DOLAR 8,3292
EURO 10,1338
ALTIN 501,04
BIST 1.454
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Gök Gürültülü
İstanbul
24°C
Gök Gürültülü
Çar 26°C
Per 24°C
Cum 20°C
Cts 22°C

Ölüm orucuna başlayan Bayhan: Annelerimizin cesaretine ortak olmaya çağırıyorum

13.05.2019
A+
A-
Tecridin kaldırılması talebiyle Tekirdağ 2 Nolu Kapalı Cezaevi’nde bulunan Zeki Bayhan da 10 Mayıs’ta ölüm orucuna başlayan 15 isim arasında yer alıyor. Eylemine ilişkin mektup gönderen Bayhan, “İmralı tecridine karşı çıkmak, faşizme karşı çıkmak, insan onurunu, haysiyetini, özgürlüğünü, halkların barış içinde birlikteliğini savunmak demektir” dedi. Faşizme karşı direnmenin hak olduğunu dile getiren Bayhan şu sözlerle devam etti: “Çünkü, zulme karşı çıkmak insanın onuruna ve özgür yaşamına sahip çıkması demektir. Sorumluluktur. Çünkü; zulme karşı sessiz kalmak ona ortak olmaktır.” Ölüm orucunun temel amacının İmralı tecridini kırmak olduğunu vurgulayan Bayhan, “Eylemimiz, Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında halklarımızı, haklarımızı ve onurlu, özgür yaşamı savunma eylemidir. Biz bir ölüm yolculuğu başlatmıyoruz. Dirhem dirhem eriyerek de olsa özgür ve onurlu yaşam yolculuğundan vazgeçmeyeceğimizi, öncülerimizin 40 yıl önce söylediği gibi yaşama uğruna ölecek kadar bağlı olduğumuzu söylüyoruz” diye belirti.
 
‘İMRALI BİR SİSTEM BİR REJİMDİR’
 
Bayhan, “İmralı’yı herhangi bir cezaevi olarak görmüyoruz. Sorun bir hak ihlali ve ya devletin kendi hukukunu bile uygulamama sorunu da değildir. Sorunun bu şekilde tanımlanması yaşanan gerçekliği basitleştirmektir. Çünkü İmralı’da uygulanan bir rejimdir. Hak ihlali veya hukukun askıya alınması bu rejimin sonucudur. İmralı bir sistemdir, bir rejimdir. Orada uygulamaya konulan rejim dalga dalga tüm toplumsal yaşam alanlarına yaydırılmaktadır. Dikkat edelim, İmralı’da başlayan yönetim sistemi öncelikle tüm cezaevlerine, oradan farklı toplumsal yaşam alanlarına sistematik olarak yaydırılmış, yaydırılmaktadır” ifadesinde bulundu. 
 
‘ANALARIMIZIN SESİNE LAYIK EVLATLAR OLMAK İSTİYORUZ’
 
“Bugün sadece Öcalan ve Kürtler üzerinde bir baskı ve imha siyaseti yok” diyen Bayhan mektubuna şu sözlerle devam etti: “Faşist sistemden yana olmayan, tüm toplumsal kesimler devrimci demokrat çevreler, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, gazeteciler, ekonomistler ve herkes üzerinden yürütülen amansız bir baskı ve sindirme rejimi var. Devlet bürokrasisinin ve hukuk kurumlarını ele geçirmiş ve her tarafı sessizliğe, karanlığa boğmak isteyen ceberut bir faşist rejim ile yüz yüzeyiz. Biliyoruz ki faşizm kendisine mutlak ittihatta zemin sunan sessizlikten ve karanlıktan beslenir. Faşizmin ışıktan ve sesten korkması bundandır. İmralı rejimini daha fazla seyredemeyiz. Bu rejimin topluma yaydığı karanlığı dağıtmak istiyoruz. Zayıf bedenleri, ilerleyen yaşları ve asırlık inatlarıyla polis postalları altında ezilmek istenen analarımızın sesine ses, onurlu direnişlerine layık evlatlar olmak istiyoruz.”
 
‘YETERKİ YETERLİ IŞIK VE SES OLSUN’
 
İmralı tecridinin sona ermesi için mücadele çağrısında bulunan Bayhan, “Halkımızı, haklarımızı, dostlarımızı, faşizme karşı ses ve ışık olmaya davet ediyorum. Gençleri, kadınları, annelerimizin cesaretlerine ortak, bedenlerine siper olmaya çağırıyorum. Görüyoruz ve biliyoruz, faşizm koşullarından bir basın açıklaması yapmak bile bedel istiyor. Fakat unutulmamalıdır ki, yüzlerce polisiyle birkaç anneyi sokaklarda sürükleyip, darp etmeyi marifet bilen faşist zihniyet, sokaklar ışığa ve sese boğulduğunda tuzla buz olacaktır. Birkaç annenin toplanmasından dahil korkan ve yüzlerce polisiyle annelere saldıran bir rejim bitmiştir, tükenmiştir. Yeter ki yeterli ışık ve ses olsun. Geç kaldığımızın farkındayız.  Önderliğimizin 20 yıl önce tutsak alınmasında da, 20 yıldır tek kişilik bir hücrede tutulmasında da, ağır tecrit politikalarına maruz kalmasında da bizim sorumluluğumuz var. Yetmez devrimciliğimizin, yetersiz yoldaşlığımızın sorumluluğu var. Bunun ağır ve acı bilincini taşıyoruz. Özgürlüğe yürüyen bir hal ve onun öncüsü önderliğinin tutsaklığını kanıksamamalı” diye belirtti. 
 
