DOLAR 5,7501
EURO 6,3645
ALTIN 275,7
BIST 101.144
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Parçalı Bulutlu

Aziz Gezik yazdı: Ne yapmalı ?

20.04.2019
A+
A-

Şüphe yok ki başlıktaki soruya doğru cevabı bulmak zorundayız. Bu sorunun doğru cevabını bulamadığımız, tüm
yaklaşımlarımızın doğru cevabı teyet geçtiğini söylememiz büyük bir haksızlık olucaktır. Tabii ki en başta da kendi emeğimize bu haksızlığı yapmış oluruz. Doğruların toplamı olan ibre bizden tarafta duruyor, bizi ve hakim sisteme karşı on yılların büyük deneyim ve birikimlerini oluşturan mücadelemizi göstermektedir. Bu tartışma götürmeyecek kadar gerçek ve yaşamın keskin ölçüleriyle çoktan kanıtlanmıştır. Zaten bunun böyle olmadığı durumda söylediklerimiz yaşam ve mücadelenin acımasız gerçekleri karşısında karşılığı olmayan içi boş motivasyon söylemlerinden öteye geçemezdi. Görünen o ki ve derin bir nefes çekmemize neden olan topyekun mücadele gerçeği söylem ve icraatlarımızın birbirini tamamlayan bir bütünlüğü arzettiğine yönelik. Bu da gösteriyor ki zamanın ruhunu yakalamışız ve onunla soluk alıp vermekteyiz. Dünya ve Kürdistan gerçeği bunun tam da böyle olduğunu matematiksel bir işlem keskinliğinde bize anlatmaktadır.

Bunun böyle olması son yılların tekrara binen pratiğini ve bunun aşılması için çözüm üretmedeki yaşadığımız tıkanıklığı ortadan kaldırmıyor. Doğruların toplamı olmak, çok emek veriyor olmak, doğru paradigmasal bir felsefeye sahip olmak en nihayetinde maalesef ki yetmiyor tek başına aynı oranda bu harika felsefe ve ideolojinin bütün yönleriyle hayatın gözeneklerine taşınması gerekiyor. Yaşanan tekrarlar ve kaçırılan fırsatlar kendi geleceğimizi büyük riskler altına almak anlamı taşımaktadır. Özgürlük mücadelesi sistemin her türlü kirli yöntemine karşı eşine az rastlanır bir fedakarlık ve irade örneğiyle devrimin tekerini çevirmekte ve bunun bir sonucu olarak da kendine inanan milyonları ayakta tutmaktadır. Eşyanın tabiyatı gereği birçok devrim süreci gibi mücadelemizin dönemsel girdaplara girmesi burda tezat durmuyor. Bir süredir yaşanan zorlu zamanları böyle formüle etmek mümkündür. Devrimler tarihi bu konuda epey benzeri örneği bizlere sunmaktadır. Aynı zamanda ulusal ve toplumsal özgürlük mücadelesi tarihimiz de oldukça değerli örnekleri barındırmaktadır.

Devrim yolunun ‘sarp ve engebeli’ olma gerçeği bunun bu şekilde oluşmasını getirmektedir şüphesiz. Lakin sorunun bam teli de sanırım burda olmalı. Bu devasa örnekler yığınından ne kadar öğrenmesini biliyorsak öylesi bir yoğunlaşmayı yaşıyoruz. Şüphesiz ki devrimin neferleri bunun korkunç bir yoğunlaşması içindeler fakat bizler, çalışan ve kurumları dolduran diasporada her yerde olan metropollerde milyonlar olanlar olarak bizler bu yoğunlaşmanın neresindeyiz?! Farklı yazıların konusu olabilecek bu sorunun cevabını bulmak denilebilir ki oldukça karmaşık hal alan örgütleşme ve yaşam biçimlerimizin gözden geçirilmesinden geçtiğidir. Devrim iddiamız gibi ciddi bir sadeleştirilme ihtiyacı taşıdığımızdır. Sadelik yitirilenlerin de hatırlatıcısı olduğu gibi, yapılması gerekenleri de bizlere, çelişkiye yer bırakmayacak biçimde işaret edendir. Mücadelede sadelik, geleneğimizin gücünün sorunların aşılmasına enerji, başarıda sinerji anlamı taşımaktadır, taşıyacaktır.

