DOLAR 7,9647
EURO 9,4360
ALTIN 489,10
BIST 10,4180
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Az Bulutlu

Ömer Bölüm yazdı: Türkiye’nin 1915’ten günümüze değişmeyen Ermeni politikası

11.10.2020
A+
A-

Bugün Güney Kafkasya’da Azerbaycan ile Ermenistan devletleri arasında Dağlık Karabağ anlaşmazlığı üzerine yoğun çatışmalar yaşanıyor. İki tarafta Karabağ’da hak iddia ediyor ve bölgenin asıl sahipleri kendileri olduklarını söylüyorlar.

Karabağ bölgesi her ne kadar resmî güncel kaynaklarda Ermenistan işgali altında olduğunu söylese de tarihin derinliklerine indiğimizde karşımıza MÖ. 180 yıllarında, Artsah Ermeni Krallığı’nın 15 eyaletinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Tarih kaynaklarında ise bölgenin eski nüfusu, Hint-Avrupalı veya Türki olmayan çeşitli otokton yerel ve göçmen kabilelerinden oluştuğunu belirtiyor. Bu kısa özeti “işgal” söyleminin, tarihsel doktrinler ile güncel doktrinler arasında büyük ayrışmalar yaşadığını belirtmek için yazdım.

Bölgede yaşanan bir kaç günlük çatışmalar da Azerbaycan ile Ermenistan gözle görülür büyük kayıplar verdi. Savaşın yaşandığı sıralarda Azerbaycan tarafından rehin alınan Ermeni askerler, ele geçirilen askeri teçhizatlar ise tv karşısına geçen Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından dile getiriliyor ve bu şekilde savaşın bu kirli yüzü ile halkına “motivasyon” veriyordu.

Nasıl oldu da savaş bu boyuta taşındı?

Savaşın muhattap aktörü her ne kadar Azerbeycan olarak görülse de dünya tarafından bilinen baş aktör Türkiye idi. Savaşın başladığı sıralarda Ermeni makamlar, Türkiye’ye bağlı 4 ila 5 bin civarında cihatçı çetenin Suriye’den Karabağ’a geçtiğini dile getiriyor, o sıralar da AKP’nin resmî yayın organı A Haber ise “Türk SİHA’larının Kardeş Azerbaycan ile birlikte destan yazan mücadelesi” haber başlıkları veriyordu. Ayrıca Dışişleri Bakanı François-Philippe Champagne Kanada’da üretilen teknolojilerin ‘Dağlık Karabağ’da kullanıldığı iddiasıyla’ Türkiye’ye ihracat izinlerini askıya alındığını açıklıyordu.

Türkiye’nin Libya’da, Suriye’de, Yemen’de olduğu gibi bu savaşta da tekrar yerini aldığını görüyoruz. Türkiye, son 10 yılda bölgede yaşanan “Arap Baharı” özelinde kendisine bağladığı paralı cihatçı grupları, bölge ülkelerinde yaşanan sorunlara dahil ediyor ve burada pay kapma mücadelesine giriyor. Bu çeteler ile Kürt varlığını inkar ederek Rojava’ya saldıran Türkiye, bugün aynı konsepte Ermeni toplumunun hassasiyetlerini gözetmeden 1915’de yaşanan o keskin politikanın aynısını uyguluyor, Karabağ’daki Ermeni yerleşim birimlerine saldırıyor. Barış’ı dile getirmesi gereken ülkenin sözde bazı Türk aydınları ise Azerbaycan’a savaş meydanında “Zafer” dileklerinde bulunuyor. Türkiye’nin aydın bataklığı ise böylece gün yüzüne çıkıyor.

Ermeni halkının 1915’te başına gelen felaketin aynı konsept içerisinde tekrar hayata geçirilmeye çalışılması ise bu korkuç tehlikenin boyutunu, Ermeni soykırımı ile idrar etmemiz pek zor değil. Osmanlı hükümetinin Ermenilere karşı gerçekleştirdiği etnik temizlik sonucunda ölen Ermenilerin sayısının farklı kaynaklara göre 800.000 ile 1.8 milyon arasında olduğu belirtilmektedir. Türkiye, geçmişte yaşanan bu kara lekeyi kabul etmeyi bir yana bırakın yaşanan soykırımdan kendisine haklı gerekçeler sunmaktan bile geri duymuyor, bugün ise Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan savaşa dahil olacak kadar gözü dönmüş durumda.

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan’ın Moskova’daki 10 saatlik görüşmesi sonucunda ateşkes yapılmasına karar verildi. Ateşkes kararını içine sindiremeyen Türkiye öyle olacak ki bu açıklamayı yapıyor;

“Türkiye başından beri ancak Azerbaycan’ın evet diyeceği çözümleri destekleyeceğini vurgulamıştır. Bu anlayışla sahada ve masada Can Azerbaycan’ın yanında olmaya devam edecektir. Azerbaycan da son kez Ermenistan’a işgal ettiği topraklardan çekilmesi için bir fırsat vermiştir. İnsani gerekçelerle esirlerin ve cenazelerin değişimi amacıyla ilan edildiği belirtilen ateşkes önemli bir ilk adım olmakla birlikte kalıcı çözümün yerine geçmeyecektir”

Bu açıklama tam anlamıyla bölge barışına ateş taşımanın bir diğer adıdır. Böylesine mesnetsiz bir açıklamanın savaşın payidarı olmayan 3’ncü bir ülkeden gelmesi tehlikeli olduğu kadar da acizdir. Milliyetçi bir anlayış ile Hristiyan olan bir topluma alenen bu dili kurmak ve saldırmak, başka hristiyan ülkelerin bu savaşa dahil olmasını kaçınılmaz kılıyor. Bu nifak dolu açıklamalar, muhatabı kendisi olmayan bir ülke için kendi topluma karşı olan sorumsuzluğunu ortaya koyuyor. Bu anlayışın toplum sorumluluğundan bahsetmek maalesef gerçeklikten uzaktır. Bu anlayış, bu ülkenin evlatlarının Cizre bodrumlarındaki çığlıklarını ateşe veren anlayıştır..

Bu anlayış yabancı değil. Biz bu anlayışı Zilan’da, Dersim’de, Nevala Kasabasında ve daha binlerce faili meçhul cinayetlerden tanıyoruz. Ama yinede şunu düşünmeden edemiyorum; Dünya değişti, uzay ile dünya arasındaki mesafeler kısaldı, medeniyet hiç olmadığı kadar sağlam koşullara sahip iken bir ülke hiç mi değişmez, hiç mi bu kirli anlayışından feragat etmez. Etmiyor…

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.