DOLAR 5,7471
EURO 6,3708
ALTIN 278,5
BIST 96.351
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30°C
Parçalı Bulutlu

Mülteci Yolculuklar (4) – Yeni Yaşa-yama-yışlarımız

31.08.2018
A+
A-

Geldiğim ülkede havaalanında onca kişinin arasında yine beni durduruyorlar. İki kadın polis, ne dediklerini anlamıyorum tabi ki ama çağırdıkları belli. Yanlarına gidiyorum. ‘Pasaport’ diyorlar, ‘yok.’

Nereden geldin, Türkiye’den. Neyle geldin, uçakla. Pasaportun nerede, yok. Bu konuşma internet üzeri çeviriyle böyle devam ediyor. Daha ülkeye adımımı atar atmaz ilk gözaltımı yaşıyorum. Üstümü başımı sırt çantamı didik didik arıyorlar.

Şimdi ne yapmak istiyorsun, gitmek istiyorum. Tamam o zaman git deyip bırakıyorlar.

Şaşırıyorum. Belli kaçak gelmişim, anlıyorlar ama seviyorlar herhalde beni ki tutmak istemiyorlar. Sudan çıkmış balığa dönüyor insan dilini bilmediği bir ülkede. O güne kadar biriktirdiğin bütün niteliklerin geçersiz oluyor bir anda. Yaşama dahil olmak istiyorsun, yaşamın tam orta yerinden geldiğin için.

Fakat olamıyorsun. Artık başka bir sıfatın oluyor. Hatta en öncelikli sıfatın mültecilik oluyor. Ülke içerisinde nereye gidersen git bunu belli edecek bir kimlik kartı veriyorlar iltica başvurusundan sonra.

Bu kimlik kartını ülkedeki TC numarasız bir kimlik kartı olarak düşünebilirsiniz. Nasıl ki TC numarası yokken herhangi bir yerde herhangi bir işlem yapılamazsa bu da öyle bir şey.

Sonra bir de mültecilik parası yatırmak için banka kartı veriyorlar. Para dediğimiz günlük bir paket sigara parasına eş değer sadece. O kart da belirli yerlerde geçerli sadece. Mesela özel bir ihtiyacınız için kullanamazsınız. Toplumsal alanlarda geçerliliği yok.

Mültecilerin öyle toplumsal alanlara girmeye izni de yok anlayacağınız. Mekanların kapısında pasaport kontrolü yapılıyor ve verilen kimlik kartı insanların arasına karışmaya yeterli olmuyor. Anlayacağınız hangi mekanlara girmeyeceğimizi, nerelerde oturamayacağımızı, nerelerden alışveriş yapamayacağımızı önceden belirlemiş çok demokratik Avrupa devleti.

Çünkü yabancıyız ve ne yapacağımız belli olmayabilir. Oradaki bizden üstün kalabalığı rahatsız edebiliriz. Huzurlarını kaçıracak taşkınlıklar yapabiliriz. Ayrıca verdikleri üç kuruş parayı karnımızı doyuralım diye veriyorlar. Sosyal hayatımız olsun diye değil. Sosyal hayat ne haddimize!

Devlet bunu böyle düşünürken aynı dili konuştuğumuz insanların da bu durumu normal gördüğünü fark ediyoruz. En çok da o zorumuza gidiyor. Çalışma izni de veriyor o kimlik kartıyla devlet sana. İznini veriyor ama dil olmadığı için işi vermiyor. Mülteci olduğun için iş bulma kurumlarına başvuru hakkı vermiyor.

Ülkeden farklı gerekçelerle daha önceden gelmiş halkımız var. Biz de onların mekanlarına yöneliyoruz. Ne de olsa aynı dili konuşuyoruz, muhtemelen aynı duyguları yaşamışızdır. Sonuçta bizim halkımız, birbirimizi anlarız diye düşünüyoruz. Dönerciler, kebapçılar, pizzacılar çok. Bizim insanlar yapıyor hep o işleri. Fakat bakış açısı değişmiyor. Bizim insanlar da mülteci olduğumuzu hatırlatıyor. Diğerlerinin emeği on kuruş ediyorsa, bizim emeğimiz üç kuruş anca ediyor.

