DOLAR 5,7549
EURO 6,4021
ALTIN 276,3
BIST 99.498
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Kürde kıymak

10.01.2019
A+
A-

AZİZ GEZİK

Sakarya’da baba ve oğula yapılan korkunç saldırı bana uzun yıllardır tanıdık bir arkadaşın, seneler
önce Sakarya’da yaşadıklarını hatırlattı.

Toplumsal bir bilincin gelişme şartları oluşmadığı sürece maalesef ki Türkiye benzeri örneklerdeki gibi takvimler yirmi sene öncesini veyahut yirmi sene sonrasını gösterir ama bu pek fark etmez; tarihler aritmetiksek bir değişiklikten öteye bir gitmediği gibi sorunlar da hep aynı kalmaya devam eder.

Sakarya’daki katliam, ilk değildi ve görünen o ki son olma ihtimali de pek gözükmüyor. Katilin
pişkince kameralar karşısındaki dedikleri ise yaşananların ne derece tehlikeli bir noktaya geldiğini
kanıtlar cinste. Hem katlediyor hem de övünerek bunu tekrar yapabileceğini söylüyor. Caninin zehirli sözleri ‘kıyamet alametleri bu mu yoksa?’ dedirtiyor.

Kürt sadece bugün Sakarya’da kafatasçı düşüncelerle beyni sulanan bu lümpen faşistin silahından
çıkan kurşunlarla ölmüyor. Sayısız diyebilecek kadar benzeri saldırılarla en azından yakın yıllarda
defalarca ölüyor, sadece yakın tarihte değil uzak tarihe bakınca da Kürd’ün tarihi, büyük
oranda sömürgecilerinin elinden sistemli büyük-küçük katliamlarla kan gölüne çevrilmiş bir durumda. Sakarya’daki katliam bu lanetli sürecin en az organize edilmiş en küçük örneğidir. Fakat bir insanın sadece Kürt olduğunu söylediği için açıktan bir şekilde katledilmesi Kürd’ün artık öldürülmesinin de sıradanlaştırıldığını bize göstermektedir.

Peki bu gidişat bu şekilde önü alınamadığı yerde bu ülkeyi götüreceği yer neresi olabilir?! Bunu
tahmin edilmesi de zor değil. Telafisi pek de mümkün olmayan büyük bir sona neden olacağı,
halklararası çatışma ortamı ortaya çıkartacağı kesindir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi milliyetçi,
ırkçı düşünce yapısından her durumda arasına kalın bir duvar ördüğü gibi kitlesini de evrensel insani
değerler çerçevesinde örgütlemiş ve bilinçlendirmiştir. lktidar denilen canavarın her dönem ideolojik
örgütleme aygıtı olan din ve milliyetçiliği hiçbir zaman pragmatik bir araçsallıkla ele almadı. Hep ilkeli
ve devrimci bur tutum temelinde bu iki olgu ve alana yaklaşım göstermiştir. Lakin, bu son bir kaç
senedir yaşananlar ve üstüne Sakarya’daki katliam bize gösteriyor ki bu vahşi saldırıların birincil
sorumlusu de tabi ki faşist devlet çetesidir. Her şeyin bir karşılığı gibi bedeli de var. Kürt düşmanlığının
zirve yaptığı ya da yaptırıldığı bu coğrafya cok şeyleri belki bugüne kadar yitirdi, lakin bundan sonra
yitireceklerinin boyutu tüm zamanlarin ötesine geçeceğini çıkarıyor ortaya. O yüzden, her alanda ciddi bir örgütlenme ve kenetlenmenin AKP ve MHP faşist blokuna karşı geliştirilmesi gibi bir zorunluluk da çıkıyor ortaya. Salt seçimlerle sınırlı kalmayan, toplumun tüm hücrelerine kadar ulaşacak, ülkenin bir başından diğer başına kadar uzanacak bir örgütlenme iddia ve pratiği sadece olası katliamlara değil bir bütün bu topraklarin ekmek su kadar ihtiyaç duyduğu barış özgürlük ve demokrasi içerikli onurlu bir yaşamın da hayata geçmesini sağlayacaktır.