31 Mart yerel secimlerinin üzerinden nerdeyse üç hafta gibi bir zaman geçti. Kürt halkının canla başla on yılları aşan mücadelesi sonrasında yaratılmış kazanımları faşist sistem eliyle tarumar edilmişti. Bu iktidar sahipleri o kadar çok kötü şeylere imza attılar ki ve bunları o kadar aleni yaptılar ki önceki faşist sistemin faşist iktidarlarını da geride bıraktıklarını söylemek mübaala olmayacaktır. Kazanılmış belediyelerin nerdeyse tamamını gasp ettiler, yetmedi, toplumsal tüm kurumlarını ya işgal ettiler ya da kapılarına kilit vurdular. Bu halkın politik, kültürel, sosyal tüm emeklerini bir ülkeyi işgal edenlerin edasında kirli ayakları altında ezdiler. Özgürlük mücadelesinde simge olmuş, sembol isimlerin adına yapılan herşeye fütursuzca saldırdılar, en başta o isimleri yok ettiler. Anıtları kırdılar, parklarını , kooperatiflerini dağıttılar ya da kendi yandaşlarına peşkeş çektiler. Her fırsatta Kürt halkının duygularını sömürme amaçlı Kürt bilgini Ehmedê Xanê’ye vurgu yapmış olan Erdoğan, atadıkları sömürge valiler eliyle onun büstünü Doğubeyazıt’da ilk fırsatta yıkarak gerçek zihniyetlerini tümden açığa vurdular. Bu örneğe ek olarak, hiçbir faşist iktidarın cesaret edemediği mezarlıkları bombayla yerle bir ederek aslında din-ümmet kardeşliği yalanının arkasında nasıl da tehlikeli bir canavarın gizlendiğini bizlere tüm çıplaklığıyla gösterdiler.

Akp ve Erdoğan devleti Kürde yıllar öncesinin Adalet Bakanlığını yapmışların «kürdün türke hizmetçi olması» gerektiğini salık veren yaklaşımını öteye çekerek, Kürde toprağın altındayken bile rahat vermeyeceklerini, insanlığı dehşet içinde bırakarak en hakiki şekilde kanıtlamış oldu. Tabii ki Mustafa Muğlalı’ların takipçilerine, ikinci 33 kurşun olan Roboskilerin yaratıcılarına yakışan da bu olurdu şüphesiz.

Buna karşın, yerel secimlerle olağanüstü eşitsiz yarışa rağmen Kürt Halkı büyük bir başarı örneği sergileyerek, emeği olan belediyelerini büyük oranda, kayyum işgalinden kurtardı. HDP, batıda İstanbul, Ankara, Mersin, Adana, Antalya belediyelerinin faşist iktidar koalisyonondan kurtarılması ve İzmir’in de yine ona kaptırılmaması sürecinde de kilit rol oynayarak, tarihi bir başarıya öncülük etti. Seçim süreci başlarken kimilerinde yaşanan kafa karışıklıklığının aslında ne kadar da yersiz olduğunu hep beraber görmüş olduk . Aslolanın örgütlü bir duruşun sergilenmesi gerektiğiydi. Faşist iktidar koalisyonunun gitmesini ortaya çıkartabilecek kimi taktiksel tabii ilkeli birlikteliklerin olması kaçınılmazdı ve bunun hayata geçirildiği taktirde bu faşist blokun gitmekten başka seçeneğinin kalmayacağını bu seçimler bize ziyadesiyle kanıtladı. Zaten devrimci demokratik siyasette , en geniş birliktelikleri yaratarak o sayede mücadelenin önündeki engelleri aşmak değil midir ki.? Birçok farklı kesimi bir araya getirmek ve harekete geçirmektir devrimci siyaset . Bu seçimlerde de bu başarıldı. Bir ülkenin en büyük 6 ilini ele geçiremeyip muhalefete kaptıran bir iktidarın ömrünün artık uzun olmayacağını herkesin bilebileceği bir gerçektir. Hele İstanbul gibi ülke siyasetine yön veren bir metropolün yitirilmesi, AKP’nin gidişinin hangi hızda olacağını bize göstermektedir. Bu nedenle halen sayım oyunlarıyla, orayı vermemenin çarelerine bakılmasına rağmen artık iş işten geçmiştir. Tersi bir tutuma cesaret edememeleri de zaten gidişlerini hızlandıracağını bilmelerinden ileri gelmektedir.

