DOLAR 6,1147
EURO 6,8374
ALTIN 252,5
BIST 84.596
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Gök Gürültülü

Nusaybin Davası tutuklusu soruları yanıtladı

27.02.2019
A+
A-

Tefrik kararı verilen Nusaybin Davası’nda yargılanan 53 kişiden biri olan Resul Ergün, “Bir oyunun senaryosu” diye nitelendirdiği dava hakkında, “Katliamların, yıkımların ve yakmalarının üstünü örtmek için hazırlanmış bir yargılamadır” dedi. Ergün, “Bedeli her ne olursa olsun mücadele etmeye devam edeceğiz” diye ekledi.

Mardin’in Nusaybin ilçesinde 14 Mart 2016 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağının devam ettiği 26 Mayıs 2016 tarihinde, 17’si çocuk toplam 70 kişi tahliye edildikten sonra gözaltına alınmış ve ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuklanmıştı. Yaklaşık 2 yılın ardından, 17 çocuk ve 53 yetişkin hakkında ayrı bir şekilde hazırlanan 2 iddianamenin Mardin 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesinden sonra yargılamalar başlamıştı.

Yaşları itibariyle duruşmaları kapalı bir şekilde görülen çocuklar, bugüne kadar 7 kez hakim karşısına çıktı. Diğer 53 kişinin yargılandığı davanın 6’ncı duruşması ise, Pazartesi günü Sosyal Güvenlik Kurumu’nda (SGK) görülmeye başlandı. Duruşmanın ilk gününde, ailelerin salona alınmaması nedeniyle tutukluların savunma yapmayacaklarını belirtmesi üzerine mahkeme heyeti dosya hakkında tefrik (ayırma) kararı verdi. Bu işlemin ardından dün ilk olarak 2 sanığın yargılamaları başladı.

Genelde 5 gün süren duruşmalarda, tutuklular yaptıkları savunmalarla ilçeden tahliye edildikleri sırada maruz bırakıldıkları işkenceleri aktararak, “özyönetim” taleplerini savunmayı sürdürdü. Haklarında 76’şar kez ayrı ayrı “ağırlaştırılmış müebbet” hapis cezası istenen tutuklular her defasında yaptıkları savunmalarda, “mahkemeden bir beklentimiz yoktur” dedi.

Tutuklulardan Resul Ergün, yasak sonrası maruz kaldıkları uygulamalar, ardından başlayan yargılama süreci, tutukluların tavırları ve vermek istedikleri mesaj hakkında Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.

Yargılamanın başladığı ilk günden bu yana, gözaltında iken işkenceye maruz kaldığınızı belirtmemize rağmen bu konuda herhangi bir işlem yapılmadı. Neler yaşandı gözaltında?

Özellikle şunu belirtmek isterim. Yaşadığımız süreci sadece şiddet olarak ifade edemeyiz. İnsanlık dışı muamele ve vahşet dersek daha doğru olur. Çoğu arkadaşım gibi ben de yaralıydım. Boynumdan, kolumdan ve bacağımdan. Hiçbir şekilde bugüne dek herhangi bir tedavi yapılmadı. Esasında ilk anda yapılması gerekiyordu. Fakat yaralı olduğum anlaşılmasına rağmen ben ve yanımda bulunan 4 arkadaşım kamera açısının dışına çıkarılmamızla birlikte yere atılıp ters kelepçelendik. Ardından başladılar vurmaya. Bir süre sonra karargâha çevrilmiş okula götürüldük. Tabii yol boyunca devam etti bu insanlık dışı yaklaşım. Okulun bahçesine vardığımız zaman binlerle ifade edilecek asker bizi bekliyordu. Okulun bodrum katına ulaşana kadar hakaretler, küfürler, tacizler… Vurmaya devam ediliyordu. Zaten her tarafımız kan içinde kalmıştı. Fakat esas işkence vahşet şimdi başlıyordu. Adeta zevk alıyorlardı. Benim bu vahşet sırasında bağırıp çağırmamam dikkatlerini çekmişti ve kafamın hassas bölgelerine, özellikle de yaralı olan yerlerime daha çok vurdular. Silahın kundağı, namlusu, pense ve benzeri aletlerle devam ediyordu. Durmadan. Yorulan gidiyor yerlerine hiyerarşik bir şekilde alt kademedeki askerler devir alıyordu bu vahşet seanslarını.

