DOLAR 8,6582
EURO 10,3421
ALTIN 495,90
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Mevzi Sağanak
İstanbul
26°C
Mevzi Sağanak
Çar 27°C
Per 27°C
Cum 28°C
Cts 29°C

Öney: Türkiye ne Rusya’dan ne de ABD’den vazgeçer

09.06.2021
A+
A-

ANKARA – Brüksel’de toplanacak NATO Liderler Zirvesi ile AB Liderler Zirvesi toplantılarının Türkiye’ye olası etkilerini değerlendiren Uluslararası İlişkiler Uzmanı Sezin Öney, Türkiye’nin ne Rusya’dan ne de ABD’den vazgeçecek durumunun olmadığını söyledi.

Yeni stratejilerin onaylanacağı ve iç yapısında bazı temel değişikliklerin yapılacağı NATO Liderler Zirvesi 14 Haziran günü Brüksel’de gerçekleşecek. Rusya’nın “gizli-askeri”, Çin’in “açık ekonomik” düşman olarak tanımlanması beklenilen toplantıda söz konusu güçlerle olan ilişkisi dolayısıyla Türkiye, bu yeni politikalardan en çok etkilenecek ülkelerin başında geliyor. Özellikle Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi aldığı için ABD’nin de yaptırım radarına doğrudan giren Türkiye’nin uzun süredir NATO müttefikliğinden pratik anlamda uzaklaşması gibi sorunlarla zirveye giden AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın işinin zor olduğu da yapılan yorumlar arasında.
 
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Sezin Öney, ABD ile Avrupa Birliği’nin Türkiye’den kendi başına buyruk politikaları uygulamamasını istediğini, ancak bu durumun ihtimal dahilinde görünmediği görüşünde. Bu yönlü bir siyasi çizginin Erdoğan yönetiminden öte devlet politikası olduğu için sürdürüleceğini söyleyen Öney, iktidar değişse dahi Türkiye’nin bir yandan Rusya, diğer yandan da AB ve ABD ile ilişki sürdüreceğini ifade etti.
 
Sezin Öney, NATO ile AB liderler zirvesiyle ilgili Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtladı.
 
Başkanı Joe Biden, 14 Haziran’da NATO Liderler Zirvesi’ndeki temasları kapsamında AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ile bir araya gelecek. Yaklaşık 8 aydır ABD Başkanı olan Biden neden Erdoğan ile ilk yüz yüze görüşmesini Washington ya da Ankara’da yapmadı? Görüşmenin Brüksel’de yapılıyor olmasının politik mesajı nedir?
 
Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki, dün Türkiye ile ABD ilişkilerinin tekrardan bir anlamda yeni bir heyecanla demeye getirerek pozitif bir söylem ortaya koydu ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. Şimdi bu görüşme meselelerinde öncelikler söz konusudur. Biden ile Erdoğan’ın bir araya gelmekten ve yüz yüze gelmekten çok, bir türlü gerçekleşmeyen telefon görüşmesi daha erken olabilirdi. Burada sembolik bir durum var. Dolayısıyla Türkiye için bir istisna var mıdır, sorgulanabilir. Erdoğan ile telefon görüşmesinin sebebi ise Ermeni meselesi konusundaki şoku biraz hafifletmekti. O telefon görüşmesi daha da gecikebilirdi. Bugüne kadar belki gerçekleşebilirdi ama o noktada telefon görüşmesinin yapılmasının biraz o şoku hafifletmek için yapıldığı aşikâr.
 
İsrail’in Filistin topraklarını işgal ettiği son saldırı sürecinde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Mısır, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan ve Fransa dışişleri bakanları ile süreç hakkında görüşürken Türkiye ile bu konuda herhangi bir temas sağlanmamasının bir nedeni var mı?
 
Öncelikle İsrail-Filistin meselesinin tekrar ortaya çıkması ABD için de bir şok oldu. Çünkü Biden yönetimiyle birlikte ABD tekrar süper güç olarak sahaya dönerken, insan hakları vurgusuyla çıktı. Yani artık ABD’nin sadece ekonomik, askeri olarak değil, aynı zamanda demokrasi, insan hakları ve çevre hakları söylemiyle bir ahlaki dönüş gerçekleştirmek istedi. ABD tam da böylesi bir imaj vermeye çalışırken, İsrai-Filistin meselesinin patlak vermesiyle ABD dış politikası bir duvara çarptı. 
 
