DOLAR 5,7790
EURO 6,5303
ALTIN 257,3
BIST 94.332
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Parçalı Bulutlu

KÜLTÜREL KİMLİK VE AİDİYETİN ŞİDDETİ

29.03.2019
A+
A-

İnsanları ve kitleleri sürü halinde saldırganlaştıran kavramlardır, kelimelerdir; o kavramların kimlikleştirilerek toplumlarda ve kitlelerde karşılığını bulan anlam ifadesi ise aidiyettir, sahipliktir ve var olmadır.

Faşizmi sadece eylem ve örgütlenmesiyle değil, yarattığı dil, öne çıkardığı kelime ve kavramlarla diğer siyasal-toplumsal oluşumlardan ayırt edebiliriz.(Victor Klemperer)

Türkiye’de Faşizmin, ötekileştirmenin ve nefretin örgütlendi alan yerli-milli, Müslüman-Türk, dinci-milliyetçi, bayrak-vatan gibi gündelik kavramlar üzerinden genişletilebilir. Hatta daha da ötesinde, düşünceleri filtreden geçmeyen bağnaz muhafazakar entelektüeller bağını, kul köle hegemonyasından kurtaramayan aydınlar; şekva etmeyin, biat ve Cihat ediniz kelimelerini çok kullanırlar. Çünkü şekva özünde eleştiri ve isyanı, biat ise kulluğu ve egemenliği kabullenmektir. Cihat ise herkesin malumu, cinsiyetçi fantezilere kadar indirgenmiş. Aslında bu kimlikler, içinde tahakkümü yani baskıyı barındırır. Tahakküm ise beraberinde şiddeti doğurur ve yok etmeyi dayatır. Misal bayrak-namus, askeriye-peygamber ocağı… Atfedilen anlamlar, kan ve putlaştırma. Eleştiriyi ve dahilinde hatayı kabul görmez. Çünkü içinde kutsallığı barındırır, dokunulmazlığı var. Dokunulmazlık olduğu için de şiddet ve baskı ile kendini tanımlar ve kitlelerde böyle hayat bulur. Tahakkümün özellikle geleneksel bir kültür halini almış Ortadoğu’da kök saldığını ve onun ayağı olan kitlelerin, bireylerin ve iktidarların da kendilerini böyle tarif etmek zorunda kaldığını görmekteyiz.

Görünürdeki İslami bir rejim veya baştaki şahıs, toplumun karakterini, kişiliğini, rengini çok iyi temsil eder. Bugün müslüman alemindeki yönetimlere bakıldığında, geneli dikta rejimleridir. Ağızları kanlı birer canavardırlar. Bu canavarlar bizim içimizden çıkıyor, bunları biz besliyor ve kutsuyoruz. Neticede bunlar bizim aidiyetlerimiz ve bizi çok güzel tarif eden kimliklerimizdir.

Ortadoğu ülkelerinde (TR, İran, Arap ülkelerinde) özgürlükçü anlayış ve demokrasi kavramının tanımı milliyetçiliğin saplantısına bağlıdır. Modern batı ülkelerinde ise Vatanseverlik algısı, özgürlükçü ve muhalefet ile tanımlanmaktadır.

Paleolitik vahşetten (Gordon Childe), eskinin Ortadoğusunda ve yakınçağ Mezopotamya’sında birçok etnik grup ve otokton yerli halkın yanı sıra, birçok kimlik kültürel olarak sürekliliğini korumuştur. Ama milliyet kavramı, birleştirici bir güç olmamıştır. Ortadoğunun Helenleştirilmesi, Romalılaştırılması, Hristiyanlaştırılması ve İslamlaştırılması (Bernard Lewis) sonucu gelen istilacı egemen kültürle beraber, yeni bir uygarlık doğurmuştur. Birbirilerinden farklı yaşamış olsalar da, kültür, sanat, inanç ve yaşam tarzı bakımından zenginliklerini korumuşlardır.

Eski Yakındoğuda, inanç baz alınarak kavim (modern anlamda millet ) veya aşiret konfederasyonları olarak tanımlanan halkların içindeki yaşam farklı olsa bile, içteki siyasi ve ticari rekabetler toplumun bürokrasideki aidiyetini gösterirdi. Ancak klasik millet sistemi ve etnik dayanışmalar temel bir kimlik olgusunu veya kökten bir bağlılığı ifade etmiyordu. Hatta Modern çağa kadar, kendilerine Arap veya Türk dediğimiz kavimler, kendilerini böyle bir kimliğin içine hapsetmemişler. Ümmetçi bir kimlik üzerinden veya Osmanlı tebaasındanım diye tarif etmişler. Dilleri Türkçe olsa da, İstanbul’da yaşayan diğer milletler veya diğer şehirlerdeki insanlar, kendilerini Türk olarak adlandıramazlardı. “Türk adını ‘Anadolu’nun ilkel köylüleri ve Göçer’leri için kullanırlardı.

Benzer şekilde, Mısır ve Bereketli Hilal’deki Arapça konuşan toplumlar, dillerine Arapça dedikleri halde, Arap adını çöl kıyılarındaki yaşayan Bedeviler (vahşiler) için kullanırlardı.” (Bernard Lewis)

Hatta Vahdettin El Ahsam gazetesindeki 16 Nisan 1923’te Osmanlıca ve Arapça yayınlanan bildiriden Türkler için, “Türkler dini soyu sopu yurdu belirsiz karmakarışık bir cahiller sürüsüdür.” tanımı yapılmıştır. Sonradan, Anadolu’da sunni bir bir şekilde yeni bir ırk oluşturmanın adı Türk oldu…

Müslüman-Türk, dinci milliyetçi, yerli ve milli kimliği saldırgan ve yok edici bir kimliktir. Çünkü bunlar Anadoluda var olan ortak kültürlerin yok olma nedenidir aynı zamanda. Bu bağlamda “medeniyet için bir kayıptır.“ (Frantz Fanon)

Türkiye’de iktidarın geleneğindeki kapsayacı alan millî dir, Türkçüdür; tekleştirici ve ötekileştiricidir, eşitlikçi ve halkçı değildir.

Sonuç itibariyle Türkiye ’deki politik iklimin havasına bakıldığında şiddetin dili canice bir hal almış, gücü elinde bulunduranlar haydutlaşmış; ölümün normalleştiği, üçkağıtçılığın gerçek diye yutturulduğu, adaletsizliğe bekçilik yapıldığı yer haline gelmiş.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.