‘REBER APO’YA BİZİM İHTİYACIMIZ VAR’
 
Öcalan’ın tek bir gün bile ağır tecrit koşullarında tutulmasını kabul etmediklerini vurgulayan Bayhan, “‘Bijî Serok Apo’ sloganı anlamlıdır. Ama bir slogan arkasındaki irade harekete geçmediği müddetçe bir çığlığa, bir haykırışa ve eyleme dönüşmez. ‘Bijî Serok Apo’ sloganı ancak önderlik yaşamını sahiplenerek anlam kazanabilir. Halkımız tarih boyunca büyük zulümlerden, büyük yıkımlardan geçmiş, fakat onurunu düşmanlarına çiğnetmemiştir. Yine çiğnetmeyecektir. Buna inancımız tamdır. Biz de gücümüzü halkımızın bu direniş ve onur mücadelesinden alıyoruz. Önemle belirtmek isterim ki onun bize ihtiyacından çok bizim Reber Apo’ya ihtiyacı var, biz Kürtlerin, Türklerin, Arapların kadınların, ezilenlerin, özgürlük ve toplumsal barış isteyen herkesin” diye aktardı.
 
‘ÖCALAN GERÇEKLİĞİ YENİDEN DÜŞÜNÜLMELİ’
 
Bayhan mektubun devamında, “Dost düşman herkesi bir adım geriye çekilerek, Öcalan gerçeğini yeniden düşünmeye çağırıyoruz. Öcalan ömrünü halkların, kadınların, emekçilerin, ezilenlerin kurtuluşu ve özgürlüğüne adadı. Kürdistan ve bölge halklarının yüreğine umut tohumları ekti. Sürekli kendisinden vererek, kanıyla, canıyla umutları suladı, yeşertti. Karşılığında Saraylar, saltanatlar edinmedi. Kendisi için bir şey istemedi. Bu büyük feragat ve adanmışlık özgür insan eylemidir. Bundandır ki yer kürenin tüm muktedirleri el birliği ederek onu uluslararası bir komplo ile tutsak etmek istediler. Yetmedi, derin bir tecrit ile onu toplumdan, yoldaşlarından yalıttılar. Ama o, mücadele duruşundan bir değişime gitmedi. 20 yıldır ağır tecrit ve baskı altında insanüstü bir iradeyle direndi, direniyor. Açın, İmralı’dan verdiği mesajlara bakın. Her sözcük, her cümle, halkaların, kadınların, emekçilerin özgürlüğüne ve bu uğurda verilecek mücadelelere dairdir. Bu mesajlarda kişinin kendisine dair bir yakınmasıyla karşılaşamazsınız. Kişisel bir istek bulamazsınız. Kendisi için bir beklenti göremezsiniz. Özgür toplumsallaşma için ne, nasıl yapılabilinir, yoldaki tuzaklardan nasıl sakınabilinir, konjektörel siyasi gelişmeler, halkların, ezilenlerin lehine nasıl daha iyi değerlendirilebilirin sorulara cevaptır, temel gündemi” ifadelerine yer verdi.
 
‘TECRİDE KARŞI ÇIKMAK HALKLARIN BİRLİKTELİĞİNİ SAVUNMAKTIR’
 
Öcalan’ın küçük bir mesajının büyük anlamlar taşıdığını dile getiren Bayhan, mektubunu şu sözlerle tamamladı: “Dün, bugün, yarın, diyalektiğinde bir mücadele perspektifine dönüşüyor. Toplumsal özgürlük, mücadele ve eylemleriyle bu düzeyde bütünleşmiş, Öcalan’ın tecridi bu nedenle bir kişinin tecridi değildir, bir siyasi kimliğin, toplumsal mücadele temsilinin tecrididir. Tekrar ediyoruz. İmralı bir sistemdir, bir rejimdir. Bugün yürürlükte olanda Kürdü, Türkü, siyasetçisi, gazetecisiyle, faşist rejimden yana olmayan herkesi korku siyasetiyle sindirmeye, yok etmeye çalışan ceberut faşist rejimin ilk tuğlaları İmralı tecridiyle örülmüş, oradan yayılmıştır. Dolayısıyla İmralı tecridine karşı çıkmak, faşizme karşı çıkmak, insan onurunu, haysiyetini, özgürlüğünü, halkların barış içinde birlikteliğini savunmak demektir. Biz faşizmin ördüğü tecrit duvarlarını yıkmak ve tecrit karanlığını dağıtmak için ölüm orucunda başlıyoruz. Bu onurlu ve özgür yaşam yolculuğudur. Halklarımızı, dostlarımızı, insanlığı bir değer olarak gören herkesi sesimize ses olmaya çağırıyorum ve kendi adımıza artık yeter, ‘Edi bese’ diyoruz.”

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.