Burada asıl mesele ABD’nin Türkiye’yi neden aramaması ya da Türkiye’nin bu konuda muhatap alınmıyor olmasıdır. Bir kere tüm bu şok halinin ötesinde bu durum ABD’nin bölgesel bir aktör olarak Türkiye’yi bu meselenin içinde diyalog kuracak bir aktör olarak görmediğinin işaretidir. Eğer Türkiye bu konuda bir ağırlık olarak görülseydi, muhakkak ki aranırdı. Ya da bir şekilde olaya taraf olduğu hissettirilirdi. Böyle bir şey olmadı. Zaten genel olarak ABD yaklaşımında özellikle aramanın gecikmesi, tüm dünya liderleriyle görüşmesi ve bir türlü Ankara’nın telefonunun çalmaması, Beyaz Saray’ın Türkiye’nin güveninden şüphe duyduğunu gösteren bir tavır. 
Bir zamanlar Erdoğan’ın Arap kamuoyunda ciddi bir ağırlığı vardı. Araştırmalarda bunu gösteriyordu. Öyle bir dönem olsaydı ya da öyle bir dönem sürdürülüyor olsaydı, Türkiye’nin Suriye savaşı ile irtifa kaybeden imajı olmasaydı herhalde farklı yaklaşım farklı olmak zorunda olurdu. Gerçekten bir adres iseniz, taraflar istese de istemese de sizi muhatap alırlar.
 
Biden’in hem NATO liderler Zirvesine hem de AB Liderler Zirvesine katılıyor olması, ABD ile AB’nin bundan sonraki süreçte ortak hareket edeceği yönündeki görüşleri besledi. Bundan sonraki süreçte ABD ile AB’nin politikaları daha fazla uyumlu mu gelişecek?
 
 
 Dünyada kimse AB ile ABD’nin Türkiye ile politikalarının ne olacağını çok merak etmiyor. Çin ve Rusya ile ilgili politikaları merak ediliyor. Şimdi Biden yönetimi, özellikle Çin konusunda AB ile ortak politika oluşturmaya çalışıyor. 
 
Aslında AB ile ABD birçok konuda ara bulmaya çalışıyor. Bu sadece Türkiye ile ilgili bir durum da değil. Ne kadar ara bulacakları da bir tartışma konusu. Ama emin olun dünyada kimse AB ile ABD’nin Türkiye ile politikalarının ne olacağını çok merak etmiyor. Çin ve Rusya ile ilgili politikaları merak ediliyor. Şimdi Biden yönetimi, özellikle Çin konusunda AB ile ortak politika oluşturmaya çalışıyor. Rusya da var ama Çin kısmı ekonomiyi ilgilendirdiği için teknoloji ve ekonomi konularında ortaklık yapılabilir. Bu zirve öncesi de heyetlerin yaptığı birtakım çalışmalar var. Avrupa’da Avrupa Birliği çatısından öte bir de tüm ülkelerin kendi politikaları ve yaklaşımları var. Bu sadece Çin’e karşı ya da Rusya’ya karşı değil, aynı zamanda Türkiye’ye karşı da benzer bir durum var. Burada o ortak noktaları bulmak zor. Ama ABD ile AB arasında Türkiye’ye karşı NATO üzerinden ilişki sürdürme eğilimi var. Yakın zamanda Çavuşoğlu’nun Berlin’deki ziyaretinde Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, epey bir NATO vurgusu yapmıştı. Burada askeri çerçeve üzerinde Türkiye’yi NATO’ya iten bir ilişki içerisinde olmak istiyorlar.
 
 NATO ve AB liderler zirvesinde Erdoğan’ın işinin zor olacağı yorumları yapılıyor. ABD-NATO-AB denkleminde Ankara’nın daha önce söz konusu üçlü yapıya verdiği sözleri yerine getirmediği ve Türkiye’yi zor günlerin beklendiği söyleniyor. Sizce AB ile NATO Türkiye’ye karşı nasıl bir yol izleyecek?
 
