DOLAR 5,6648
EURO 6,2773
ALTIN 272,6
BIST 95.286
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

Mülteci Yolculuklar (2) Yer mi Kürt’ün çocukları!

29.08.2018
A+
A-

Önümüzde karanlık bir dağ var. Nasıl yürürüz, nereden yürürüz bilmeden dağın tepesine doğru yürümeye karar veriyoruz. Saat gece olmalı biz hala yürüyoruz ve hiç bir yaşam belirtisi göremiyoruz. Zor da olsa dağ bitti, şimdi şehir ışıkları duruyor karşımızda. Ama önünde bir dağ daha var gibi. Yapacak bir şey yok devam ediyoruz. Kendimizce tahminler yaparak düşe kalka ilerliyoruz. Bazen o yol hiç bitmeyecekmiş gibi gelse de toparlıyoruz birbirimizi.

Saat sabaha yaklaşıyor ve hava aydınlanırsa yakalanma ihtimalimiz yüksek o çamurlu hallerimizle. O yüzden durmadan devam etmemiz gerekiyor, ediyoruz. Hepimizde birbirimizin sorumluluğu da var sonuçta.

Yolda gördüğümüz parçalanmış domuz leşleri ürkütse de sabah beş civarı bir köye ulaşıyoruz. Köye girmek o kadar da kolay olmuyor. Her yer iki metre boyunda tellerle çevrili. Sonunda geçebilecek bir delik buluyoruz. Tam kurtulduk derken karşımızda parlayan bir kaç göz beliriyor. Ve sonra arka arkaya gelen sesler. Meğerse hayvan çiftliğine girmişiz. İnekler karşımızda sıraya dizilmiş.

Sesler yükseliyor ineklerden, çığırından çıkıyor işler. Koyunlar inekleri, köpekler koyunları takip ederek uyanıyor. Bütün çiftlik hayvanları bizi yakalatmak için elinden geleni yapıyor.

Etrafta tek bir ağaç var oraya koşuyoruz gölgesinde saklana biliriz diye. O sırada hayvanlar amacına ulaşıyor; elinde fenerle birinin yaklaştığını fark ediyoruz. Göremiyor bizi ağaç gölgesinden ama hayvanlardaki huzursuzluktan kaynaklı da huzursuz olduğu için kamyonetle giriyor çiftliğe arka ve ön farları açıyor, uzunları yakıyor. Dolanmaya başlıyor.

Ne yapacağımızı konuşuyoruz. Onun kamyonetle girdiği yere doğru koşup çiftlikten çıksak tamamdır. Önceden ayarladığımız bir arkadaş taksiyle yakın bir yerde bekliyor. Ah bi çıkabilsek oradan tamam. Koşmayı geçiriyoruz aklımızdan. Eğer bizi fark ederse kafasına bir şey vurup bayıltmayı planlıyoruz. Zaten her şey film gibi. Bari film sahnesini tamamlayalım.

Ne de olsa bu saatten sonra yakalanmak gururumuza dokunur. Akşamdan beri kan ter içinde yürümüşüz. Sonuna gelmişiz yakalansak çok zorumuza gidecek. Neyse ki hiçbirimizin yapamayacağı kafaya vurma önerisine gerek kalmadan koşarak çıkıyoruz çiftlikten.

Köyün içindeyiz ağaçlık bir yer var; bizi bekleyen taksiyle birbirimizi bulmaya çalışıyoruz konumlar göndererek. Neyse ki bulduk ve ayrıldık oradan. Tatil yerinde bir pansiyona yerleştik. Kimse pek bir şey sormuyor. Taksici de sormadı.

Biz de sanıyoruz ki çaktırmıyoruz. Meğerse onlar alacakları üç katı ücretin derdindeymiş. Adanın nerdeyse yarısının turist görünümlü mülteci olması da cabası. Sonradan öğreniyoruz.

Atina’ya gitmemiz gerekiyor, gemi iki gün sonra. Bir şekilde gemiye bineceğiz ama iki gün idare etmemiz gerekiyor. En güvenli yer plaj gibi görünüyor. Kimse gelip denize giren insanlara kimlik pasaport sormaz diyerek tatilci modunda sahile iniyoruz.

Yolculuk günü geliyor. Önce iki kişi sonraki gemi ile de diğer iki kişi. Plan öyle. Gidilecek yol gemiyle on iki saat sürecek. İki arkadaş çıkıyoruz yola. O binebiliyor gemiye ama benim tipimi beğenmiyorlar ki onlarca insanın içinden seçerek pasaport soruyorlar.

