri hem de silah konusunda yeterli gücü olmamasına rağmen büyük bir irade savaşı verdi. Bu direniş, 200 ile 300 kişilik bir güçle 20 Ekim 2014 tarihine kadar devam etti. Neticede savaş başladığında 40 gün sonra uluslararası güçlerden oluşan koalisyon güçleri havadan destek vermeye başladı. Ama savaşın kaderini belirleyen şey direnişin evden eve örgütlenmesiydi. Savaşçılar neredeyse günlerce doğru dürüst bir şey yemeden- uyumadan savaşarak İŞİD’i püskürtmeyi başardılar. Savaşçıların kurşunları bittiği yerlerde, bedenlerini patlatarak saldırıları püskürtüler. Bunlardan bir tanesi de zeytuni bakışlı Arîn Mîrkan’dı.

İşte o güne kadar Suriye ve Irak’ta insanlığın başına bela olan İŞİD terörü, o günden sonra adım adım yok oldu.

İŞİD terörü adeta çağları aşıp gelen bir barbarlığın temsilciydi. İnsanları diri diri yakan, kafalarını kesen, sivil-asker ayrım yapmadan, bütün dünyanın gözü önünde insaları acımasızca katlediyordu. Avrupa’nın bütün büyük şehirlerinde yüzlerce eylem sonucu binlerce insan öldürdü. Sadece Fransa’nın başkenti Paris’te bir günde 150’te yakın kişi öldürüldü.

İşte Kürtler, dünyayı böyle bir beladan kurtardı. Buna rağmen uluslarası güçler, Kürtleri, kendi kirli çıkarları uğruna görmezlikten gelmeye devam ediyorlar. Bununla birlikte İŞİD terörü ile iş tutanları ise istedikleri kalaylığı sağlıyorlar. Bunların başında Türkiye devleti gelmektedir. İŞİD’in büyümesinden ve yayılmasında önemli rolleri ve yardımları oldu. Türkiye devletinin yöneticileri birçok kere İŞİD’i destekleyen demeçler verdiler. Hatta dönemin Türkiye başbakanı olan cihadcı Ahmet Davutoğlu, İŞİD’çiler için, “birkaç öfkeli genç” diyecekti. Türkiye devleti bütün sınırları, İŞİD’cilerin elini kolunu sallayarak geçtiği ve aynı zamanda dünyanın dört bir yanın da topladıkları elamanların geçiş güzergahı oldu.

Netice de İŞİD yenildi, ama bu sefer Türkiye İŞİD’in yarım bıraktığı işi tamamlamak için her taraftan saldırmaktadır. Türkiye için hiçbir tehlike arz etmeyen Rojava’ya böyle saldırılması; uluslarası hukuka aykırı olmasına rağmen kimse bir şey dememektedir.

Türkiye’nin amacı kendi içindeki siyasi ve ekonomik krizi, Kürtlere saldırarak kapatmaya çalışmaktadır. Afrin’de başlattığı işgal hareketini bütün Kürdistan sınır bölgelerine yaymak istemektedir. Böylece hem Kürtlerin bir statü elde etmesini engellemek hem de Kürdistan parçalanmışlığını kalıcı hale getirmek istemektedir.

Eğer Türk devleti kendi beka sorunu olarak Kürtleri görüyorsa, Kürtlerin de kendi varlık ve yoklukların önünde en büyük engel olarak Türk devletini görmeleri gerekir. Ve kendi kaderini tayin etme konusunda daha farklı arayışlara ve ittifaklara gidilmesi gerekir. En öncelikli hedef ulusal birliktelik ve ortak hedef etrafında toparlanmak olmalıdır. Türkiye, Irak Kürdistanın’da ekonomik ve siyasi işgal yoluyla, Rojava da ise savaşla demografisini değiştirmeye çalışmaktadır. Eğer bu saldırılar doğru anlaşılmasa daha birçok şehrin harabeye döndüğünü göreceğiz.

Musa’nın bakışı adeta tarih ile bir hesaplaşmadır; şehirleri viraneye çevirenlere karşı, özgürlük duruşudur. Çünkü bir şehir sadece binalardan ibaret değildir; toplumun hafızası, anıları, kültürü, umudu ve geleceğidir…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.