Avrupa Birliği’nin özellikle de ABD’nin Türkiye’den beklediği şey, işbirliği. Türkiye bu işbirliğini ne kadar yapacak? Doğu Akdeniz meselesi olsun, yine Libya’daki yabancı savaşçılar olsun, ki o yabancı savaşçılar başka yerlerde de yüzlerini gösteriyorlar. Bir kere bu konu var. Tüm bu Doğu Akdeniz konusu var, Suriye meselesi var. Her konuda Türkiye’nin müdahalesi var. Dolayısıyla tüm buralarda Türkiye’nin nasıl tavır alacağı söz konusu. Şimdi Türkiye’nin hep kendi kurduğu, hiçbir müttefiklik çerçevesine dayanmayan dış politikası var artık. Şimdi bu dış politika çizgisi sürdürülecek mi? Tabi ki ABD ile AB’nin beklediği bu tarz başına buyruk politikaların uygulanmaması. Bu acaba ne kadar böyle gider. Ben bunu bir ihtimal olarak görmüyorum. Hatta bu tarz bir siyasi çizginin aslında Erdoğan yönetiminden öte artık bir devlet politikası olduğunu ve iktidar değişse dahi çok fazla değişmeyeceğini düşünüyorum. 
Belki bu kadar sert olmaz ve belki biraz daha diplomasi tarafına ağırlık verilir ama Türkiye’nin dönüp de bir yandan ABD ile diğer yandan Rusya ve Çin ile kendi çıkarlarına göre farklı farklı taraflarla işbirliği yapma hallerinin Erdoğan olmasa da bundan sonra süreceğini düşünüyorum. 
 
Yani ABD’nin bir politikası var ve Türkiye’nin de buna tamamen uyumlu davranacağı şeklindeki bir tarzın artık olamayacağını düşünüyorum. Artık hangi lider de olsa bunun olacağı sancıları olacak. Yani Türkiye bir anlamda kendine göre dış politika açısından değişim gösterdi. Öte yandan tabi ki bu yönetimden kaynaklanan, bu yönetime duyulan güvensizlik, bu yönetimin daha önceki süreçlerde yarattığı hayal kırıklıkları gibi bir tarafı da var işin. Bu hem Avrupa Birliği’nde var hem ABD’ de var. Bunun getirdiği ayrı güçlükler ve anlaşmazlıklar var. Şimdi bunların ne kadarı nasıl çözümlenebilecek. Mesela Doğu Akdeniz meselesinde özellikle Yunanistan ile bir yakınlaşma var. Yine İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ile yine Mısır’la bir yakınlaşma var ama Yunanistan ile bu yakınlaşma turizm meselesinden kaynaklı bir yakınlaşma olsa da bunun süreceğini sanmıyorum. Bu durum Yunanistan ile Türkiye arasının hep böyle süreceği anlamına gelmiyor. Birkaç aylık sürdürülebilir ama ya sonrası? İşte mesele hep bu soru işaretleriyle dolu. Onun için göreceli olarak ABD ile Türkiye arasında bir şeyler toparlansa bile, bunun çok uzun soluklu olmasını bekleyemeyiz.
 
Türkiye’nin birbiriyle çatışmalı olan bu iki güçle ilişkileri nereye kadar sürer ya da bu hep böyle mi devam edecek?
 
Bu böyle gider. Türkiye iki taraftan da artık vazgeçemez. İşte bir çıkarı olduğunda ABD ile, bir çıkarı olduğunda Rusya ile ilişkilenmesi devam edecek. Şimdi Türkiye’nin NATO ile ilişkilenmesine baktığımızda çok paradoksaldır. Çünkü NATO ‘birinci düşman’ olarak Rusya’yı seçiyor. Yani NATO’nun şu anda kendine belirlemiş olduğu düşman Rusya. Şimdi böyle bir yapının içinde hem Rusya’ya karşı çalışıyorsunuz, bir yandan da Polonya’ya İHA satıyorsunuz. Şimdi Ukrayna’da da bu araçları gördük. Yine Karabağda’da Rusya’ya karşı bir durum vardı. Şimdi Türkiye oradaki askeri denklemi bu İHA’larla değiştirme yoluna gidiyor. Bu mesele Rusya açısından çok daha önemli bir mesele. Şimdi ilişkiler böyle yürüyor ama tüm bunlar nereye kadar yürür? Ne olur? Rusya tekrardan Türkiye’nin canını yakar mı? Evet tüm bunlar olabilir. Mesele da zaten bundan kaynaklanıyor. 
 
 Erdoğan’ın Biden ile yapacağı görüşmede S-400’lerden vazgeçmesi karşılığında ABD’den Fettullah Gülen iadesini ve YPG ile ilişkisinin kesmesini isteyeceği yönünde yorumlar da var. Sizce ABD, Erdoğan’ın bu isteklerini yerine getirir mi?
 
 
Türkiye’nin nasıl ki S-400 meselesinde geri adım atacak durumu yoksa, ABD de (YPG’ye destek) bu konuda geri adım atamaz. Suriye’de kendine göre yaratmak istediği bir denge olduğu için ABD’nin geri atması söz konusu değil. ABD’nin desteği devam edecektir.
 
