DOLAR 5,8587
EURO 6,5329
ALTIN 279,4
BIST 97.324
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu

Leylamızı yaşatalım, muhteşem sona ulaşalım

24.01.2019
A+
A-

Açlık greviyle 80. günlere dayanan Leyla Güven ve yoldaşları, Akp çetesine karşı üzerlerine düşen
tarihi misyonun gerektirdiği biçimiyle, büyük bir sorumlulukla hareket ediyorlar ve sonuç alıncaya
kadar, Öcalan üzerindeki görülmemiş mutlak tecrit ve izolasyon son buluncaya kadar, zafere
kadar asla geri adım atmayacağiz diyorlar. Ölüm olsa da Chevari birşekilde ölüm hoşgeldi sefa geldi
diyorlar. Akp’nin ülkeyi soktuğu hapishane sessizliğine karşı birileri olmalı, birileri bu
haydutların karşısına çıkmalı ve göğsünü siper etmeli bu zulüm tufanına, ve ancak böyle son verilebilinir
bu çete ve uygulamalarına diyorlar. Öncülük diye sürekli bilinemezciliğe mahkum ettiğimiz şey de tam
böyle birşey değil mi sanki. İşte öncülük – sorunsal yumağımızın en net çözümünü bize gösteriyor bu
eylemle Leyla ve Yoldaşları.

Özgürlük Hareketi’nin kırk yılı aşan özgür birey toplum mücadelesi kendi bağrından sayısız parlak
öncülük örneklerini açığa çıkartırken son aşamada Leyla ve Yoldaşları’nın ortaya koydukları pratik, bu
geleneğin en değerli örneklerinden birine dönüşmektedir.

Bedeniyle öncülüğün sınanması elbetteki bu pratiğin en yüce ve en acımasız tarafını oluşturuyor.
Sürecin buraya nasıl geldiği, nasıl aşılacağı ve bunun için ne yapmak gerektiği gibi sorulara en doğru
cevap vermenin adresidir bugün ısrarla sürdürülen açlık grevleri. Toplumun üzerine serilmis olan o
karamsar örtü de bu direniş mücadelesiyle yırtılmakta, yeni bir motivasyon süreci geliştirmektedir.
Hepimizin de en çok ihtiyaç duyduğu buydu hiç şüphesiz. Yani öncülük ama doğru, ısrarlı, ama bilinçli,
ama örgütlü. Bunları kendine temel hareket ve motivasyon noktası olarak alan her pratik
eylem çaba üç aya ilerleyen açlık direnişi biçiminde yürekte ve bilinçte kesinkes zaferi
kucaklıyabiliyor. M.Hayri Durmuş’ların büyük ölüm orucu da bu kapsamda kendisinden sonraki tüm
zamanları belirleyen içeriğiyle zaferin en parlak biçimini kazandığını söylüyorsak, Leylaların da bugünden
bunu başardıklarını söylemek abartı olmayacaktir.

Özenle irdelememiz gereken diger bir konu da hiç şüphe yok ki içinde bulunduğumuz psikolojik ruh
halimizdir ve bizlerin yetersiz refleksleridir. Maalesef bu görkemli direnişe yeterli dolgun bir cevap
verilememekte bir türlü. Elbette her çaba kıymetlidir, lakin 78. güne varan bir açlık grevi direnişi için imza kampanyaları başlatmak sosyal medya üzerinden, içinde bulunduğumuz ruh hali ve motivasyonu ele vermektedir. İki buçuk ayı aşan bir ölüm orucuna karşı yapılacak imzanın çoktan zamanı ve anlamı geri de kalmıştır. Zamanla yarışın başladığı bu süreç için, tek seçenek var! O da bu olağanüstü sürece denk düşecek bir seferberlikle , daha sıkı üstün disiplinli ve koordinasyonlu ve eşgüdümlü bir odaklanmanın yaratacağı ve kimin elinden ne geliyorsa onun yapılabileceği bir hareketliliğin oluşturulmasıdır. Kitle psikolojisi denilen bir kavram var ve elbetteki yurtsever devrimci kitle açısından da bağlayıcılığı var bu kavramın. Bir zamandır kitleler harekete gecirilemiyorsa, kitle psikoloji ve sosyoljisiyle alakalı olduğunu görmek lazım. O halde ‘oyunu kuralına göre oynayacaz’.