“Yok, çalındı” diyorum. Neyse ki sadece gemiye bindirmiyor. Yan tarafta duran jandarmaya bildirmiyor. Ama geri döndüğümüz fark edildi diye biz gidip askere soruyoruz ne yapacağımızı. Yardım istiyoruz. O da gidip kayıp bildiriminde bulunmamız gerektiğini söylüyor. Diğer arkadaş biniyor, öyle anlaşmışız zaten. Birbirimizi tanıdığımızı belli etmeyeceğiz. Binen gidecek Atina’da bekleyecek. Dikkatleri üstümüzden dağıttıktan sonra tekrar pansiyona dönüyoruz. Arkadaşlar merakla bizden haber beklerken karşılarında görünce şaşırıyorlar. Durumu anlatıyoruz. Saatlerce konuşup tartıştıktan sonra ertesi gün kalkacak gemiyle hep birlikte gitmeye karar veriyoruz.

Ama arkadaşların benimle ilgili ciddi kaygıları var. Genç sayılabilecek yaşta beyazlayan saçlarımın çok dikkat çektiğini düşünüyorlar. Hatta o yüzden yakalandığımı iddia ediyorlar. Haksız da sayılmazlar o kadar normal renklerin arasında bembeyaz olmuş bir saç benim de dikkatimi çekerdi. Boyamam için ısrar etseler de kabul etmiyorum, geçici çözümler bulmak için nerdeyse bütün adayı dolaşıyorum. Sprey şeklinde yıkandığında akan boya arıyorum. Tabi ki bulamıyorum. En son topladığımda üstte kalan kısmı boyamaya razı oluyorum.

Tuhaftır, onca şeyin içinde saçımı boyamak zoruma gidiyor. Neyse gece hallediyoruz onu da.

Yola düşme zamanı geliyor, iskeleye doğru ilerliyoruz. Herkes birbirinden ayrı gidiyor; biri yakalanırsa diğerleri de yakalanmasın diye. İskeleye girişte askerler duruyor. Tipini beğenmediği yolcuları durdurup pasaport soruyor. Biz orayı geçiyoruz dikkat çekmeden. Bir de beklediğimiz yerde sivil polisler dolanıyor fark ettirmeden.

Yer mi Kürt’ün çocukları sivil polis numaralarını!

Farkındayız tabi, gayet turist takılıyoruz. Ben tek takılıyorum. Bir arkadaş bize yardım eden İspanyol kadın arkadaşın babasıymış gibi rol yapıyor. Bir diğer arkadaş da ayrı takılıyor. Aralarda gezen siviller gözlerine kestirdiklerinin koluna girip kimseye hissettirmeden kalabalıktan çıkarıyor ve pasaport kontrolü yapıyor. Gözlemlerimize göre doğru tespitler de yapıyorlar. Giden geri dönmüyor çünkü. Bir de bakıyorum bizim tek takılan arkadaşın koluna girmişler götürüyorlar. İçim gidiyor ama önceden anlaşmamız var duygusal davranıp kendimizi ele vermeyeceğiz.

Kapılar açılıyor. Devasa gemiye doğru ilerliyoruz ve artık içerdeyiz. Hareket etmediği sürece kendimizi risk altında hissettiğimizden birbirimizi bulmak için geminin ilerlemesini bekliyoruz. Sonra yakalasalar da denize atacak halleri yok herhalde.

Birbirimizi aramaya başlıyoruz gemi az ilerledikten sonra. Bir mahalle kadar büyük neredeyse bulmak biraz zaman alıyor. Sonra buluyoruz birbirimizi ama başlıyorum kahırlanmaya yakalanan arkadaşımız için. “Yok, geldi yukarda oturuyor” diyorlar. Deli gibi seviniyorum kimseyi arkamızda bırakmadığımız için.

Onlar bağırdıkça bizimki de bağırmış, onlar sordukça bizimki sinirlenmiş. Kendisinin söylediğine göre deli sanıp başlarına bela almamak için bırakmışlar. Çok gülüyoruz o anlattıkça. İçimizde turiste benzeyen tek kişi de kendisi halbuki. Açık teni ve kumral saçlarıyla hepimizden daha turistti. Neyse bu özellikleri işe yaramadıysa da deliliği işe yaradı ya mutluyduk.

Ve nihayet Atina’ya varmıştık. Yolculuğun dağ ve deniz kısımlarını başarıyla tamamlamıştık. Geriye uçak kısmı kalmıştı ki hepimiz çok stresli olsak da başaracağımıza inanıyorduk. O küçücük teknede otuz kişi batmadan devrilmeden gelmiştik ya, sonrası çok da mühim değildi.

Ölüm yoktu sonunda ne de olsa.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.