ABD’nin Türkiye’ye verebileceği bir şey yok. Yine Türkiye’nin bu S-400 meselesini artık rafa kaldırması mümkün değil. Bir şekilde o varlığını sürdürecek. Bir anlamda hangara çekme yani o yatırımı gömme imajı verilmeye çalışılabilir. Yapılacak tek şey bu. O da zaten kendi içinde komplikasyonlara neden olabilecek bir şey. Çünkü Türkiye’de bu kadar büyük bir ekonomik kriz varken, ‘niye o paraları verdiniz’ gündemleri de söz konusu. Burada mesele sadece Erdoğan’ın ürettiği bir politika olmaktan çıktı. Devlet politikasının bu yönde süreceğini kastederken bunu söylemeye çalışıyorum.
 
Türkiye’nin savunma sanayinin daha bağımsız olması. S-400’lerin alınmasındaki asıl amaç buydu. Bu da kalıcı bir yaklaşım olacak gibi gözüküyor. Dolayısıyla şimdilik ABD’den bir şeyler koparmak için S-400’ler için geçici bir çözüm bulunabilir. Ama Gülen’in iadesi çok mümkün mü? Ya da gerçekleşir mi? ve ayrıca böyle bir şey olursa Türkiye için çok büyük bir zafer mi olur. Yani AKP tabanında muhteşem bir dalgalanma mı yaratır? Bundan çok emin değilim. Ama YPG konusu, ki Hulusi Akar kendileriyle ABD arasında tek bir sorunun olduğunu, onun da YPG olduğunu söylemişti. Bu mesele tabi ki daha kullanılacak. Türkiye’nin nasıl ki S-400 meselesinde geri adım atacak durumu yoksa, ABD de bu konuda geri adım atamaz. Suriye’de kendine göre yaratmak istediği bir denge olduğu için ABD’nin geri atması söz konusu değil. ABD’nin desteği devam edecektir. 
 
Birçok yorumcu Suriye, S-400, Libya ve Doğu Akdeniz gibi meselelerde de Türkiye aleyhine kararların çıkacağını dillendiriyor. Mevcut yayılmacı durumunu göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’nin kararlara uyması ve girdiği yerlerden çıkması olası mıdır?
 
Mesela Türkiye, Karabağ’da bir varlık kazanıyor diyelim. Yine Ukrayna’da bir takım askeri varlık var. Balkanlarda böyle. Türkiye’nin Suriye’de, Irak’ta askeri varlığı var. Bunlardan geri adım atması oldukça zor gözüküyor. Çünkü bu durum Erdoğan’ın da sözünü vereceği durumlar değil, devlet politikası haline geldiği için. Dolayısıyla Erdoğan’ın ‘Ben artık tüm bunlardan vazgeçiyorum ve tamamen ABD eksenli bir politika izleyeceğim” demesi de artık mümkün değil. Ondan dolayı Türkiye bir yandan ABD’nin istediklerini vermesi mümkün değil.
 
ABD, AB ve NATO üçlüsünün belirleyeceği ortak politikanın aynı zamanda Ankara’nın politik geleceğini de ciddi oranda etkileyeceği söyleniyor. Buna katılıyor musunuz?
 
 
Türkiye için hakikatten hassas bir dönemdeyiz. Bunun için Erdoğan bundan sonra verebileceğini, yapabileceğini muhakkak ki yapacak. Zaten bu niyetle gidiliyor. Onun için bir orta yol bulunması için çalışacak. Ama dünyanın öyle bir dönemindeyiz ki ne olacağı belli değil.
 
Türkiye’deki iç dinamikler enteresan bir noktaya gitmiş durumda. Yine Türkiye’de ciddi bir ekonomik kriz var.  O yüzden önümüzdeki dönemde dışarıdaki gelişmelerden etkilenecekler diye düşünüyorum. Türkiye için hakikatten hassas bir dönemdeyiz. Bunun için Erdoğan bundan sonra verebileceğini, yapabileceğini muhakkak ki yapacak. Zaten bu niyetle gidiliyor. Onun için bir orta yol bulunması için çalışacak. Ama dünyanın öyle bir dönemindeyiz ki ne olacağı belli değil. Beklenmedik bir kriz ortaya çıkmazsa, Türkiye ile bir ara yol bulunmaya gidilecektir ve Türkiye de göreceli olarak onların istediklerini yapmaya çalıştığı imajını yaratacaktır. 
 
Şimdi bir yandan baktığımızda HDP’ye açılan kapatma davası, yine Türkiye’nin içindeki o sert haller, biraz da ‘Bakın biz ABD’ye karşı adım atmadık’ mesajını verme kaygısı da var. Ama tüm bu denklemler uzun vadeli olarak sürdürülüp, Türkiye’nin gerçekten dış politikasını, tavrını ve iç politikasındaki durumunu değiştireceği anlamına da gelmiyor.
 