Zamanin ruhunu okurken, gereği neyse onu yapacağız. Çok değil hemen yakın zamanlarda bu halkın sonsuz emeğiyle yaratılmış iradesi ‘öncülere’ teslim edilmisti. Beklenti her şart altında yaratılmış olan bu değerlerin sahiplenilmesi korunması ve büyütmenin emekçisi olmalarıydı. Akp devletinin ülkeyi tam anlamıyla karanlığa boğmadığı ve özelde de özgürlük mücadelesinin fedakarlık ve çabalarıyla açığa çıkan çatışmasızlık sürecinde ciddi
bir aday enflasyonu söz konusuydu. Belediye ya da vekillik seçimlerinde ne kadar adayın ortay çıktığı
hepimizin malumu. Lakin masabaşı, bürokratik ‘yurtseverlik’ süreci miadını doldurup yerini gerçek
anlamda bir yurtseverlik isteyince süreç maalesef ki o adayları, vekilleri, belediye başkan ve
çalışanlarını , kurum sözcülerini yaninda bulamadı bu halk. Bunun tümden böyle olduğunu söylemek,
kimi emek örneği ‘çalışanlar’a haksızlık olucaktır. Her gün Akp devletinin baskısına maruz kalan
parti ve kurum çalışanı, vekili canla başla halkıyla yanyana polise direnmekte, tazyikli sulara,
hakarete, fiziksel şiddete maruz kalmakta yine de geri adım atmamaktalar. Lakin büyük bir seçilmişler
topluluğu maalesef ki yılların emeği ile yaratılmış güven ilişkisini sınıfta kalan teslimiyetçi
pratikleriyle hiç de hakları olmadığı halde zedelemişlerdir. Yaşanan kaotik durumdan çıkmanın ilk
şartı bu sürecin her yönüyle ciddi bir muhasebesini ve hesabını görmektir. Dünyanın hiçbir devriminin bu
gibi sarsıcı sonuçları ciddi bir hesaplaşmaya çevirmeden gerçekleşmediğini unutmamak gerekiyor.
Leylaların direnişi, PKK Lideri Öcalan’ın yaşam, siyaset yapma ve güvenlik haklarının güvence altına
alınması için olduğu gibi, bu ciddi kriz sürecini de gidermeye yönelik bir çıkışın kapısı olduğunu da bilmek
gerekiyor.

Sayısız onur sayfalarıyla dolu olan direniş geleneklerinden en onemli kilometre taşlarından biri de
elbetteki zindan direnişleridir. Özellikle Amed Zindanı bu tarihin odak noktasıdır. Direniş
mücadelesinin kök hücresi nasıl ki Amed ise, orda kurdukları cinayet kampıyla Kürdü ve özgürlük
hayalini orda boğacak ve hatta onu tanımsız bir hale getireceklerdi. Mazlumlar’dan, Dörtlere, Kemal
Pir’e varan direniş hattı bu ham hayali Esat Oktay şahsında sömürgecilerin kursağında
düğümlemiştir. Orda yürütülen mücadele tarihsel bir hesaplaşmanın adıydı. Bu tarihi direniş, yok
olma eşiğine getirilen bir halkın küllerinden yeniden yaratımıydı. Mazlum Doğan’ın yoldaşlarına
«sesimizi halkımıza ve insanlığa taşıyın» derken yarattıkları çelikten barikatın birgün tüm
Kürdistan’da bir özgürlük halayı biçimine dönüşeceğinin güvenini taşıyordu. Nihayetinde bu kararlılık
halkından cevabını almış ve büyük bir özgürlük yürüyüşüne dönüşmüştür. Amed Zindanı’nın tarihsel
rolü işte bugün Leylaların öncülüğünde yeni baştan mevcut gidişata, zulme, hak gaspına, Kürdün
umudunu boğmaya çalışanlara müdahale ederek sürece devrimci yön vermekte.

Dün ve bu gün, an ve tarihin bir araya geldiği bu eylem elbetteki zaferi kazanmayı hakediyor. Somut
bir kazanım gerçekleşmemiş gibi dursa da, Öcalan’la seneler sonra yapılan kısacık görüşme ve
bu kararlılık inanç ve adanmışlık ısrarı bu eylemin göğsüne çoktan başarı nişanını takmayı
getirmiştir. Ve Komutan Çiyagerin dediği gibi “her ne olursa olsun bundan sonra sonu muhtesem
olacaktır.” Ama Leylamızı yaşatarak, Nafizimizi yaşatarak bu muhteşem sona ulaşalım. Bunun da
elimizde olduğu gerçeğiyle yüzleşelim. Onları yaşatalım..!

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.