DOLAR 5,8039
EURO 6,5456
ALTIN 238,0
BIST 97.167
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Hafif Sağanak

Leyla’ların Tarihi Direnişi

24.01.2019
A+
A-

Bir insanın ölümüyle eksilirim ben, çünkü bir parçasıyım insanlığın; işte bu yüzden sorma çanların kimin için çaldığını, çanlar senin için çalıyor” Ernest Hemingway

İrfan Arslan

Kürdistan son yüz eli yıldır adeta savaş muhaberesi gibi; şehirler, tarihi mekanlar, doğa, adeta hallaç pamuğuna dönüştü. Dört parça Kürdistan’da ölümün girmediği ev, acının dokunmadığı yürek kalmadı. Kürtler “medenî” dünyanın gözü nünde büyük kıyımlarda geçtiler, doğuştan gelen hakları gaspedilip, yıllarca yasaklı kaldı. Kürtler yine de gerek dünya emperyalist egemen devletlere, gerekse bölgesel sömürge devletlerine karşı pes etmeden özgürlük düşünün peşinden koştular. Her dönem kendi öncüsü ve başkaldırısını yaratı. Rewanduzlu Mehmmed Beg, Şeyh Nehri, Mîr Bedirxan, Simko, Şeyh Sait, Seyid Rıza’lardan günümüze kadar bir silsile şekilde devam etti. Botan, Behdinan, Berzan ve Serhad’ta onlarca sefer oldu, direnişler kırıldı, katliamlar yapıldı ama egemenin zaferi asla olmadı. Direniş liderleri alçakça katledildiler, ama hiçbiri onursuzluğu ve teslimiyeti kabul etmediler.

Kürt halkı bu süre zarfında yediden yetmişe bu savaşın bir parçası, hedefi, bedel ödeyini oldu. Adeta biyolojik yaş sınırı ortada kalktı. Egemenin gözünde Kürdistan’da her neferin varlığı birer potansiyel suçlu olarak görüldü. Sadece insanlara da değil; dağlara, taşlara, kuşlara, nehirlere, tarihi miras kalıntıları dahil bu saldırıların hedefi haline geldi ve hala olmaya da devam ediyor.

Bu tarihi zorlu koşullar altında her dönemde Kürt kadınları, erkeklerle omuz omuza mücadele ettiler. Ortadoğunun köhne eril ve feodal düzenine meydan okurcasına. Koçgiri’de Alişer Beg’in yanında Zarife Hanım, Dersim’de Seyid Rıza’nın yanında Bese Hanım, Berzan’da Leyla Qasım, Amed Zindanlarında Sakine Cansız, Rojava’da Arîn Mîrkan, İran’da Şirin Elemhulî vardı. Kürdistan’ın bu yiğit kadınları eylemleriyle birer tarihi simgeye dönüştüler. Kendi dönemlerinin koşullarında eylem, düşünce ve direnişleriyle birer öncü oldular. En doğru zamanda en büyük direnişçiler oldular.

Kobani savaşı sürecinde hastaneye on sekiz yaşlarında Leyla adlı yaralı bir savaşçı getirmişlerdi. İŞİD terörün attığı havanın şarapnel parçası elinin etlerini uçurmuştu. Leyla’nın bu dayanılmaz fiziki acının karşısındaki tavrı tarif edecek tek kelime bile yoktu. Yaşadığı acıya rağmen ağzında çıkan tek bir cümle vardı; “ nasıl olur da yaralanıp Kobani kurtuluş hamlesine katılmadığına” üzülüyordu. O gencin tavrı; İnsanın bütün sıradanlığı karşısında, aynı zamanda muazzam bir anlama ve kavrayış gücüyle çelikten bir iradeye nasıl dönüşebileceğin en somut örneğiydi.

Kürdistan’da yaratılan böyle bir ruh var. Bu ruh herkese bir şekilde bulaştı. Sadece bu ruhun kendi farkına varılması gerekir. Tıpkı Amed zindanında Leyla Güven’in neredeyse üç aya giren direnişi gibi.
Türkiye’de insanlar barışı savunmak ve devam eden savaş durumunu durdurmak için tekrardan açlık grevlerine başladılar.

HDP Hakkari tutuklu milletvekili Leyla Güven’in başladığı süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi 79.güne girdi.
Leyla Güven, açlık grevin gerekçesini, “Abdullah öcalan üzerin de devam eden beş yıllık tecridin kaldırılması, Kürt sorunun demokratik ve diyalog ile çözüm için görüşmelerin tekrar başlatılması” olarak açıkladı. Talepleri çok insani ve yerindedir.

Leyla Güven’in bu kararından sonra Kürt halkının örgütlü olduğu hemen her yerde destek açlık grevleri başladı. Özelikle cezaevlerindeki politik tutsaklar ve diasporadaki Kürtler de süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine kitlesel katıldılar.

Kürtler özgürlükleri için her türlü yolu denediler ve denemeye devam ediyorlar ama karşılarındaki güçlerin tek bir yöntemi var: şiddet ve savaş. Bu bir zülüm ve barbarlıktır.

Leyla Güven’in bu eyleminin amacının iyi anlaşılması gerekiyor. Anladığımız şeyin ciddiyeti belki bizi doğru bir tutum almaya yönlendirebilir. Kürtlerin hak ve özgürlükler mücadelesinde geldiği nokta, tam bir kavşağı ifade ediyor. Bu kavşağın dört bir yanı adeta sonsuz uçurumlarla çevirili. İşte Leyla Güven bu kavşaktaki bariyerleri korumaya çalışmaktadır. Sonrasının tufan olduğunu çok iyi farkındadır. Şu anki organize olmuş faşist güruh, kendileri dışında hiçbir şeye yaşam hakkı tanımıyor. Ve karşılarında duran her şeyi yıkıp yok etmek istiyorlar. Leyla Güven bedenini açlığa yatırarak, eriye eriye bu zulme siper etmiş durumdadır. Bunu görmemek, bunu görmezlikten gelmek, buna sıradan sıradan yaklaşmak vicdansızlık, onursuzluktur. Eğer insanlar hemen bir şeyler yapmazsa, tıpkı daha önce tanık olduğumuz benzer trajediler kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden yerinde durmanın zamanı değil, herkes yanındaki ile bu direnişe katkı sunsa faşizm yerle bir olacaktır. Bu yüzden Hemingway’in dediği gibi vicdan Çan’ları bizim için çalıyor. Hemen bir şeyler yapılmazsa yarın çok geç olabilir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.