Diğer taraftan Kürt Halkının bütün zorluklara rağmen kazandığı yerlerin çeşitli YSK oyunuyla geri alma girişimi, vermemeye çalışılması da yaşanan zorlanmanın, açıkçası minarenin kılıfa uymamasının mecburi manevralarıdır. Ve görünen odurki, Kürt Halkının kazanımları böylesi meşru olmayan yöntemlerle de daha da bu kirli iktidar derinleştirecektir. Bunun arkasının çok daha boyutlu bir güç gösterisi ve militarist savaş çılgınlıklarıyla boyutlanacaği kesindir. Hep denilen şey gerçektir. Hiçbir faşist iktidar seçimle gitmez. Gitmemek için her türlü çılgınlığı yapacaklardır. Bu gerçek AKP için de sonuna kadar geçerli olduğu bu seçimle daha bir açığa çıkmıştır.
Özgürlük güçleri ve her türlü ötekileştirillenlerin, bu seçimle dayanışarak büyük sonuçları doğuracakları da kendini pratikte de tecrübe etti.

Yurtsever Özgürlük Güçleri, ne seçimden ne demokrasi ve barıştan ne de mertlikten anlayan bu sistemin son kirli yaklaşımlarına karşı da herkesi yanında toparlayan bütünleştirici öncülüğünün devamını getirecektir. Ve yarın da esecek fırtınalara karşı sert zamanları hesaplayarak ve o oranda da sertleşecek bir mücadele pratiğini önüne koyacağını kestirmek zor olmasa gerek. Çünkü toplum ve doğa yasaları herşeyin üstünde işlemeye devam etmektedir. Ve bu yasaları en iyi gören , çözümleyen de bu halk ve mücadelesidir. Kaçınılmaz bu gerçek, böylesi büyük düşünerek oynayanların gözünden kaçacak bir şey olmaz. Uzun zamanlardır bize ayak bağı olmuş, uygulamada yaşanan sıkıntılar da böylesi sert bir süreç içinde giderilmesinin fırsatlarına ulaşılacaktır. Ayrıca kimi mücadele inancına katkıdan çok önünü tıkayan anlayışlarla da hesaplaşmayı da getirecektir bu süreç. Böylesi bir yenilenme arınmayı hem pratik hem de düşünsel bir motivasyonla buluşturmayı da getirecek olan bir yoğunlaşma süreci ulusal bazdaki özgürlük mücadelesini harlayacakken, toplumsal özgürlük ve demokratik toplum inşasının da sıçramasını getirecektir.

Mevcut objektif şartlar hiçbir dönem olmayacak kadar uygun bir anlatıma sahipken, subjektiv şartların da o oranda olgunlaştırılmasıyla kağıttan kaplan misali bu sistem ve sahipleri ya büyük bir dönüşümü yasayacaklar ya da bu sert rüzgara karşı koyamayarak diğer iktidar ve sömürücü sistemler gibi tarih sahnesinden dışarıya atılacaklardır.
Seçimler hızla gerimizde kalırken, rolünden öteye farklı beklentilerin anlamsız olduğu da tekrardan hatırlatıcı oldu 31 Mart Seçimleri. Sistemin seçimleriyle devrim olmaz ama Özgürlük mücadelemiz gibi devrimimizin hizmetine en gerçekçi şekilde sokulabilir. Bu seçimlerin bizce özü ve özeti de budur. Sistemin gaspçılığına karşı sonuna kadar mücadele yürütmek, kazanımların korunması için herşeyi yapmakta elbettek gerekmektedir.

Lakin aynı zamanda bu halkın temel gündemi olan 7000’lerin açlık grevi direnişi de tüm coşkusu ve kararlığıyla devam etmektedir. Ölümün sınırında olmalarına rağmen buldukları her fırsatta halka demokrasi ve özgürlük güçlerine moral veren Leylalar, Nasırlar, Yükseller ölüme karşı yaşama , yaşatmaya ve kazanma azmine çağrı yapmaktalar. Bir nevi de bundan sonrası ‘Ne Yapmalı’ya en sade ve en görkemli şekilde cevap vermekteler. Bu duruş, bu cevap başarı ve zaferin müjdesini bizlere sunmaktadır. O halde seçim zaferinin üzerinden artık gerçek gündemimize dolu dizgin bir şekilde sarılma vaktidir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.