Arkadaşın yaşadıklarına geçelim şimdi. 1999 senesinin ‘tozu toprağı’ içinde Mayıs’ın bir günü.
Arkadaşım İzmirden kalkarak Sakarya’ya gider. Sakarya E Tipi Cezaevi’nde tanıdıkları bulunmaktadir.
Onlari ziyaret edecektir. Uzun bir yolculuktan sonra Sakarya’ya varır. Merkez İlçe olan Adapazarı’nda
bulunan cezaevine gidecek dolmuşa binerek cezaevinin kapısına gelir. Görüşeceği arkadaşlarıyla
herhangi bir akrabalık veya soyisim benzerliği olmamasına rağmen rahat bir şekilde arama
noktalarından geçerek ziyaret mahalline geçer. Çok özlediği arkadaşlarını görür, zamanın biriktirdiği
özlem son dakikaya kadar yapılan ziyaretle bir nebze olsun giderilmeye çalışılır. Son söylenenler
bitince gözleri arkada kalarak çıkar ziyaret yerinden. Bahçeden nizamiye kapısına doğru gider. Orda
bulunan kimliğini alarak tekrar garaja gidip İzmir’e dönücektir. Kendi kimliğinin olduğu kutuda
kimliğini göremez. O esnada bir terslik olduğunun farkına varır. Ordaki askere ismini söyler. Asker
bakar kutuda kimliğinin olmadiğini görür ve birden aklına birşey gelmiş gibi arkadasa dönerek, “sizin
kimliğiniz komutanda, komutan sizi görmek istiyor» der. Arkadaşım , askerin kendisine söylediğine
karşı o güne değin yaşadığı sayısız gözaltına yeni birinin ekleneceğini anlaması zor olmaz. Önden
giden askerin peşine takılarak komutanın bulunduğu odanın penceresinin önüne gelirler. Komutan
pencereyi açarak “Ali Diren sen misin?” diye sorar. Arkadaşım “evet , benim” der. Arkadaşımın
kimliğini elinde tutarak “aranman varmış, seni jandarmaya teslim edeceğiz” der. Defalarca gözaltı
yaşamış genç arkadaşım itiraz etmenin fayda etmediğini bildiği için çok ses çıkarmadan sessiz kalarak
olasi durumlara göre kendisini hazırlamaya başlar. Kısa süre içinde gelen jandarma minübüsüne
bindirilerek Sakarya Jandarma Alay Komutanlığının yoluna düşerler. Hemen şehrin dışında olan
komutanlık çok büyük bir alandadır. Oraya vardıklarında sağlı sollu jandarma eşliğinde küçük bir
bekleme odasına alırlar onu. Başında bir asker koyarak bekletirler orda. Yanına gelen komutan neden
kaynaklı tutulmuş olduğunu belirtir. Kısaca aranması vardır. Daha önce cezaevindeyken kendilerine
yönelik yapılan gardiyan – asker saldırılarına karşı yaptıkları savunmalardan dolayı «devlet malına
zarar vermek», «görevli memura mukavemet ve alıkoyma» gibi suçlamalarla hakkında dört tane
dava açılmıştır ve hiçbirine gitmeyince hakim gıyaben tutuklama kararı çıkartmıştır ifadesi alınması
için. Konu budur. Yalnız gün Cuma’dır ve akşam üzeridir . Mesai saati dolmuştur ve bu nedenle
Pazartesi’yi beklemek zorundadir arkadaşım. Toplam dört gün boyunca burda kalacaktir. Gündüz
bekleme odası gibi bir yere alınırken akşam da Alay Komutanlığı’nın iki kat altındaki rutubetli izbe
hücrelerde kalacaktır. Battaniye diye kağıt kadar ince ve basbaya rutubettten dolayı ıslanmış
paçavralar vardır hücrede. Yatak ve yastıklar da aynı şekilde yatılamıyacak kadar ıslaktır. Ve hücreler
oldukça da soğuktur. Önceki gözaltılardan tecrübeli olan arkadaşım, bunları sorun etmez (gerçi sorun
etse de çok bir alternatifi yoktur). Dört gece boyunca orda kalacaktır. Bu sıkıntılardan ziyade orda
şahit olduklarını asla unutmayacaktır.