Oturumun yoksa emeğinin değeri de olmuyor. Sistemin yaklaşımı neyse bizimkilerin de yaklaşımı aynı oluyor. İlk hedef mültecileri sömürmek iken, buna karşılık yaptığımız itirazlar tartışmalar da çok yersiz kabul ediliyor. Bizim eskilere göre artık Avrupa’dayız ve sırtımız yere gelmezmiş. Şimdi zorlanıyoruz ama ilerde çok rahat ve mutlu yaşantılarımız olacakmış. Avrupa bizi demokrasiye boğacakmış! O yüzden hiç dert etmemeliymişiz.

Uzun zamandır Avrupa’da yaşıyor olmanın anlaşılmaz üstünlüğüyle tecrübelerini anlatmaya başlıyorlar. Sağ olsunlar ön açıcı olmak için olsa gerek Avrupa nedir, nasıldır, nasıl yaşanır öğretiyorlar! Sonuçta Avrupa görmediğimiz için nerden bilebilirdik nasıl yaşanması gerektiğini! Bu aydınlanmadan sonra ben gibi bir çok arkadaşın da içine su serpilmiş oluyor.

Dil bilmediğimiz ve oturumumuz olmadığı için iş bulamamak, iş bulamadığımız için ev tutamamak, ev tutamadığımız için zaten kutuplarda olan ülkenin daha da kuzeylerinde, insansız yerlerde kurulan kamplarda yaşamak zorunda kalmak, devletin verdiği günlük sadece bir sigara parasına denk gelen parayla geçinmeye çalışmak gibi küçük dertlerin bir önemi de kalmamış oluyor!

Sonra birçoğumuz vazgeçiyoruz buraya zorunlu olarak geldiğimizi anlatmaktan. Tercih etme şansımız olsaydı daha doğrusu cezaevine girmek dışındaki bütün koşullarda ülkede kalmayı tercih edeceğimizi. Aklı başında, ne istediğini bilen insanlar olarak bugüne kadar yaşadığımız yaşamları irademizle tercih ettiğimizi. Avrupa’da yaşamak gibi bir hayalimiz olsaydı daha önceden bunu tercih edip ölüm riski altında kaçak köçek yollara düşmeyeceğimizi anlatmıyoruz.

Sadece kendi vatandaşına demokratik olan Avrupa’nın nimetlerinin ucundan köşesinden nasiplenmenin bizlere iyi geleceğine inanan insanların olduğunu görmek düşündürüyor bizi. ‘Biz’ kavramının içeriği değişiyor hayatımda. Ötekileştirilmiş bütün niteliklerimizi gruplandırırken kullandığımız bu kelime artık yeni dahil olduğumuz grup için geçerli oluyor.

Ülkede Aleviler olarak biz, Kürtler olarak biz, kadınlar olarak biz gibi yerlerde kullandığım bu kelimeyi artık ‘mülteciler olarak biz’ diye kullanabildiğim bir coğrafyada yaşıyorum.

Sistemlerin kendilerini allayıp pullayıp kabullendirdiği onca insan yanılıyor olamaz ne de olsa. Avrupa dediğin cennet mekan! demokrasi bahçesi! sonuçta. Bizim (ülkelerini zorunluluktan terk edenler) ne şikayetimiz olabilir ki? Zaten gereksiz bir hayranlığımız yok mudur bizden olmayana, sömürenlere, ötekileştirenlere. Yine hayran hayran bakıp ağzımıza bir parmak bal çalınmasını beklemeliyiz. Sonra da tabi ki yabancılaşarak sisteme dahil olduktan sonra hiç bir sorunumuz kalmayacak.

Haydi bakalım hepimize hayırlı olsun yeni yaşa-yama-yışlarımız

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.