DOLAR 5,6643
EURO 6,2778
ALTIN 272,5
BIST 95.286
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Gök Gürültülü

Mülteci Yolculuklar (3) – Gerçekle Yüzleşme…

30.08.2018
A+
A-

Kendimize kalacak bir kamp bulduktan sonra ilk mülteci yüzleşmemi yaşadım. Yine ülkelerini bizler gibi terk eden yüzlerce insanın bulunduğu bir kamp. Siz kamp dediğime bakmayın bizim çadır kentler oranın yanında beş yıldızlı otel gibi kalır! En azından tahta kuruları yoktu bizim çadırlarımızda.

Neyse ortam çok doğal anlayacağınız. Sırf doğal bırakmak adına varoluşundan bu güne kimse iyileştirmek adına el sürmemiş. Aman ne olacak ki zaten içinde mülteciler yaşayacak!

Tamiriydi, tadilatıydı gibi şeylere masraf yapmaya ne gerek vardı!

Bir odaya yerleştiriliyorum. Beş yaşlarında bir kız çocuğu ve annesi kalıyor odada. Şanslıyım, oda arkadaşım odayı daha yaşanılır bir hale getirmiş ve tahtakurularından tamamen olmasa da elinden geldiği kadar arındırmış. Bunu görünce biraz rahatlıyorum. Biz tanışma muhabbeti yaparken kapı çalınıyor.

Ben açana kadar dışardan açıyorlar. Elinde toz şeker dağıtan kamp görevlisi arkadaşlar bir poşet istiyor ve şeker istemediğimizi, gerekli olmadığını söylüyorum. Yüzüme neden şaşkın şaşkın baktıklarını sonra anlıyorum.

Ben artık bir mülteciyim ve bir kampta yaşıyorum. Ne demekti dağıtılan bir şeyi geri çevirmek? Ülkede birlikte kamplarda çalıştığımız arkadaşlar bilirler. Geri çevirmek şöyle dursun her zaman daha fazlasını ister göçmen olan. Çünkü tekrar verilip verilmeyeceğinden emin olamaz ve yarınını düşünmek zorundadır.

Oda arkadaşım o arada uzatıyor poşeti ve alıyoruz şekeri.

Koridordan bir ses, ikinci el kıyafet arabasının geldiğini, ihtiyacı olanların inip alabileceğini söylüyor. Her şey ne kadar da tanıdık. Tek fark çadır çadır gezip şeker ve kıyafet dağıtan artık ben değilim.

Yıllarca savaş alanlarında dayanışma çalışmaları yürütüyorsun. Ülkesinden kaçmak zorunda kalan Şengallilerle, Kobanêlilerle çadır kentlerde yaşıyor, onlara yardım etmeye çalışıyorsun. Onların üzerine kendi ülkesi içerisinde göçebeleştirilen Cizre, Sur, İdil, Gever, Nusaybin gibi işgal edilen yerlerdeki halkla dayanışma çalışmaları yürüterek geçiyor yılların.

Sonra bütün bu çalışmalar gerekçe gösterilerek cezalandırılmaya çalıştığın için kendin göç etmek zorunda kalıyorsun sınırların ötesine.

Bu trajediyle yüzleştiğim o ilk an boğazımda bir tıkanma oluyor. Gözlerim doluyor bir şey diyemiyorum tabi. Nasıl anlatabilirim ki yaşadığım duyguyu? Yanlış anlaşılabilir, hiçbirimiz birbirimizi tanımıyoruz henüz.

Bulunduğum durumdan utandığım sanılabilir ya da ona benzer şeylerin kaygısıyla susuyorum. Oysa yaşadığımız coğrafyanın ve ait olduğumuz halkın yaşadığı zulmün zincirleme hikayesiydi içimdeki bu ağır duyguya sebep.

Sonraki günlerde bu hikayeyi daha da netleştiren öyle bir tesadüf oluyor ki; Kobanêli bir anne ve üç tane küçük kızıyla kampın bahçesinde. Kızlardan biri beni işaret edip annesine güler yüzle bir şeyler anlatmaya çalıyor.

Yanlarına yaklaşıp çocuğun ne dediğini soruyorum. Kız beni tanıdığını söylüyor, annesi de yanıldığını anlatıyor. Kız inatla anneyi ikna etmeye çalışıyor. Nerden geldiklerini soruyorum; ‘Savaş döneminde Kobanê’den kaçıp Gever’e yerleştik’ diyor. İki yıl orda kaldıktan sonra orda da savaş başlayınca ‘tekrar savaştan kaçtık şimdilik buradayız’ diyor.

Anlıyoruz ki çocuk haklı tanıyoruz birbirimizi. Bir savaştan diğer savaşa koşarken Gever’de dayanışma çalışmaları yürüttüğümüz sırada, mahalle aralarında yaptığımız çocuk etkinliklerine katılmış, oradan hatırlamış. Zincirin halkası daha da sağlam oturuyor yerine. Söyleyecek çok şeyimiz olduğunu biliyoruz bu trajik karşılaşma üzerine fakat susuyoruz.

Söylenecek hiçbir söz yaşanılanları anlatmaya yetmez der gibi bakıyoruz birbirimize, anlaşıyoruz öyle sessizce. Bir süre o kampta kalıyoruz. Sonra farklı zamanlarda farklı ülkelere gitmek için yollara düşüyoruz yine. Bir kısmımız ilk denemede gitmek istedikleri yerlere ulaşıyor. Bir kısmımız ise defalarca deneyip yakalanıp gözaltına girip aylarca bekledikten sonra ulaşıyor gitmeye çalıştığı yerlere. Şimdi her birimiz ayrı coğrafyalarda farklı ülkelerde mülteci hayatlar yaşıyoruz.

Ben iki hafta kaldıktan sonra çıkıyorum Atina’dan. Şanslıyım ilk denemede uçağa yakalanmadan sorunsuz binebildiğim için.

Geride ise, savaştan savaşa mülteci yollarına düşmek zorunda kalan adını bile sormadığım o küçük kız ve onun gibi yüzlercesi.

Ve tabi gerçekle yüzleşmenin üzerimde bıraktığı o derin duygu…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.