Sakarya’da adli bir vakadan dolayı birileri getirilir. Akşam olunca getirilen iki kişiden birisiyle aynı hücreye konulurlar. Hücresine katılan kişinin Kürt olduğunu öğrenir. Laflamaya başlarlar. Küçücük hücrede
ordan burdan konuşurlar. Gece olunca yatmaya çalışırlar o rutubetli ranzalarda. Kapının sesiyle arkadaşım uyanır. Yanında kalanı kişiyi çağırırlar. Gözlerini bağlayarak hemen hücrelerin karşısındaki bir bölüme götürürler. Kısa bir süre sonra işkence sesleri gelmeye başlar, evet, yanından gözlerini bağlayıp götürdükleri kişiye şimdi işkence yapiyorlardır. Arkadaşım o işkence çığlıklarını saatlerce dinlemek zorunda kalır. Kürdün saatlerce işkence edilmesine milliyetçi birilerinin hırsızlık iftirası yetmiştir. Saatlerce işkenclere maruz kalan Kürd’ün tüm anlatımlarını dikkatle dinleyen arkadaşım, onun hırsız olamayacağını, ırkçılığın ürünü olan bir iftiranın kurbanı edilmek istendiğine ikna olur.

Sonra beraber kalmalarını tehlikeli bulacaklar ki, onları ayırarak farklı hücrelere koyarlar, onu bir daha görmez.

Arkadaşım gündüzleri bekleme odasına çıkartılmaya devam edilecektir. Ertesi gün alkollü araç kullanmaktan ve aranması olan genç biri getirilecektir o beklenme yerine. Peşi sıra gencin babası ve annesi de genci ziyerete gelirler. Oda oldukça küçük bir yerdir. Genç olan alkollüdür epey. Sanki bela ararcasına küfürlü konuşmakta, arada sesini yükseltmekte, arkadaşıma garip bir göz ifadesiyle bakmaktadır. Sanki arkadaşımdan rahatsız olmuştur. Bu bekleme süreci devam ederken, birini daha getireceklerdir oraya. Bu sefer gelenin gözleri görmüyordur, yani kördür. Getirilme nedenini öğrenince arkadaşım kahkaha atmamak için kendini zor tutar. Askerlik için almışlar gözü
görmeyeni. Güya körlüğüne dair bir bilgi gelmemiş kendilerine. Buna karşın gözleri görmeyen, yirmili yaşlardaki genç de kör olduğunu kanıtlamaya dönük arkalı sıralı şeyler anlatacaktır. Bunların hepsi de arkadaşımın gözleri önünde cereyan eder. Trajik mi komik mi, anlaşılması zor bir durum gerçekten.

Alkollü olan gencin babası da ordadır zaten. Bu sefer o konuşmaya başlar. Nutuk çeker birkaç sefer çevresine. Sonra kendi yaşamına dair anlatımlara girer. İşte burda yaşananlar, sahit olunanlar aslında yirmi sene sonrasında yaşanacak baba oğul faşist saldırısının kuluçkaya yatan kafatasçılığın açık bir beyanı niteliğindeki sözleridir. Adam anlatımları esnasında arkadaşa bakacak ve merak edecektir. «Sen niye buradasin..?» diye arkadaşıma soracaktır. Arkadaşım bu yobaz atmosfer içinde ‘siyasi’ nedenlerle alındığını söylemesine gerek duymaz, bellidir bu baba oğul çok da demokrat, normal insana benzemezler. Askerlik ile ilgili olduğunu söyler arkadaşım. Adam arkadaşımdan şüphelenmiş olucak ki, politik konulara yönelecektir. Adam da oğlu gibi alkollüdür bu arada. Adam,
seksen öncesinde sendikacıdır. Arkadaşım bunu duyunca, solcu demokrat mı acaba diye tam düşünecekken, adamın azılı bir faşist olduğunu anlaması uzun sürmez. Adam faşist bir sendikadayöneticidir. Sebebi anlaşılmaz bir şekilde, gidip komünist bir sendikacıyı alnından vurduğunu böbürlenerek anlatacaktır . Bunu duyan arkadaşım öfke içinde bu adamin devrimci katili olduğunu anlayacaktır. Arkadaşımın çok muhattab olmadığını görünce adam, sesini keserek
bekler. Az bir zaman sonra ifade için onları ordan alırlar.

Arkadaşım, dört günün sonunda işlemleri bitince serbest kalacak ve bu şahit olduklarını İzmir’e
dönüşte otobüsün içinde düşünecektir hep.