 NATO Liderler Zirvesi’nin stratejik olarak geçen yıllardakinden farklı olacağı ve reform niteliğinde bir takım değişikliklerinin yapılacağı ifade ediliyor. Bu değişiklikler arasında NATO’nun önümüzdeki süreçte artık sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve politik bir konseptte rol alacağı ve kararların artık oy çokluğuyla alınacağı dillendiriliyor. Rusya ile ekonomik, politik ve askeri ilişkileri üst düzeyde olan Türkiye için bu ne anlama geliyor?
 
Ekonomik olarak hem Çin hem de Rusya’ya karşı bir ortaklık yapılması çerçevesi, farklı yollarla geliştirilmeye çalışılıyor. Örneğin ABD ve AB arasında bir teknoloji konseyinin kurulması gibi bir çaba da var. Burada aslında taraflar birbirleriyle uyumu bulmaya çalışıyor. Yapılmaya çalışılan bir diğer şey ise, NATO içerisinde yer alan güçlerin NATO karşısında yer alan güçlerle ilişkisini kesmek. Buradaki hedef de aslında ‘Biz batı olarak üstünlüğümüzü kaybetmek istemiyoruz, ondan dolayı da çaba gösteriyoruz’ mesajı vermek istiyorlar. Batı olarak en büyük gücün kendileri olduğunu söyleyemeyecekleri için elbette ki daha demokratik, insan hakları rejimi gibi bir ikililik yaratma çalışıyor. Ama yapılmaya çalışılan bu olduğu için Türkiye’de ister istemez “öbür” tarafa düşmüş oluyor.
 
NATO’nun belirlediği politik stratejilerin çok daha etkin bir şekilde uygulanabilmesi için kararların oy birliğiyle değil, nitelikli oy çokluğuyla alınmasının karara bağlanması gibi bir durum da söz konusu. NATO daha hızlı ve kolay hareket etmesinin yolunu arıyor. 
 
 Reformsal değişiklikler gerçekleştiğinde NATO’nun başta Ortadoğu ve Kürtler konusundaki yaklaşımı önümüzdeki süreçte ne olur?
 
Söz konusu güçlerin iki yüzlü yaklaşımları söz konusu olduğu için Kürt meselesi bu anlamda unutulmuş oluyor. Yani rafa kaldırılmış vaziyette. Konuyla ilgili batı bloğuna baktığımızda bir adım atılmasıyla ya da Türkiye’ye eski zamanlarda olduğu gibi bir yaptırım uygulanması ile ilgili bir yaklaşım görmüyoruz. Ortadoğu bağlamından çok, Türkiye’de HDP’nin kapatılması adımları ve tüm bu konu sertleşirse o taraf üzerinden daha çok gündeme geleceğini düşünüyorum. Ancak NATO’nun durumuna baktığımızda, NATO bugüne kadar Türkiye ile en fazla işbirliği yapan ve Ankara’nın suyuna giden yapı oldu. 
 
Bunun da şu aşamada çok değişeceğini zannetmiyorum. Türkiye bugüne kadar askeri olarak yapacağını yaptı. Dolayısıyla Türkiye’nin daha ileri gideceği bir durum yok. Burada NATO’nun tek yapacağı sadece Suriye konusunda değil, Irak konusunda da Türkiye’nin daha büyük askeri hareketler yapmasını engellemeye çalışmak olacaktır. Onun dışında Türkiye’yi bu tarz modere etme çabaları dışında çok da bir şey yapabileceklerini düşünmüyorum. 
Hatırlarsanız Karabağ konusunda da Türkiye tamamen başına buyruk hareket etmiş oldu. Yani kimseyi de bir anlamda ne dinledi ne de kimse müdahale etti. O da Türkiye’nin Rusya’ya karşı hala bir batı müttefiki olarak tutuluyor olmasının yararı olduğu düşünülüyor. O yüzden de NATO’nun pozitif tavrı, Türkiye’nin politikalarını bir anlamda eleştirmeyen tavırları devam edecektir. Zaten askeri olarak Türkiye’ye duyulan ihtiyaç olarak baktığımızda bunun Ukrayna tarafı ve Afganistan tarafı var. Dolayısıyla bu battı ittifakının bu askeri meselelerde bir anlamda Türkiye’yi uzaklaştırmama ihtiyacı devam ediyor.
 
MA / Selman Güzelyüz

Haber/Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.