Telefonla o vahşet ve onur kırıcı işkence anlarını kayıt altına alıp, sürekli fotoğraf çekiyorlardı. Yaralarım yeni ve kapanmamış olduğundan dolayı odadan koridora kadar kanlar akıyordu. Bir süre sonra bilincimi kaybetmiştim. İki gün boyunca o bodrumda kaldım. Arkadaşlarım, bilincimi kaybettiğim anlarda dahi bana işkence yapıldığını söylediler. Daha sonra bizi zırhlı araca atıp Nusaybin Emniyeti’ne götürdüler. Tabii araçta da işkence devam etti. Emniyette PÖH’ler (Polis Özel Harekat) tarafından bu vahşetin başka bir versiyonu devam etti. Daha sonra Mardin Emniyeti’nde de aynı şekilde devam etti bu insanlık dışı muamele. 3 gün boyunca her gelen elini kolunu sallayarak küfürler hakaretler ve işkence yaptı. 3 günün ardından bizi tekrar Nusaybin’e götürdüler. Ayak ayak üstüne atmış, elinde tespihle bir savcı sorgusuz sualsiz tutuklamamızı istedi ve tutuklandık. Bu süreç zindanda da bitmedi. O günden bu yana hem psikolojik hem de zaman zaman şiddet ve hakaretler ile karşı karşıyayız.

Yargılamanız konusunda ilk gününden bugüne kadar nasıl bir süreç işliyor?

Her mahkemede hem biz hem avukatlarımız işkenceyi dile getirmemize rağmen, sosyal medya ve kamera görüntüleri mevcut olmasına rağmen hiçbir şekilde işlem yapılmaması devletin ve güvenlik güçlerinin bize karşı suç işlediğinin kanıtıdır. Bu durumda hem anayasaya, hem hukuka, hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı hareket ediliyor. Tüm bunlar yok sayılıyor. Mahkeme heyeti de bu suça, hukuksuzluğa ortak oluyor. Bunlar bizim haklı ve haksızlığa uğradığımızın en somut örneğidir. Keza iddianame akla mantığa gelmeyecek iddialardan oluşmaktadır. Biz buna hayal ürünü bile diyemeyiz. Tam anlamıyla yalanlardan, çarpıtmalardan kurgulanmıştır. Ben şahsen iddianamenin bilinçsiz değil bilinçli hazırlandığını düşünüyorum. Çünkü ellerinde tutuklanmamıza gerekçe olacak tek bir kanıt veya suç teşkil edecek tek bir somut eylem ya da delil yok.

İddianame bir oyunun senaryosudur. Mahkeme heyeti oyuncularıdır. Duruşma salonu sahnedir. Bu yargılama tam anlamıyla faşist iktidarın Cizre’de, Sur’da, Şırnak’ta Nusaybin’de ve Kürdistan’ın her yerinde çocuk, kadın, genç ve yaşlılara uyguladığı katliamların, yıkımların ve yakmalarının üstünü örtmek için hazırlanmış bir yargılamadır.

Siz ve arkadaşlarınız mahkeme karşısında bir talebiniz ve beklentiniz olmadığını her defasında vurguladınız. Bu tavrınız ile vermek istediğiniz mesajı açıklayabilir misiniz? Neden kendiniz için bir talepte bulunma ihtiyacı hissetmiyorsunuz?