Üzerinden tam yirmi yıl gecen bu yaşananlardan sonra Sakarya’daki olay gelişince ve katil yakalanıp
ifadeleri kamera önünde açığa çıkınca hemen arkadaşım Ali Diren’ in aklına o fasist sendikacı
gelir. Arkadaşım olayı duyup görüntüleri de görünce, beni aradı. O konu üzerine konuştuk.

Evet, Sakarya ve maalesef Ananadolu’nun büyük bir kesimi, faşist dinci oy yatağı konumundadır.
Kaynak böyle olunca, ortaya çıkanın da bu şekilde lümpen faşist bir katil olması da ne yazık ki
imkansız olmuyor. Tesadüfi değil aksine sistemli bir şekilde düşünme fonksiyonları iğdiş edilen bir
toplumun ne derecede tehlikeli sonuçlara yol açtığını İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in sınırsız
desteklenmesi ve iktidara getirilme sürecinde görmüştük.

Türkiye’de yaşananlar İkinci Dünya Savaşı’nın Almanyasi’nda yaşananların çarpıcılığından az önemde
örnekler değil. Nicel durum farklı olsa da niteliğine bakınca kimi konularda Hitler Almanyasını bile
geride bırakan pratikler olduğunu görmek mümkün. Naziler tüm Avrupa’yı belki işgal ettiler ve tarihin
en büyük trajedilerinin gelişimine neden oldular fakat onlar bile kimsenin diline kültürel özelliklerine
kimi istisnai durumların dışında karışmadılar. Bu bile AKP ve Devleti’nin pratiğinin ne derece korkunç
ve tehlikeli bir kafa yapısına sahip olduğunu ve bu konuda Nazileri bile solladıklarını kanıtlıyor bize.
Evet ırkçılık , üstünlük arayışı başkası üzerinde despotluk kurma isteği en başta tedavisi zahmetli bir
hastalıktır ve bu konuda nazilerin ellerine kimsenin su dökmesi mümkün değilken, görebildiğimiz
kadarıyla AKP ve Devlet geleneği bunda da oldukça ‘başarılı’dır.

Burda iktidarların toplumu bu kadar denetimleri altına almalarında devrimci demokrat muhalif
Kesimlerin, yani bizlerin de sorumluluk payı çıkıyor ortaya. Belki bu konudaki cumhuriyetle yaşıt sol
muhalif geleneğin pratik izdüşümü daha parlak olabilseydi, ne Sakarya’daki vahşet ne de sayısız
benzeri vaka meydana gelebilirdi. Ve özellikle sistemin milliyetçilik yöntemiyle son dönemde Anadolu
insanını düşürdüğü tuzağın boşa çıkması da mümkün olabilirdi . Sanırım muhattapların
ciddi bir özelleştiri vermeyle işe başlamaları en doğru başlangıç noktası olacaktır.

Arkadaşımın yirmi yıl önce aktardığı gibi, Bir baba ve oğlunun sadece KÜrtçe konuştukları için katledilmesi gösteriyor ki bu azılı zihniyet yapısının yirmiyil içinde bir arpa boyu kadar yol katetmediği gerçeğini gösteriyor bize! Ve bu zihniyetle beraber aynı kaldığı , ya da yerinde saydığı ender ülkelerden biri olduğunu kanıtlıyor tekrardan bu cinayetle Turkiye. Kabullenmesi mümkün olmayan nokta da burası zaten.

Ne diyordu TC’nin ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt Eylül 1930’da Ödemiş’in Gölcük yaylasındaki kayda geçen utanç belgesi konuşmasında, «Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır». lşte Cumhuriyet bu gibi Hitler ve Nasyonel
Sosyalizm hayranı kafatasçıların eseri olarak kodlanmıştır. Bu konuşmanın üzerine 90 yıl gibi insanlığın büyük gelişme birikimi oturmuş olsa da varlığını bu kodlamalara borçlu olan faşist sistem Sakarya’da olduğu gibi kendini en ilkel şekilde ortaya çıkarmaktan geri durmuyor. Vakti gelen herşey aşılmak gibi bir zorunluluk taşır. Elbette bu zihniyet tüm ısrarlı ayak diretmelerine rağmen, çıkrık makinesi misali tarihin aşılanları tarafına atılmaktan kurtulamayacaktir. Sakarya’da oğlunun yanında babasını katledip oğlunu da ağır yaralayan örnek bunun mutlaka gerçeğe döneceğini anlatıyor bize.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.