Özellikle vurgulamak isterim ki; Nusaybin çatı davası ile bizim şahsımızda Kürdistan’da Kürt halkının öncülüğünde sergilenen direnişi, Türkiye halklarının özgürlük talebi ve destansı direnişlerini boşa çıkarmak istiyorlar. Yine, Türkiye ve Kürdistan halklarına diz çöktürüp, teslim alınması planlanmıştır. Yani egemenler tıpkı tarihte olduğu gibi bugün de halkların direniş tarihini çarpıtmak istemektedirler. Fakat ben ve arkadaşlarımın mahkemedeki duruşu ve tavrı direnişi sahiplenmek temelinde olmuştur. Zaten hakikat gün gibi ortada. Güneş balçıkla sıvanmaz. Biz halkımızın yanındayız ve bizim tavrımız, duruşumuz faşist iktidarın planlarını boşa çıkarmıştır. Bu durumdan dolayı ben ve arkadaşlarım, talebimizi halkımızın, halkların kendi kendini yönetme, eşitlik, özgürlük ve kardeşlik temelinde ortaya koyduk. Biz şahsi bir talepte bulunmayı ahlaki bulmuyoruz.

Nusaybin Davası’nı anlatacak olursanız eğer, nasıl özetlenmeli sizce? Bu dava Türkiye ve hukuk açısından nelerin göstergesidir?

Devletli sistemlerde iktidar bir devlet aracı iken, şu an devlet ve devletin tüm kurumları iktidarın bir aracına dönüştürülmüştür. Dahası tek bir kişinin ve kesimin denetimi ve emrine girmiştir. Bu haliyle bu yönetim şekli tam anlamıyla faşist bir mekanizmanın yaşam bulup somutlaşmasını ifade ediyor. Bu durumda ne yargı yargıdır, ne de hukuk hukuktur. Çünkü iktidarın tekeline girmiş bir kurumdur ve oradan iktidardan bağımsız olarak ne bir karar, ne de bir yargılama olabilir. İradesini iktidara teslim etmiş bir yargı ve devletin kurumları söz konusu.

Duruşmalarda PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit uygulamalarına da sık sık dikkat çektiniz. Şu anda da tecride ilişkin açlık grevleri var. Neler söylemek istersiniz?

En başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında, Kürtler ve Ortadoğu halkları ile dünyanın bütün mazlum halklarına uygulanan ağır tecridi kınıyorum. Bununla birlikte özgürlük, barış ve çözüm umudu olan Önder Apo’ya düzenlenmiş uluslararası komployu lanetliyorum. Leyla Güven yoldaşın öncülüğünde başlayan bir direniş var. Ardından T.C. ve Kürdistan zindanlarında, Amed Zindanı’nın ruhu ile bir diriliş eylemliliği ortaya çıktı. Bununla kalmayarak, bu direniş ateşi dışarıya taşmıştır. Ateşin ve güneşin çocukları tarihte olduğu gibi bugün de ayağa kalktı. Direnişin meşalesini her yerde dalgalandırmaya başladılar. Ben ve arkadaşlarım bu direnişin içerisinde baş eğmeyen Kawa’nın çocukları ve Önder Apo’nun militanları olarak bu direnişi selamlıyor ve saygıyla önlerinde eğiliyoruz. Biz inanıyoruz ki; mutlaka bu direniş zaferle taçlandırılacaktır. Leyla Güven yoldaşın dediği gibi; hem Kürt halkı, hem Türk halkı, hem ezilen sömürülen bütün halkların, dağlardaki özgürlük savaşçılarının ve zindandaki özgürlük mahkumlarının bu süreçte tarihi bir özeleştiri vermesi gerekiyor. Tecridin amacı halkların söz hakkını, sesini ve umutlarını yok saymaktır.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bedeli her ne olursa olsun biz üzerimize düşen görevi, bu insanlık, onur, özgürlük ve kardeşlik yürüyüşünde yılmadan ve baş eğmeden mücadele etmeye devam edeceğiz. Nusaybin’in ölümsüz komutanı Xebatkar’ın dediği gibi; direnişin tohumları kanımızla birleşti. Hiçbir zaman unutulmayacak özgürlük, inanç ve zafer umudu bıraktık dünya çocuklarına. Onlarla büyüyeceğiz yarınlara. Er ya da geç mutlaka kazanacağız.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.